Siz değerli misafirlerimize Türkü Kervanı harika bir müzik ziyafeti sunan Türkü Kervanı dinletmek için kuruldu.

19 Kasım 2008 Çarşamba

Microsoft'tan bedava antivirüs

Virüs belasından yaka silken kullanıcılara Microsoft'tan müjde. Yazılım şirketi PC'lere ücretsiz yazılım sunuyor.

Dünyanın bir numaralı yazılım şirketi Microsoft, PC'leri virüslerden koruma programını gelecek yıldan itibaren kullanıcılara ücretsiz verecek.

Güvenlik yazılım firmalarının canını epey sıkacak bu kararla merkezi Washington eyaletinin Redmond kentinde bulunan Microsoft, kod adı Morro olan güvenlik yazılımını gelecek yılın ikinci yarısından itibaren kullanıcıların ücretsiz indirmelerine izin verecek.

Morro adlı güvenlik yazılımı, Microsoft'un 30 Haziranda satışına son vereceği, 49,95 dolara sattığı Windows Live OneCare adlı güvenlik yazılımının yerini alacak.

Microsoft'un ücretsiz güvenlik yazılımı sunmasının Symantec, McAfee gibi bağımsız virüs programı üreticileri açısından önemli bir pazar sorunu oluşturması bekleniyor.

Kaynak: internethaber

Programsız Çevrimdışı Girenleri Görmek

Messengerınızda plus live yüklü ise çevrimiçi olup çevrımdışı görünen kişileri görebiliceksiniz.
plus live'in belirlediğiniz kişi veya kişilerin yaptığı eylemlerden sizi haberdar etmek için olay bildirimleri hizmeti var.

plus/tercihler/özelleştir/olay bildirimleri

gelen sayfaya ekle diyoruz istediğimiz kişi yada kişileri seçip ileri diyoruz.
gelen sayfada oturum açtı yı seçip devam ediyoruz
ses ile bilgilendirmenin altındaki olay meydana geldiğinde ses çal kutucuğunu seçiyoruz.
ve gözat (....) dan desteklenen uzantılara göre bi ses seçiyoruz ve ileri dioruz
bu bilgilendirme hiçbir zaman sona ermeyecek işaretlioruz

bundan sonra kullanıcı ister çevrimdışı ister çevrimