Siz değerli misafirlerimize Türkü Kervanı harika bir müzik ziyafeti sunan Türkü Kervanı dinletmek için kuruldu.

18 Mart 2009 Çarşamba

Hastaların korkuları

Yaptığım her burun ameliyatı görüşmesi şu şeklide başlıyor: “ama ben delikleri karşıdan gözüken o artistlere yapılan burunlardan istemiyorum”. Yada “o küçücük ameliyatlı olduğu uzaktan belli olan burunlardan asla istemiyorum”. Bu o kadar da haksız bir giriş değil. Sokakta karşılaştığınız, magazin sayfalarında önünüze çıkan kötü burun ameliyatları, doğal olmayan sonuçlar elbette sizi etkiler. Ameliyat olmanız söz konusu olduğunda aklınıza ilk gelen ne istediğiniz değil ne istemediğiniz olacaktır.

Bu konuya bir açıklık getirmek gerekiyor. Ameliyatlar belli riskler içerir. Bu size söylense de söylenmesede siz bilirsiniz ve bilmelisiniz ki her ameliyatın nadir de olsa çok ciddi olabilecek komplikasyonları olabilir. Ama başınıza gelme ihtimali olan bu riskler arasında o sokakta gördüğünüz burun şekli yok. Çünkü bu tamamen cerrahın insiyatifinde olan bir şey. Kullandığınız teknik eğer modern bir teknik ise, burun delikleri karşıdan gözüke fıdık kadar bir burun yapmamak tamamen sizin elinizde oluyor. Yemek yapmaya benzetebilirsiniz, ben mutfağa size sosisli sandviç yapacağım diyerek mutfağa girerersem elimde bir hamburgerle masaya dönme ihtimalim yoktur. ama mutfakta tüp patlayabilir ve sizin sosis yanabilir, bunu gerçekten kimse size garanti edemez ama hamburger yemeyeceğinizi kesinlikle garanti edebilirim.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

Burun estetiği

konu estetik cerrahi olunca Türkiye’de burun estetiği açık farkla öne geçiyor. yapılan estetik ameliyatların en az yarısını burun estetiği oluşturuyor demek yanlış olmaz. dünyada bu durum tam tersi. avrupa ülkelerinde bu ameliyat o kadar az yapılıyor ki orada yaşayan türkler olmasa neredeyse hiç yapılmayacak durumda. bunun sebebi de çok basit, avrupalıları burunları zaten bizim ameliyat ile elde etmek istediğimiz şekildeler. hollanda da isveçte sokakta dolaşan insanların burunlarında kusur bulmak bile neredeyse olanaksız.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

Estetik burun ameliyatı

Burun estetiği ameliyatını ben prensip olarak mutlaka genel anestezi ile yapıyorum. Türkiyede lokal anestezi ile burun ameliyatı yapılması çok yaygındır, ama bunun genellikle hastalariçin çok kötü bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Bir çok ameliyat lokal anestezi ile yapılabilir ama yüzünüzün tam ortasında kmiklerin törppülenmesine dayanmak zorunda değilsiniz. Tıp size bunu hissettirmeyecek kadar gelişti.

Ameliyat açık yada kapalı teknik ile yapılıyor. Ben açık tekniği daha fazla tersih ediyorum. Aradaki fark nedir derseniz sizin açınızdan neredeyse hiç bir fark olmadığını söyleyebilirim. Açık teknikte burun ucundan ek ir kesi de yapıyoruz ama bu iz bırakan bir ksi değil. İlk bi rkaç hafta orada bir leke görebilirsiniz ama uzun dönemde iz kalmıyor. Açık teknik cerraha herşeyi görme şansı veriyor. Ben de görerek yapmayı seviyorum, hiç bir şey şansa kalmıyor.

Ameliyat süresi tamamen cerraha bağlı. Benim ortalamam zannediyorum 1 saat 15 dakika. Ama 3 saat uğraştığım zor vakalarda olmuyor değil.

Ben bu ameliyatı mutlaka bir hastanede yapıyorum. Bence bu çok önemli, bu ciddi bir ameliyat ve bir muayenehande yani bir apartman dairesinde böyle bir ameliyat olmamanızı öneririm. Yukarıdan komşunuzun yaptığı kızartma kokuları gelirken sizin alt katta gerçek bir ameliyat geçirmeniz Dali’nin surrealist tablolarına girebilir

Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

Sıra Dışı Burun Ameliyatları

Sıra dışı ne olabilir diye düşünmeyin. Bazı insanlar doğdukları burun ile yaşamaya devam etmek istiyorlar ve bunda şaşırılacak bir şey yok. Ben belli estetik normlara göre onlara farklı bir planlama yapabilecekken onlar aile resimlerinde farklı birisiymiş gibi gözükmekten, aynaya bakınca farklı bir yüz görmek istememeye kadar bir çok sebepten bunu reddediyorlar. Ne yalan söyleyeyim bu da benim en sevdiğim ameliyatlardan birisi; Son derece saygı duyuyorum ve benimde estetik bakışımı geliştirdiğini düşünüyorum.

Bu hastalarım karşıma oturup “aklınızda ne varsa boşverin, ben sizden farklı bir burun istiyorum” diyor. Bu genellikle çok çok küçük bir girişimle sadece sorun olan bir kaç yerin düzeltilmesi oluyor. Örneğin burun sırtındaki kamburun sadece bir kısmının alınması, burun ucunun sadece bir kaç mm. kaldırılması (bu istek zaten mini-rinoplasti’nin ilk fikri olmuştu) yada çok geniş bir burnun daraltılması oluyor. Bazen bunların da ötesinde, burna belli bir şekil verip üzerine bir küçük “hump” yani kambur isteyenler bile oluyor. Mantıklı bulduğum her şeyi yapmaya çalışıyorum. Yeterki bu istekler çok çılgınca olmasın.

Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo


GEBELİK İÇİN GEÇ KALMAYIN !

Yaşlı annelerin iri, düşük, ikiz doğum yapma ihtimali artarken, erkek çocuk sahibi olma ihtimali azalıyor

Yaşlı babaların yeni doğacak çocuklarında ise öğrenme kapasitesi düşüklüğü, cücelik ve erken yaşlanma riski artıyor. Yaşlı anne ve babaların yeni doğan çocuğunun sağlıksız olma riskinin, genç anne-babaların çocuklarına oranla yüksek olduğu belirtiliyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, 33 yaşından büyük kadınların yumurta, 40 yaşından büyük erkeklerin spermlerinin de yaşla birlikte dejenerasyona uğramaya başladığını söylüyor.

Sağlıklı bebek şansı düşüyor

Çocuk sahibi olmak için ideal yaşları geçiren kişilerin çocuk sahibi olmaları kadar, çocuklarının sağlıklı olmasının da güçleştiğini belirten Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, ABD'de 50 yılı aşkın süreden beri yeni doğan çocukları incelenen yaşlı anne ve babaların, genç anne ve babalara oranla, çocuklarının cücelikten, sağırlığa kadar birçok sağlık sorunuyla dünyaya geldiğini aktarıyor.

Yaş ilerledikçe erkek çocuk şansı azalıyor

Kurtoğlu, araştırmalarda, yaşlı annenin yeni doğan çocuklarının ikiz olma şansının yüksek, erkek çocuk sahibi olma ihtimalinin ise azaldığını kaydediyor. Yaşlı annenin, 4 kilonun üzerinde iri çocuk doğurma ve düşük yapma riski yaşadığını da ifade eden Kurtoğlu, "Yaşlı annenin yeni doğan çocuğu, kromozom hastalığı, sağırlık, şeker ve alzheimer hastalığına yakalanma riskini daha fazla yaşıyor" diye konuşuyor.

Yaşlı babanın yeni doğan çocuklarının ise özellikle büyüme sorunu ve çok sayıda hastalık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını aktaran Prof. Dr. Kurtoğlu, şu bilgileri veriyor:

"Bu hastalıklar içinde kol ve bacakların kısa olduğu cücelik (akondroplazia) ile erken yaşlanmanın (progeria) fazla olması dikkat çekiyor. Yaşlı babanın yeni doğan çocuğunun öğrenme kapasitesinin de genç babanın çocuğuna göre düşük olduğunu görüyoruz. Sinir sistemi, kas, kemik, kalp ve böbrek hastalıkları ile katarakt, göz tümörleri, yarık damakve yarık dudak gibi rahatsızlıklar, yaşlı babanın çocuğundaki diğer riskler olarak göze arpıyor."

Prof. Dr. Kurtoğlu, ideal doğum yaşını geçen kişilere çocuk sahibi olmayı önermediklerini, buna karşın çocuk sahibi olmada ısrar edenler için daha önce dünyaya gelen çocuktan yola çıkarak, özel araştırmalarla risk gruplarının belirlenebildiğini söylüyor.

Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

BEBEK PLANLARIMI YAPIYORSUNUZ ?

Henüz çocuk istemiyor ama anne ya da baba olup olmayacağınızı da merak ediyorsanız yaptırabileceğiniz testler var.

Erkekte spermiyogram, kadında ise adetin 2’nci veya 3’üncü gününde PSH hormonuna baktırmak en temel doğurganlık testleri olarak kabul ediliyor.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlerin bir yıl korunmasız ilişki sonrasında çocuk sahibi olamama durumu 'infertilite' olarak kabul ediliyor ve hekime başvurmak gerekiyor.

Belirti yoksa gerek yok

Ancak günümüzde insanlar doğurganlıklarının düzeylerinin ne olduğunu, kalıcı partnerleri olmadan, çocuk istemeden dahi merak edip, öğrenmek istiyor.

Olaya tıbbi olarak yaklaşıldığında, eğer hiçbir infertilite belirtisi yoksa herhangi bir test yaptırmak önerilmiyor ama kişi illaki merak ediyor ve öğrenmek istiyorsa da, erkekte ve kadında uygulanabilecek testler mevcut.

Erkekte spermiyogram, kadında ise adetin ikinci veya üçüncü gününde PSH hormonuna baktırmak en temel doğurganlık testleri olarak gösteriliyor.

Doğurganlık kapasiteleri farklı

İnsanların doğurganlık kapasiteleri birçok nedene bağlı olarak değişebiliyor.

Bir kadın üst üste hamile kalabiliyorken, bir diğeri hiç hamile kalamayabiliyor. Aynı şey erkekler için de geçerli ve spermin yapısı, hareketliliği, sayısı gibi birçok neden, doğurganlık seviyesini etkiliyor.

Ancak üzerinde durulması gereken konu, çocuk sahibi olmak için tek başına bir kadının doğurganlık kapasitesinin yeterli olmadığı ve erkekle kadının birlikte değerlendirilmesi gerektiği...

Aslında infertilite ya da çocuk sahibi olamama bir kesinlik durumu olarak ifade edilmiyor. Araştırmalar, infertilite teşhisi konmuş kişilerin üçte birine yakın kısmının zaman içinde çocuk sahibi olduğunu gösteriyor.

2-3 günlük cinsel perhiz

Çocuk sahibi olması için bir çiftin 3 faktöre ihtiyacı var. Bunlardan biri sperm, diğeri yumurta, üçüncüsü de spermle yumurtanın birleşmesini sağlayacak normal bir anatomik ortam. Bu da tüplerin açık veya kapalı olmasına bağlı.

Son olarak da embriyonun yapışıp gelişeceği normal bir rahmin olması gerekiyor. Doğurganlık testleri de bunlara bağlı olarak yapılıyor.

Erkekler için testlerin son derece basit olduğunu söyleyen Prof. Dr. Aydın Arıcı, sperm analizi sonucunda son derece geniş bir bilgiye ulaşmanın mümkün olduğunu belirterek, şu bilgileri veriyor:

"Bu testin 2-3 günlük bir cinsel perhizden sonra, yani en son ejakülasyonun (boşalmanın) üzerinden 2-3 gün geçtikten sonra yaptırılmasını öneriyoruz. Spermlerin hareketliliğine bakıyoruz ve en az yüzde 60’ının hareketli olmasını istiyoruz. En önemli faktörlerden biri de spermlerin şekli. Test için herhangi bir erkeğin spermine bakıldığında sperm hücresinde doğal olarak yüzde 40’a yakın şekil anormallikleri vardır. Çift başlıdır, çift kuyrukludur, iri başlıdır, küçük başlıdır, eksik kuyrukludur gibi... İşte bunların sayısı artarsa infertiliteye sebebiyet verirler. Sperm hacminin çok az ya da çok fazla olması da doğurganlığın zor olmasına neden olur."

Kadın testleri daha zor

Asıl üretkenliğin merkezi kadınlar olduğu için, onlara uygulanacak testler de biraz daha detaylı...

Kadınlarda öncelikle yumurtlama fonksiyonları araştırılıyor. Normal olarak her kadının 28 günlük adet döneminde 14’üncü gün yumurtlamanın gerçekleşmesi gerekiyor.

Bu noktada hormonal değişiklikleri saptamak için gerekli testler yapılıyor.

Testlerden ilki, adetin 3’üncü günü yapılan kan testi. Bu dönemde östrojen en düşük düzeye indiği için yumurtalıktaki yumurta rezervi kolaylıkla tespit edilebiliyor.

Adetin 3’üncü günü hem östrojene bakılıyor hem de yumurtalığın fonksiyonunu kontrol eden PSH hormon testi yapılıyor.

Ayrıca, yumurtlamayı da etkileyen, ama aslında göğüslerden süt üretimini kontrol eden prolaktin hormonu da test ediliyor.

Ayrıca hem genel sağlık açısından, hem de gebelik ve yumurtalık açısından son derece önemli bir hormon olan troid hormonuna, TSH’ya bakılıyor.

Prof. Arıcı, bunlara ek olarak 14’üncü gündeki yumurtlamadan bir hafta sonra yani 21’inci günde yumurtlama olup olmadığını anlamak için, progesteron hormonuna da bakılmasında yarar olduğunu hatırlatıyor.

Bu testler net bir şekilde yumurtlama fonksiyonunun normal olup olmadığını, yumurtalık rezervlerinin ne kadar kaldığını ve bu konuda yapılması gerekenleri açıklıyor.

Eğer bu noktalarda sorun tespit edildiyse de ilave olarak yapılması gereken bazı testler bulunuyor.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

BEBEK İSTEYENLER DOĞUM KONTROLÜNÜ NE ZAMAN BIRAKMALI

Eğer prezervatif ve diyafram gibi doğum kontrol yöntemlerini uyguluyorsanız, bunları bırakır bırakmaz hamile kalabilirsiniz. Ancak diğer doğum kontrol yöntemlerinde doktorlar en az bir adet döneminin geçmesi gerektiğini savunuyorlar.

Doğum kontrol hapı:Bu hapları hamileliğinizden en az üç ay önce bırakmanız gerektiği gibi bazen bir ay da yeterli olabiliyor. Ayrıca bu hapları bıraktıktan sonra en az bir kez adet görmeniz gerekmektedir.

Rahim içi araç (RİA):Doğum kontrol yöntemlerindeki aynı yöntem RİA için de uygulanmalıdır. Bıraktıktan sonra en az bir kez adet görmelisiniz ve bu süreçte bariyer metodunu uygulamalısınız.

Sağlıklı ve formda kalmanın faydaları

Hamile kalmanızdan en az üç ay önce sağlıklı bir yaşam düzenini benimsemeniz hamile kalma şansını ve bebeğin sağlıklı doğmasını sağlayacaktır.

Sağlıklı bir diyet:Diyetinizi size rahatsızlık vermeyecek şekilde düzenleyebilirsiniz. Kepekli ekmek, pirinç ve patates gibi yiyecekler kaliteli karbonhidrat sağlarlar, kaymaksız süt ve düşük yağlı peyniri tercih edin, yemeklerde ayçiçek ve zeytinyağı kullanın. Bol miktarda meyve ve sebze yiyin. Suni yemeklerden kaçının ve öğün atlamayın.

Egzersizler:Haftada en az üç kez kalp atış hızınızı yükselten 20 dakikalık egzersizler yapmalısınız ve eşinizle beraber uygulayabileceğiniz bu egzersizler jogging, yüzme ya da jimnastik gibi hafif sporlar olmalıdır.

Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

BEBEK YAPMAK İÇİN ÇOK SEKS YAPMAK ŞART MI ?

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi'nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğurganlık için kadın ve erkek nasıl seks yapmalı konusunu tartıştı.

Prof. Dr. Aydın Arıcı: "Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer"

Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?

Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil!

Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?

Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır.

Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?

Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer.

Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?

28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?

Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir.

Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?

Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl.

Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?

Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır.

Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var"

Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?

Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez.

Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?

Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez.

Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?

Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar.

Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?

Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler.

Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?

Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor.

Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?

Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart.

Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?

Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

ÇOCUK SAHİBİ BİR AİLE OLMAYA HAZIR MISINIZ ?

Çocuk sahibi olma kararı kimi zaman çiftleri karşı karşıya getiriyor. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Aslıhan Kurt, çiftlerin çocuk sahibi olma kararını birlikte alması ve bir bebeğe hazır olması konusunda fikir birliğinde olması gerektiğini belirterek merak edilenleri sizlerle paylaşıyor.

Çocuk sahibi olmaya karar verme aşamasında, evlilikte uyum noktasında önemli bir faktör. Evlilikle hayat çok değişmiyor ama çocuk sahibi olunca evlilikte bir değişim olması kaçınılmaz. Anadolu Sağlık Merkezi’nden Uzman Psikolog Aslıhan Kurt değişimi güzel bir örnekle açıklıyor: “Bir çift pistte tango yaparken, sırtlarında kabarık birer sırt çantası olduğunu düşünün. Uyumlu dans etmek zorlaşacaktır. Bazı figürleri yapamayacaklar, yeni bir takım hareketler geliştirmeleri gerecek, çok akrobatik olan hareketler yerine daha dengeli hareketleri tercih edecekler, kısacası bu yeni duruma göre danslarında uyumu sağlayacak bazı değişiklikler yapmaları gerecektir. Bu değişikliklerden sonra dansları eski dansları gibi olmayacaktır, ama yeni bir tarzda yine uyumlu olacaktır. Çocuk yapma kararı verildikten sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bu açıdan çiftlerin birbirini tanıyor olmasından çok, birbirlerinde meydana gelecek değişikleri algılamaya ne kadar niyetli ve becerikli oldukları, uyum için daha önemli olacaktır.”

Ortak karar alınmalı

Çocuk sahibi olma kararının alınmasında dikkat edilmesi gereken altın standartlar diye bir şey yok. Şu şu şartlar karşılandığında çocuk yapmak için en doğru zamandır diye bir şey söylemek de mümkün değil. Yine de sağlıklı bir karar için ne gerekiyorsa, çocuk yapma kararı için de aynı şeyler söylenebilir. Psikolog Aslıhan Kurt konuyla ilgili şunları söylüyor: “Bunlardan ilki, çocuk sahibi olmak çiftin hayatında önemli değişikler meydana getirecektir. Çiftin, hayatlarının iş, kariyer, ekonomik yapı, sosyal ilişkiler, iş bölüşümü vs. alanlarında meydana gelecek bu değişikliklerin farkında olmaları ve bunlarla ilgili gerçekçi bir değerlendirme yapmaları, kararlarının doğruluğunu etkileyecektir. İkincisi, bu kararın iki kişinin ortak kararı olmasıdır. Çiftlerin çocuk yapmak ile ilgili kişisel nedenleri aynı olmayacaktır. Ancak karar iki kişinin kararı olmalıdır. İkincisi, kişiler birbirlerinin çocuk yapma kararıyla ilgili nedenlerini bilmeli, birbirlerine bildirmelidirler. Üçüncüsü, çocuk yapmak istemenin gerçek nedeni, sadece bir çocuğa sahip olmak istemek olmalıdır. Bazı durumlarda çocuk yapma kararının altında, çocuğun yolunda gitmeyen ilişkiyi düzelteceği, ilişkiye bir değişiklik getireceği, ilişkiye heyecan katacağı gibi gerçekçi olmayan beklentilerin bulunduğu görülür. Bu durumda, çiftin bu gerçek nedenlerin farkında olması, bunları iyice değerlendirmesi ve mümkünse bu konularla ilgili çözüm yolları aramaları daha faydalı olacaktır. Bu sorunları çözümledikten sonra çocuk yapma kararlarını tekrar değerlendirebilir. En azından ikincil nedenleri bilerek, ve bunlara rağmen çocuk yapma kararı aldıklarının farkında olmalarında yarar vardır. Dördüncüsü, eşlerden birinin bu kararla ilgili tereddüdü veya şüpheleri varsa, bu karar iyice konuşulup tartışılmalıdır. Eğer bir çözüme ulaşılamıyorsa, çiftin birlikte bu kararlarını bir profesyonel (psikolog, aile danışmanı, psikiyatrist vs.) ile değerlendirmesinde fayda vardır. Bütün bunlara rağmen, şunu unutmamak gerekir ki bu kararın doğruluğu ya da yanlışlığından çok, bu kararı vermede kişilerin dayandıkları kişisel nedenlerin iki kişi tarafından da farkında olunması önemlidir. Çünkü ileride çiftin yaşantısında meydana gelecek kaçınılmaz değişiklikle ne kadar etkili bir şekilde başa çıkacakları, bu farkındalıklarının derecesine bağlıdır.

Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

BAŞARILI BİR EMZİRME İÇİN ÖNERİLER

Emzirmeye mutlaka doğumu izleyen ilk saatler içinde başlayın.

Emzirme sırasında rahat bir pozisyonda olmalısınız. Özellikle ilk haftalar saatlerce bu pozisyonda oturacağınız için rahat bir koltuk, ayağınız altına destek, kolunuzun altına yastık, rahatınız için ne gerekiyorsa yapın ve bebeğinizle paylaştığınız bu özel zamanın tadını çıkarın.

Bebeğinizi sadece başı değil tüm vücudu size dönük olacak şekilde, göbek göbeğe temas ederek yatırın. Uygun pozisyon başarılı emzirmenin sırrıdır.

Göğsünüzü alttan dört parmağınızla, başparmağınız üstte kalacak şekilde destekleyin. Parmaklarınız areola kısmına (kahverengi kısım )değmemelidir.

Bebeğinizin ağzını açarak aranmasını sağlamak için üst dudağına ve ağız kenarına dokunun. Ağzını iyice açana kadar dudağına göğüs ucunuzla dokunmaya devam edin.

Uygun kavrama: Göğüs ucu ve areolanın büyük kısmı bebeğin ağzında olmalıdır. İlk kavrama anında biraz acı olsa bile ritmik emmeye geçtikten sonra kavramayı hissetmeli fakat acı duymamalısınız. Canınız acımaya devam ediyorsa kavrama pozisyonda hata vardır, çatlak oluşmaması için bebeği göğüsten ayırıp tekrar doğru kavramasını sağlamalıyız.

Emzirme düzene girene kadar her emzirmede iki göğsünüzü birden vermelisiniz. Bebeklerin çoğu 10-20 dakika boyunca emerler. Emzirme süresini belirleyen bebektir

Bebeğin göğüsten ayrılmasını istediğinizde parmağınızı ağzının kenarından damağına doğru sokun ve dudakları gevşettiğinde yavaşça memeden ayırın.

Bebeğinizin gazını emzirme sonunda ve göğüs değiştirirken mutlaka çıkarın. Anne sütü alan bebekler ilk günlerde biberonla beslenenler kadar gaz çıkarmayabilir, sütünüz bollaştığında daha çok gaz çıkarmaya başlayacaktır.

Emzirmeye her defasında farklı göğüsle başlayıp her iki göğsü de emzirin. Hatırlamak için sütyen askısına takacağınız bir çengelli iğne veya emzirme koltuğunun koluna bırakacağınız bir tülbent size yardımcı olabilir.

Bebek her istediğinde emzirin. İlk ayında bebek dört saatten uzun uyursa uyandırıp emzirebilirsiniz. Bebeğin emme araları düzensiz olabilir. Süt bollaştıktan sonra bebekler genellikle 2-3 saat arayla, günde 8-10 kez emerler.

İlk dört hafta bebeğinize sadece anne sütü vermeniz yeterli süt salgısının oluşması için çok önemlidir. Süt salgısı 4-6 hafta sonra bollaşacaktır. Bu dönemde hiç biberon veya emzik kullanmamak en uygunudur.

Göğüslerinizin bakımı için her gün duş yapın ve göğüslerinizi sabun kullanmadan sadece suyla yıkayın. Gece -gündüz göğüslerinizi destekleyen ve sıkmayan bir sütyen takın.

İyi beslenin. Yüksek protein, kalsiyum ve sıvı içeren, besleyici ara öğünleri olan bir diyetiniz olsun. Yağ ve şekeri az alırsanız siz de bebeğinizin sağlığına zarar vermeden eski kilonuza dönebilirsiniz.

Dinlenmeyi, kendinize vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Gün içinde bebeğiniz uyurken siz de kısa şekerlemeler yapın.

Bebeğiniz yeterli beslendiğinin tek güvenilir göstergesi kilo alımıdır, ama ilk 48 saatini geçirmiş iyi beslenen bir bebek genellikle günde 4-6 kez bezini ıslatır, günde en az iki kez bazen her emzirmede kakasını yapar, ikinci haftasından sonra düzenli kilo alır.

Anne sütünü siz yokken bebeğinize verilmek üzere sağıp saklamanız gerekiyorsa:

Sağma işlemine başlamadan ellerinizin, göğsünüzün ve sağmak için kullandığınız malzemenin temiz olduğundan emin olun.

Sağdığınız sütün saklama kabına mutlaka tarih etiketi yapıştırın.

Sağdığınız süt oda sıcaklığında 4 saat, buzdolabında 5-7 gün, buzlukta 2 ay, derin dondurucuda 6 aya kadar saklanabilir.

Soğutulmuş süt öğünlük porsiyonlar halinde birleştirilebilir ama önceden dondurulmuş süte taze süt eklenmez. Öğünden sonra artan sütler atılır.

Soğutulmuş süt ılık suya daldırılarak ısıtılır, mikrodalga kullanılmaz! Süt donunca yağ tabakası üste çıkar, ısıttıktan sonra hafifçe çalkalayarak karışması sağlanır.

Anne sütü nasıl artırılır:

Büyümenin hızlandığı dönemlerde birkaç gün boyunca sütünüzün bebeğinize yetmediğini, göğüslerinizin boşaldığı halde bebeğinizin emme isteğinin sürdüğünü, bebeğiniz sık sık emerek süt salgınızı arttırmaya çalıştığını fark edebilirsiniz. Göğüsünüz sık aralıklarla boşaltılması, sıvı alımına ve beslenmeye özen göstermek ve yeterince dinlenmek kısa sürede süt salgınızın bebeğin artan gereksinimini karşılayacak seviyeye gelmesine yetecektir.

Her iki göğüsü de her emzirmede 10-20 dk. emzirin

Günde 9-12 kez, 2-3 saat arayla emzirmeye çalışın

Bebeğiniz göğsünüzü tam boşaltmadan emmeyi keserse bebeğin başını vücudunu okşayın veya göğsünüze masaj yaparak salgıyı uyarın

3 gün içinde süt salgınız artmadıysa her bir göğsünüzü her emzirme sonrası 5-10 dk boyunca sağarak uyarın



Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

BAYILMA (SENKOP) VE TEDAVİSİ

Bilincin ve ayakta durma yeteneğinin geçici olarak kaybolması ve ardından bu durumun kendiliğinden düzelmesi ile bayılma oluşmaktadır. Eski yıllarda bayılmanın sadece isteğimiz dışında çalışan otonom sinir sisteminin sempatik ve parasempatik altkollarındaki fonksiyon bozukluğundan kaynaklandığı düşünülürdü. Ancak görüldü ki bayılma yalnızca bu yolla değil, kalp ve özellikle toplar damarların yetersiz fonksiyonu, kansızlık, metabolik hastalıklar ve damarlardan salınan biyokimyasal faktörler de burada rol oynamaktadır.

Beyin sapına olan kan akımının düşmesi ile yaklaşık 10 saniye içinde şuur kaybı gerçekleşir. Bu hadise vasovagal refleks, kalp ritminde düzensizlikler, otonom sistemin yetersizliği, beyin akımını ve oksijenasyonunu azaltan her koşul ile ortaya çıkmaktadır. Vagal uyarılarla pankreastan salınan polipeptidler bireylerde bayılmadan önce oluşan sindirim sistemi belirtilerine yol açar, göz dolaşımının azalması ile de görmede bulanıklık oluşur.

Bayılmanın hangi sınıfa sokulacağını teşhis etmek sıklıkla karmaşık olmaktadır, çünkü bayılmaya yol açan mekanizmalar komplikedir ve sıklıkla bir çok mekanizma hadisede rol almaktadır. Başlıca 3 mekanizma bayılmadan sorumlu tutulmaktadır:

Özellikle gençlerde en sık rastlanan bayılma, sıklıkla uzun süreli ayakta kalma ya da dik oturur konumda görülür, çünkü bu yolla bir litreye yakın kanın aşağıda, karın ve bacaklarda göllenmesi 3-5 dakikada gerçekleşir ve kalbe geri dönen kan miktarı azalır (ortostatik bayılma). Kalbin ve damarların da bu hadisede rol aldığını vurgulamak için bu şekilde bayılmalar vasovagal veya nörokardiyojenik bayılma olarak da adlandırılırlar. Vasovagal bayılmanın karakteristik olarak bayılma öncesinde terleme, solgunluk ve fenalık hissi belirtileri vardır ve ölüm riski oldukça düşüktür. Bu ad altında toplanan bayılma, uzun süre ayakta durmaya bağlı, boyundaki atar damar üzerindeki reseptörlerin ileri derecede duyarlı olmasına bağlı, sindirim sisteminin ileri derecede aktif olması, şiddetli öksürük, idrar ve ıkınma sonrası ortaya çıkmaktadır. Refleks yolla kalbin alt yüzündeki alıcılar uyarılarak kalp ve damar sisteminde parasempatik sistem aktivasyonu olur, yani tansiyon düşüklüğü ve nabız yavaşlaması oluşarak hadise şuur kaybı ile sonlanır. Yatar durumdan ayağa kalkma ile 1 dakika içinde ortalama kan basıncında geçici olarak 25-30 mmHg’lık bir düşme olmaktadır ki, bu da sağlıklı kimselerde dahi geçici göz kararması ve baş dönmesine sebep olmaktadır. Ayrıca su boşaltıcı ilaç alanlar ve sporcular gibi çokça sıvı kaybedip, yeterli sıvı almayanlarda, uzun süre sauna gibi sıcak ortamlarda kalanlarda ve beklenmedik bir haber alanlarda da benzer mekanizmalarla ve atardamarlarda da genişleme ile bilinç kaybı olmaktadır. Bu türde ayağa kalkma ile oluşan baş dönmelerini engellemek için vücudumuzun otonomik sinir sistemi ve kas pompası olarak nitelenen mekanizmaları vardır. Vasovagal bayılmada bu mekanizmaların yeterli çalışmadığı bilinmektedir.

Karotis sinüsün aşırı duyarlılığı: kimi insanlarda (özellikle yaşlılarda) beyne giden damarların boyundan geçen kesimi üzerindeki reseptörler aşırı derecede hassastır. Bu olgularda bahsi geçen reseptörlere, traş olma ya da boynun aşırı öne eğilmiş şekilde, 5 saniye kadar basınç uygulanırsa kalp ritminin 3 saniyeden uzun durduğu gözlenir. Bu testle normal kişilerin %40’ında da ritim yavaşlaması görülmektedir. Böyle bir test 3 ay içinde geçici veya kalıcı felç geçirenlere veya boyun damarında üfürüm olanlara yapılmamalıdır. Bu hastalar kalıcı kalp pili uygulamasından çok fayda görürler.

Bayılmaların önemli bir kısmı kardiyak (kalp) kökenlidir. Hastanın kalp ritminin önemli derecede yavaşlaması veya hızlanması tansiyon düşüklüğü ve beyin dokularının az kanlanması ile gider (kardiyojenik bayılma). Başlangıç anidir, otonom sistem aktivasyonuna ait ön belirtiler yoktur. Hasta ayakta veya yatar durumdadır ve nabız alınamaz. Bu durumun uzun sürmesi ile hastada kasılmalar ve idrar ve dışkının kaçırılması gözlenebilir. Nabzın geri gelmesi ile hastanın kısa sürede toparlandığı, yüzünde kızarıklık ve bilincin geri geldiği sıklıkla müşahede edilir. Daha az olmakla birlikte hareketli kalp içi tümörler (miksoma) veya hipertrofik kardiyomiyopati olarak adlandırılan kalp kas hastalıklarında da kalbin kanı ileriye pompalaması kısıtlanarak bayılma görülmektedir.

Daha nadir olarak beyne giden damarların kireçlenmesi ve daralmasıyla beyin kan akımı kısıtlanarak da bilinç kaybı olabilmektedir (ateroskleroz).

Bayılmanın incelenmesi hastalığın beklenmedik nöbetlerle ortaya çıkması nedeniyle güçtür. Bunun yanında kardiyoloji, endokrinoloji, nöroloji ve genel dahiliyeyi de ilgilendiren uzantıları olması nedeniyle bayılmanın bir ekip tarafından incelenmesinde fayda vardır. Ancak altta yatan sebep olarak öncelikle hayatı tehdit edici ritim bozuklukları, şok, aort yırtılması, kalp krizi, tamponad olarak adlandırılan kalp zarında sıvı toplanması ve yaygın akciğer embolisinin hızla ekarte edilmesi hayat kurtarıcı olmaktadır. Bu durumlarda şuur ya geç gelebilir ya da hiç geri gelmemektedir. Ayırıcı tanıda kalp hastalığının olmadığı olgularda, sıklıkla görülen vasovagal bayılmada, bayılmanın ayakta iken olması ve hele öncesinde terleme, fenalık hissi gibi belirtilerin olması hadisenin selim karakterli olduğunu düşündürür. Otonom sistemin yetersizliğinde semptomatik ortostatik hipotansiyon gelişebilir. Ortostatik hipotansiyon ile dik konuma geçtikten sonra 3 dakika içinde tansiyonun 20 mmHg’dan fazla düşmesi anlaşılmaktadır. Baş dönmesi ve bulanık görme şikayetleri sıktır. Elbise askısı tarzında, yani boyundan baş arkasına ve her iki omuza doğru yayılan ağrı şuur bulanıklığından hemen önce hissedilebilir. Bunun sebebi bu bölgenin kaslarına geçici tansiyon düşüklüğü nedeni ile yeterli kanın ulaşmamasıdır. Aynı şekilde sırt ve bacak kaslarında da ağrı olabilir. Nadir de olsa kalp ağrısına benzer tarzda göğüs ağrısı da eşlik edebilir. Belirtiler ayakta durma veya yürümekle kısa sürede ortaya çıkarken yatar duruma geçince hızla toparlar. Bu semptomlar bayılmanın öncüsüdür ve hastanın yatmasını uyarır, aksi halde bilinç giderek kaybolur ve hasta yere düşer. Bu durum otonomik yetersizliğe bağlı ise otonom sistemin aktivasyonuna bağlı terleme ve bradikardi (kalp yavaşlaması) görülmez.

Vasovagal bayılma atakları genelde birbirine yakın aralıklarla peşpeşe olur ve sonra uzun bir süre ara verdiği görülür. Enteresan bir şekilde, ileride bahsedeceğimiz tilt table testi yapılan olgularda bayılma sıklığının azaldığı olgularımız da vardır. Kardiyak kökenli bayılmalar bir yıl içinde %30 oranında ölüm ile sonlanmaktadır. Bayılma olgularının %35’inde altta yatan etken bulunamamaktadır.

Bayılmanın efor ile olması veya yatar konumda ortaya çıkması hadisenin ciddiyeti konusunda daha da önem arzeder. Sebebe yönelik kaba bir tasnif yapılırsa gençlerde bayılma genelde vasovagal (nörokardiyojenik olarak da adlandırılabilir) ve yaşlılarda ise hasta sinüs ve kalp bloğu gibi kalbin elektrik sistemine ait aksamalarda, hipersensitif karotisler, ilaca ve hipotansiyona bağlı olarak ortaya çıkmaktadır. Geçmişte kalp hastalığı olması, ailede ani ölüm ve ilaçların sorgulanması ile etken bulunabilir. Öncü belirtilerin olması vasovagal senkoptan şüphelenilmesini sağlar. Oryantasyonun bozulması, 5 dakikadan uzun şuur kaybı, dil ısırılması, nistagmus olarak adlandırılan göz küresi hareketleri ve bayılma sonrası başağrısı bize nörolojik nöbeti düşündürür.

Kan biyokimyasındaki oksijen veya karbondioksit düşüklüğü, iyonlar, şeker ve kalsiyum seviyesi değişimleri de bayılmaya yol açabilir. Şeker ve karbondioksit düşmesine bağlı şuur kaybı kısa sürede toparlanabilirken diğer metabolik dengesizliklerde bilinç kaybı ya kalıcı ya da uzun süreli olmaktadır.

TEŞHİSTE BAŞVURULAN YÖNTEMLER :

Elektrokardiyografi (EKG): Elektro bayılma olgularının yalnızca %5’inde teşhise yardımcıdır. Bu yolla doğumsal ya da miyokard enfarktüsü gibi sonradan gelişen kalp hastalıkları hakkında bilgi edinilebilir. Normal bir EKG, kardiyak kökenli bir bayılmayı sıklıkla ekarte ettirmekle birlikte nadir olarak Holter kayıt cihazları veya T dalga değişim testi ile de tanı koyabilmekteyiz.

Ekokardiyografi: Fizik muayenede veya EKG’de bir anormallik saptanması halinde ekokardiyografi denen kalbin ultrason dalgalarıyla incelenmesi yöntemine başvurulur. Bu sayede bayılmanın aort kapak darlığı veya miksoma denilen kalp tümörüne bağlı olup olmadığı anlaşılabilmektedir. Geçmişte kalp hastalığı yoksa ve fizik muayene ve EKG bir kalp hastalığını düşündürmüyorsa ekonun getirisi fazla değildir. Benzer şekilde nörolojik görüntüleme metodlarının da katkısı bazen oldukça az miktarda olmaktadır.

Efor testi: İskemik kalp hastalığından şüpheleniliyorsa veya ekoda darlık yaratan bir patoloji olmamasına rağmen eforla baygınlık oluşmuşsa efor testinden faydalanarak tedaviyi düzenlemek mümkün olabilmektedir.

Elektrofizyolojik tetkik: Bayılma ile başvuran bir kimsede elektrofizyolojik tetkik adı verilen inceleme ile kalp kateterizasyon laboratuvarında teşhis ve tedaviye yönelik çalışmalar yapılabilir. Bu işlem ile kalbin ileti yolları ve bayılmaya yol açabilecek ritm bozuklukları incelenebilmektedir. Kalp kasının hasarlı olduğu ve bayılma bilinen olgularda elektrofizyolojik inceleme hayat kurtarıcı sonuçlar verebilmektedir. Bu yolla kalpte uyarı doğuran sinüs düğümü, kalpteki elektriki uyarıların yayılmasında önemli yer tutan atriyoventriküler düğüm ve takip eden ileti yolları incelenir, ritmin bozulmasına sebep olan patolojinin kalbin kulakçığı (atrium) veya karıncığından (ventrikül) kaynaklandığını ayırt etmek mümkün olur.

Elektrofizyolojik tetkikin girişimsel bulunması veya gereğine tam ikna olunmaması halinde benzer şekilde netice verebilen T dalga değişim testine başvurulur. Kalbin elektriksel ya da yapısal bir kusurundan şüphelenilmesi halinde hasta az miktarda efor yaptırılarak EKG’deki T dalgasındaki patolojik değişimler incelenir. Bu yolla bayılmanın kalp ritmindeki aşırı hızlanmaya bağlı olduğu konusunda önemli bilgiler elde edilir.

Vasovagal senkopta başvurulan bir teşhis metodu eğik masa (tilt table) testidir. Bu teste tekrarlayan bayılmalar olması halinde, yaralanmaya yol açmış taşıt kazalarında, risk taşıyan meslekleri icra edenlerde, kalpte bilinen bir hastalık olmamasına rağmen tekrarlayan efora bağlı bayılmalarda ya da başka bir sebeple bayıldığı bilinen kimselerde tedavinin değişmesine yol açacaksa eğik masa testi uygulanır. Öncü belirtilerin varlığında bir kez gelişmiş olan bayılmada bu teste genelde başvurmamaktayız. Test için hasta 60 ila 80 derece dik düzleme doğru kaldırılmış bir masa üzerinde gözetim altında 30-45 dakika arasında ayakta tutulur, sonuç alınamazsa test ağızdan verilen bir ilaçla bir süre daha uzatılır. Vasovagal bayılmalarda testin duyarlılığı çeşitli kaynaklarda %92’ye kadar yükselmektedir. Tedavi edilmemiş olgularda tilt testi pozitif çıkmışsa 2 yıl içinde bayılmanın %30 oranında tekrarlaması beklenmelidir. Yaş, cinsiyet, test esnasında bayılma olmaksızın tansiyon düşmesi veya nabzın yavaşlaması ileride bayılmanın tekrarlayacağını göstermemektedir. Testin neticesinde bayılmanın sebebi olarak kalp ritminin çok yavaşladığı veya tansiyonun çok düştüğü tespit edilebilir ve tedavi ona göre şekillendirilir. Nadir olmamakla beraber her iki formun da birlikte görüldüğü olgular da olmaktadır. Önemli derecede koroner hastalığı olanlarda, mitral veya aort kapağın ileri darlığında eğik masa testine başvurmamaktayız.

Biyokimyasal testler: Bu konuda da vazgeçilmezdir. Kansızlık, şeker düşmeleri, endokrin rahatsızlıklar, kandaki elektrolitlerin tehlikeli boyutlarda normal seviyelerin dışına çıkması veya şüphe duyulan zararlı madde ve ilaçların kan seviyelerini ölçmek amacıyla detaylı kan ve idrar tahlilleri teşhiste yardımcı olmaktadır.

Bayılma sonrasında %45 olguda teşhis hastanın dikkatle dinlenmesi, fizik muayene ve elektrokardiyografi ile konulabilmektedir. Kan görmekle, kan kaybı ile, ani stres veya can acımasıyla, cerrahi girişimlerle ya da yaralanma neticesinde vasovagal bayılma oluşabilmektedir. Çocuklukta bu türde bayılma atakları olan yetişkinlerde de bu atakların görülebileceği akılda tutulmalıdır. Ter basması gibi öncü belirtilerin varlığı teşhise yardımcıdır. Sindirim sisteminde huzursuzluk, fenalık hissi, terleme, oturma ya da ortamı terketme arzusu, baş dönmesi, halsizlik, bulanık görme, çarpıntı ve kulak çınlaması gibi şikayetler vasovagal bayılmada görülmektedir. Solgun bir renk, terleme, huzursuzluk, esneme, iç çekme, solunumun belirginleşmesi ve göz bebeklerinde büyüme bulguları vardır. Öncü ya da prodromal faz olarak adlandırılan safhada kalbin hızla çarptığı ifade edilir. Takiben gelişen tansiyon düşüklüğü ve ritmin yavaşlaması sonucunda konsantrasyon bozukluğu, çevreye ilgisizlik, ayakta durmada güçlük, bilinç kaybı ve düşme gözlenir. Vasovagal bayılmalarda titreme atakları nadirdir. Şuur kaybı genellikle kısadır ve 5 dakikadan daha uzun süreli olmamaktadır. Bayılmadan hemen sonraki toparlanma döneminde belirgin halsizlik, solgunluk, fenalık hissi ve terleme vardır. Hastanın oryantasyonu ve bilinci geri gelmeye başlar. Hasta hızla ayağa kalkmayı denerse bilinç kaybı tekrarlayabilir. Hasta öncü belirtileri hissetmeye başlamasıyla hemen oturur ya da uzanırsa gelmekte olan bilinç kaybı atağının önüne geçilmiş olur.

TEDAVİ

Tedaviyi hikaye, fizik muayene, EKG, eko, efor testi, biyokimya, elektrofizyolojik tetkik, eğik masa testi gibi araştırmaların sonuçlarına göre yönlendirmekteyiz. Su kaybının yerine konması ve bayılmaya yol açan uyarılardan uzak durulması gibi önlemler bayılmanın tekrarını önleyebilir. Sıvı kaybına yol açan veya damar genişletici ilaçlar başka ilaçlarla değiştirilmelidir. Öncü belirtileri hissedince derhal bacakların yükseltilmesi işe yaramaktadır. Bayılmaların sık olması veya yaralanmalara yol açması durumunda ilaç tedavisine başvurulabilir. Burada ritim bozukluğu veya tansiyon düşüklüğüne yönelik ilaç tedavisi planlanır. Boyun damarlarının aşırı duyarlılığı veya ritmin çok yavaşladığı vasovagal bayılma olgularında kalıcı kalp pili implantasyonu ile oldukça yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır. Sıkça gelişen vasovagal bayılmalarda medikal tedaviden çok bayılma öncesi belirtilerin oluşması ile hastanın hemen oturması, mümkünse uzanması tavsiye edilir, ayrıca uzun süre ayakta kalınacaksa her iki bacağın birbirine bastırılması önerilerek bacaklardaki kanın yukarıya pompalanması kısmen de olsa sağlanabilir, hareketsiz kalmaktansa yürüyerek kanın yukarı pompalanması tavsiye edilebilir. Benzer bir mekanizmadan faydalanabilmek için hastaya sıkı varis çorabı giymesi de önerilir. Beta bloker ilaçların kullanımı mantıklı gibi görünse de etkinliği klinik çalışmalarda gösterilememiştir. İdrar esnasında ayakta ıkınma da bayılmaya yol açıyorsa ihtiyacın ıkınmadan ve oturarak giderilmesi gerekir. Ayrıca buradaki sebep prostat büyümesi ise bunun giderilmesi gerekir. Benzer şekilde öksürüğe bağlı bayılma oluyorsa hastayı öksürtecek hastalıklardan korumak gerekir. Kimi hastalarda bu gibi önlemlere rağmen tamamen iyileşme sağlanamasa da atakların sıklığının veya şiddetinin azalması gene de memnunluk vericidir. Geçirilmiş kalp krizi gibi kalp kasının yaralanmış olduğu olgularda bayılma gelişmesi ani ölüme yol açabilecek ciddi bir duruma işaret etmektedir. Bu hastaların ritmini devamlı surette izleyip ritmin ileri derecede bozulması halinde şok vererek hayat kurtarabilen implante edilebilir defibrilatörler (ICD) oldukça yararlı olmaktadır. Bu cihazlar bozulmuş hızlı ritmi düzeltmenin yanında kalbin yavaşlamasına ve kalp yetersizliğine de olumlu etki yapmaktadır.

Bilinç kaybı geçirenlerin birkaç ay otomobil sürmemesi gerekir. Bayılma ataklarının tekrarlaması ihtimali yüksekse, oturur durumda da geliyorsa veya öncü belirtiler var ise otomobil kullanılmamalıdır.

Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

ANNE SÜTÜNÜN ÖNEMİ VE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

Günümüzde yeni doğan bebeklerin ilk altı ay boyunca sadece anne sütü ile beslenmesi önerilmektedir. Anne sütü bebek için en sağlıklı olan besindir. Uygun koşullarda gereksinim duyulduğu anı beklemektedir. Isıtma, soğutma, depolama, mikroptan arındırma için özel aletlere, biberon, emzik vb. aracılara ve temiz su kaynağına bağımlı değildir. Anne sütünde mikrop üremez, bozulmaz, hastalık kaynağı olmaz.

Anne sütünün bebeğe ve anneye faydaları:

Anne sütü ile beslenen bebeklerde enfeksiyon hastalıkları daha az görülmekte, beyin gelişimi daha iyi olmakta, allerjik hastalıklar, ishal ve solunum yolu hastalıkları ve hatta ileri yaşlarda ateroskleroz, kanser ve multipl skleroz gibi hastalıklar daha az bildirilmektedir. Emziren annelerde ise meme kanseri, yumurtalık kanseri, osteoporoz ve kansızlık daha az görülmektedir.

Anne sütü özeldir:

Anne sütü her bebek ve her dönem için özeldir. Prematürelerde ve hayatın ilk günlerinde farklı yapıda bir anne sütü söz konusudur. İlk bir hafta memelerden “kolostrum” adlı süt gelir ve bebeği besleyici ve enfeksiyondan koruyucu özellikleri ön plandadır. Bunu ikinci hafta boyunca protein içeriği azalırken, laktoz, yağ ve toplam kalori içeriği artan “geçiş sütü” izler. Daha sonraki dönemlerdeki olgun anne sütü de emzirmenin başlangıcında karbonhidrattan, sonunda yağdan zengin olarak gelir.

Anne sütünün özellikleri:

Anne sütü özel yapıda, sindirimi kolay ve enfeksiyondan koruyucu nitelikleri zengin bir protein içeriğine sahiptir. Anne sütünde protein ve minerallerin inek sütüne göre daha az olması, sindirim ve böbrekler açısından bebeğin yüklenmesini önler. Anne üstündeki demir, çinko gibi minerallerin emilimi, inek sütüne göre çok daha fazla, örneğin demir için beş katıdır. Anne sütünde sindirimi kolay doymamış yağ asitlerinin oranı yüksektir. Beyin ve sinir sistemi için şart olan temel ve zorunlu yağ asitleri ise inek sütüne göre 8 kat olup, ilk 4 ay boyunca bebek tarafından sentezlenememektedir.

Anne sütü ile bebeğin beslenmesi:

İlk saatlerden itibaren bebeğin istekle, uygun koşullarda ve doğru teknikle emzirilmesi anne sütü ile bebeğin beslenebilmesi için en önemli koşuldur. Emzirme sırasında salgılanan oksitosin ve prolaktin hormonları memedeki sütün boşalmasını sağlar ve yeni süt yapımını uyarır.

Başarılı bir emzirme için her şeyden önce doğru kucaklama ve pozisyon alma gereklidir. Anne normal koşullarda rahat bir koltukta, sırtı dik olarak oturmalıdır. Bebek yüzü ve gövdesi aynı doğrultuda ve anneye dönük, başı gövdeye göre yüksekte, yani eğri bir çizgi oluşturacak şekilde anne tarafından kucaklanmalıdır. Bebeğin başı, annenin emzirilen göğsünün tarafındaki kolu dirsekten bükülerek, dirsek kıvrımının hemen önüne yerleştirilmelidir. Bebeğin altta kalan kolu anne ile bebek arasına girmemelidir. Bebeğin başına arkadan bastırılmamalıdır. Anne kolunun altı gereğinde bir yastık ile desteklenebilir.

Bebek uygun şekilde pozisyon verilerek kucağa alındıktan sonra alt dudağı meme ucunun altına gelecek şekilde bebek aşağıdan yukarıya doğru memeye yaklaştırılmalı, diğer elin dört parmağı memeyi alttan desteklerken başparmak üstte memeyi yönlendirmelidir. Anne meme ucunu bebeğin dudaklarına değdirerek emme için ağzını açmasını sağlamalı, bebek ağzını genişçe açtığında meme ucu ve çevresindeki kahverengi bölüm (areola) birlikte bebeğin ağzına verilmelidir. Bebeğin çenesi memeye dayanmalı, üstteki başparmak burnun tıkanmasını önlemelidir.

Süt yapımı üzerine etkili faktörler:

Süt yapımını belirleyen en önemli iki faktör bebeğin sık emmesi ve memelerin boşaltılmasıdır. Yorgunluk ve stres, ruhsal sıkıntılar ve en önemlisi emzirmeye isteksizlik, anne sütü miktarını azaltabilir. Meme büyüklüğü süt yapımında önemli değildir. Yine meme başlarının düz veya içe çökük olması bebek doğru teknikle emzirilirse sorun olmaz. Annenin yeterli sıvı alması ve dengeli beslenmesi yeterlidir. Aşırı kalorili, şekerli yiyecek ve içeceklerin süt yapımına katkısı yoktur. Sıvı alımının aşırısı da sakıncalı olabilir. Sebze ve meyveler, yeşil salatalar bolca tüketilmelidir. Anne yeterli süt ve süt ürünleri ile protein ve demir içeren gıdaları dengeli bir şekilde almalıdır. Gebelikte olduğu gibi, kalsiyum ve demir desteği sürdürülmelidir.

Emzirme sıklığı ve süresi:

Yeni doğan doğumdan sonra en kısa zamanda memeye verilmeli ve devamında emzirme sıklığı ve süresi bebeğin isteğine göre ayarlanmalıdır. İlk emzirmelerde süt hemen gelmeyebileceğinden, bebeğe başka bir besin vermeden emzirmeye devam edilmelidir. Özellikle ilk 2 ay her istediğinde bebeğe meme verilmelidir. Başlangıçta her emzirmede sırası değiştirilerek her iki göğsün de emzirilmesi sütün artması açısından yararlı olsa da, süt miktarı arttığında her öğünde bir memenin emzirilmesi yeterli olabilmektedir. Her öğünde bebeğin bir memeyi tamamen boşaltması sağlanmalıdır. Bu süre genellikle 10-15 dakika kadardır. İlk dönemden sonra emzirme aralıkları 2-3 saate uzayabilmektedir.

Anne sütünün yeterli olduğunun değerlendirilmesi:

Bebeğin yeterli beslendiği, günde en az beş kez idrar yaparak bezini ıslatması, en geç 15. günde doğum kilosuna ulaşması ve ayda en az 500-600 gram alması ile anlaşılır. Bebeklerde ilk günlerde görülen doğal tartı kaybının nedeni vücutta su oranının azalması ve suyun yer değiştirmesidir; anne sütü yetersizliğine bağlanmamalıdır. Dışkılama sayısı, bebeğin huzursuzluğu, uyku düzensizliği veya aşırı ağlaması anne sütü miktarı açısından güvenilir kriterler değildir. Çok iyi tartı alan bebeklerde de benzer yakınmalar görülebilir. Sadece bezin hep kuru bulunması ve sürekli olarak koyun pisliği gibi ufak ve sert parçalar halinde az miktarda kaka yapılması açlık bulgusu olabilmektedir. Bunlar dışında en önemli kriter, bebeğin yeterli kilo almamasıdır.

Emzirmede sık yapılan hatalar:

Emzirmeden önce meme başının karbonatlı su, sabunlu su veya çeşitli kremler ile temizlenmesi meme başı çatlağına ve bebeğin memeyi tutmasında çeşitli güçlüklere neden olabilir. En iyi meme bakımı anne sütü ile olur. Özel silikon başlıklar bebeğin memeyi doğru kavramasını engeller. Ortamda aşırı kalabalık ve gürültü, aile içi gerginlikler, aşırı sıcak, sıkı giysiler ve örtüler bebeğin emmesini olumsuz etkileyebilir. Eldiven giydirilmesi bebeğin parmaklarını emmesini engelleyerek huzursuzluğuna neden olabilir. Bebeğin doymadığı kaygısı ile biberon kullanılarak ek besin verilmesi, emziğin şekerli sıvılara ve bala batırılması, bebeğe şekerli bitki çayları verilmesi memeye isteksizlik yaratabilir.

Görüldüğü gibi, başarılı bir emzirmenin birinci kuralı istemek ve gerisini bebeğe bırakmaktır.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

BÖBREK NAKLİ KONUSUNDA EN ÇOK MERAK EDİLENLER

Böbreklerimiz Hakkında Bunları Biliyor muydunuz?

Sağlıklı insan vücudunda 2 adet böbrek bulunur. Karnımızın tam arkasında, omurganın her iki yanında, en alt kaburga kemiğinin aşağısında yerleşiktirler. Her bir böbrek kabaca, sıkılmış bir insan yumruğu büyüklüğündedir.

Yaşamsal Filtreler

Vücudumuzda ortalama 5 litre kan dolaşmaktadır. Böbreklerimiz her gün bu miktardaki kanı 40 kez süzer ve temizlerler. Bu, toplam 200 litredir, yani 200 şişe ya da 20 kovayı doldurabilecek büyüklükte bir miktardır!

Kronik Böbrek Hastalığı Nedir?

Eğer böbreklerimiz fonksiyonlarını giderek yitirmeye başlıyorlarsa, kronik böbrek hastalığından (KBH) söz ederiz. Kronik böbrek hastalığı, genellikle fark edilmeyen sessiz bir hastalıktır.Hayal edebileceğimizden çok daha fazla insanı etkilemektedir.

Her 10 yetişkinden 1’inde bir çeşit böbrek hasarı bulunmaktadır. Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığına sebep olan başlıca etkenlerdir.

Böbrek Nakli Nedir?

Böbrek yetmezliği hastasına başka bir kişiden alınan böbreğin takılması işlemine “böbrek nakli tedavisi” denir.

Böbrek nakli tedavisi ve çeşitleri

Nakledilen böbrek eğer hasta kişinin hayatta olan yakınlarından alınır ise “canlıdan” , yoğun bakımda tedavi altındayken beyin ölümü gelişen bir kişiden alınır ise “kadavradan” böbrek nakli tedavisi adı verilir.

Böbrek Nakli ile uzun ve sağlıklı bir hayat sürmek mümkündür.

Böbrek yetmezliği hastasının uzun süre yaşaması ancak böbrek nakli ile sağlanabilir. Diyaliz tedavisi, böbrek nakli sağlanana kadar geçen süreçte destek sağlayıcı bir tedavidir. Böbrek yetmezliği hastası nakil olarak on yıl sonra yaşıyor olma şansını diyalizde kalmaya oranla 12 kat arttırabilir. Böbrek nakli ile özellikle diyaliz ihtiyacının kalmadığı normal bir hayata kavuşulur.

Günümüzde böbrek nakli başarılı ve güvenli bir tedavi yöntemidir.

Canlıdan böbrek nakli olan hastaların %90-95 gibi neredeyse tamamına yakın bir kısmı birinci yıla diyalizden uzak bir yaşam sürerek girmektedir. Bu hastaların büyük kısmı 10–15 yıldan daha fazla bir süre böbreğini korumaktadır.

Herkes böbrek nakli olabilir. Olamayacak hastalar çok küçük bir gruptur.

Kısa bir süre önce kanser tespit edilenler nakil için uygun aday değildirler. İleri derece kalp hastalığı olanlarda nakil öncesi iyi değerlendirme yapılması gereklidir. Hepatit hastaları da böbrek nakli olabilirler. Böbrek naklinde yaş değil ama kişinin sağlık durumu önceliklidir. Hem böbrek yetmezliği hem de şeker hastalığı sebebiyle çabuk yıpranan şeker hastaları da nakil şanslarını kullanmalıdır. Tip I diyabet hastaları için böbrek nakli ile birlikte pankreas nakli yapılması önemli bir şanstır.

Kadavra listesine girmek için neler yapılması gerekir?

Canlı vericisi olmayan nakil hastaları isterlerse kadavra listesine girebilirler. Kadavra listesine girmek isteyenlerin İstanbul’a günün her saatinde 2-3 saat içerisinde gelecek uzaklıkta olmaları önemli bir konudur. Çünkü kadavra organ günün her saatinde çıkabilir ve zaman kaybetmeden doku laboratuarında gerekli tetkikleri başlatmak gerekir.

En iyi seçenek, diyalize hiç başlamadan böbrek nakli olabilmektir.

Diyalize başlamadan böbrek nakli olan hastalarda, vücutları hiç yıpranmadığı ve başka sağlık problemleri gelişmediği için daha başarılı sonuçlar alınmaktadır. Çalışmalar da, böbrek yetmezliği hastalarında diyalizde geçirilen sürenin kısa olması halinde böbrek nakli sonrası daha sağlıklı ve uzun bir hayat sağlandığını göstermiştir.

Canlı böbrek nakli ilk tercih olarak düşünülmelidir.

Canlıdan böbrek nakli kadavra böbrek nakline göre hem daha başarılıdır hem de nakledilen böbrek daha uzun süre çalışır. Kadavra nakillerde %80’lerde olan başarı, canlıdan böbrek naklinde %95 düzeyindedir. Kadavra böbrek nakillerinin yarısı ortalama 10 yıl sağlıklı çalışırken canlı böbrek nakillerinde 25 yıl sonra halen sağlıklı çalışmasını sürdürür.

Canlı böbrek naklinde öncelik vericiye zarar gelmemesidir.

Canlı böbrek nakli kararı verilirken böbrek verecek olan kişi çok detaylı tetkik ve uzman değerlendirmesinden geçer. Kendini sağlıklı bilen kimseler arasında her üç kişiden birinde böbrek bağışlamak için uygun olmadığı bir durum tespit edilir.

Hastanede iki gün yatarak böbrek bağışlayabilirsiniz. Canlı vericiden böbrek çıkarılması ameliyatları merkezimizde Laparoskopik (Kamera altında) yapılmaktadır.

Laparoskopik girişim karın içersine küçük bir kesiden yerleştirilen bir kamera ve özel aletler kullanılarak yapılır. Laparoskopik girişimde karında hem daha küçük kesiler yapılır hem de bu kesiler kas olmayan yerlerden yapıldığından ameliyat sonrası kesi yerlerinden ağrı çok daha az hissedilir. Buna bağlı olarak iyileşme dönemi daha kısadır. Vericiler genellikle 2-3 gün içersinde eve dönebilir ve birkaç hafta içersinde normal aktivitelerini kazanırlar.

Böbrek bağışlamak için dört derece akrabalık gerekmektedir.

Yakınlarına böbrek bağışlayacak kişilerin yasal olarak dört derece akrabalık içersinde bulunması gerekmektedir. Dört dereceden daha uzak akrabalık ilişkisi olması durumunda ancak etik kurulumuzun onayladığı nakiller gerçekleştirilmektedir.

Kadavra listesine girmek veya canlıdan böbrek nakli ile ilgili daha detaylı bilgi alabilmek için bize ulaşabilirsiniz.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

Hamilelik Karpal Tünel Sendromu'nu (KTS) tetikleyebilir!

Özelikle hamilelikte görülen rahatsızlıklardan biri Karpal Tünel Sendromu'dur. El ve kolda uyuşma ile ortaya çıkan hastalık ilaç veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilebiliyor. Kadıköy Şifa Hastanesi uzmanlarından Op. Dr. Serdar Armağan Karpal Tünel Sendromu ile ilgili en çok merak edilen soruları yanıtlıyor.

Tuzak Nöropati vücudumuzun çeşitli yerlerinde görülen, yakınındaki anatomik yapıların sıkıştırması sonucu buradan geçen sinirin yaralanmasıdır. Karpal Tünel Sendromu (KTS) üst kolda en sık görülen tuzak nöropatidir. Median sinir avuç içi tarafında tam bilek kıvrımında bulunan karpal tünel denilen kanal içinden geçer ve baş, işaret ve orta parmağım avuç içine bakan yüzeyine dağılır. Çeşitli nedenlerle burada meydana gelen sıkışma sonucu KTS dediğimiz hastalık meydana gelir.

Karpal Tünel Sendromu'na tetikleyen nedenler nelerdir?

- El bileğinin tekrarlayan hareketi,

- Bilek üzerine direkt baskı,

- Uzun süreli vibrasyon yapan el aletlerinin kullanılması,

- Yanlış pozisyonda bilgisayar kullanımı,

- Hamileliğin ilerleyen devreleri,

- Romatoit artrit, şeker, hipotiroidi (tiroit bezinin az çalışması)gibi sistemik hastalıklar,

- Müzisyenlik, teknisyenlik veya bahçe işleriyle uğraşma.

Karpal Tünel Sendromu hangi şikâyetlerle ortaya çıkar:

- Geceleri uyuşuk el ile uyanma. En çok baş, orta ve işaret parmağında uyuşukluk ve daha sonra bu parmaklarda oluşan ve bazen kola yayılan ağrı başlangıç şikayetidir.

- Hastalık tedavi edilmezse özellikle el sıkmada zorlanma, eldeki eşyayı düşürmeler başlar

- Daha ileri evrelerde tedavi edilmez ise başparmağın el bileğine yakın avuç içi tarafındaki kasta erimeler başlar.

Karpal Tünel Sendromu nasıl teşhis edilir?

Hastanın anlatmış olduğu şikayetler ile tanı konur. KTS hastalığın kesin teşhisi iyi bir nörolojik muayene ile başlar daha sonra boyun fıtığını ayırmak için MRI istenir. Ve hastaya EMG (sinir iletim testi) tetkiki yaptırılır. Ayrıca sistemik hastalığı ayırmak için gerekli kan tetkikleri istenir (kan şekeri, tiroit hormon seviyeleri, kan sayımı). Bu verileri değerlendiren doktor tanıyı kesinleştirdikten sonra hastalığın tedavisini planlar.

Karpal Tünel Sendromu'nda tedavi nasıl uygulanır?

Hastanın şikayetleri az ve yeni başlamış ise öncelikle hastalığı tetikleyen şeker gibi sistemik hastalıklar varsa bunlar tedavi edilmeli bunun için dâhiliye uzmanından yardım alınmalıdır.

Şikâyetleri devam eden hastaya el bileğini nötral pozisyonda (doğal pozisyonda) tutan atel takılır. Ağrı kesici ve bu bölgedeki ödemi azaltacak ilaçlar verilir. Bilek bölgesine steroid enjeksiyonları denenebilir.

El bileğine yük veren ve median sinirin sıkışmasına sebep olan hareketler yasaklanır.

Hastalarımızın % 50'si bu tedaviden sonuç alınır ama dikkat edilmezse şikayetler tekrarlayabilir.

Yukarda saydığımız önlemler ve tedaviden sonuç alamayan hastalarımıza lokal veya genel anestezi altında cerrahi tedavi uygulanır. 3 - 4 cm'lik bir kesi ile mikroskop altında sıkışan sinir üzerindeki bant açılır. Sinir bu girişimle rahatlatılarak hastamızı bezdiren şikâyetlerden kurtulması sağlanır. Aynı gün taburcu edilir. O gece hastamız rahat bir şekilde uyur.


Lida Dai Dai Hua Jiao Nang Seo

Emma Watson Fan Sitemiz

Emma Charlotte Duerre Watson, (d. 15 Nisan 1990, Paris), Harry Potter filmlerinden Hermione Granger rolüyle tanınan Fransa doğumlu İngiliz oyuncu. Watson sadece okul oyunlarında oynarken dokuz yaşında Hermione olarak sinema kariyerine başlamıştır. 2001'den 2007'e kadar Daniel Radcliffe ve Rupert Grint ile birlikte 5 Harry Potter filminde oynayarak yıldız olmuştur. Çekilecek 3 filmde oynayacaktır. Watson Harry Potter filmlerinde rol alarak birçok ödül ve 10 milyon sterlinden fazla para kazanmıştır.
Emma Watson2007 yılında Harry Potter yapımı olmayan iki filmde oynayacağı duyrulmuştur. Bunlardan ilki olan Bale Papuçlarım filmi 2007 yılında gösterime girmiş ve 5.2 milyon seyirci kitlesine ulaşmıştır. İkinci film ise Kate DiCamillo kitabından uyarlanan The Tale of Despereaux adlı animasyon bir filmdir. 2008'in sonlarında gösterime girmesi planmaktadır.

Emma Watson ile ilgili bilgilere fan sitemizden kolayca ulaşabilirsiniz.
Emma Watson (Emma Watson Hakkında Düşüncelerinizi Buradan Yazabilirsiniz.)
Emma Watson Haberleri (Emma Watson News) (Emma Watson Hakkında Konser, Turne ve Haberlerin Paylaşıldığı Bölüm.)
Emma Watson Resimleri (Emma Watson Pictures) (Emma Watson Resimlerininin Paylaşıldığı Bölüm.)
Emma Watson Videoları (Emma Watson Videos) (Emma Watson Videolarınının Paylaşıldığı Bölüm.)

Harry Potter ile ilgili bilgilere fan sitemizden kolayca ulaşabilirsiniz.
Harry Potter Filmleri (Harry Potter Films)
Harry Potter Kitapları (Harry Potter Books)
Harry Potter - Multimedia
Harry Potter Oyuncuları
üye olEmma Watson Fan Sitemize üye olarak daha bir çok bölümden yararlanabilirsiniz.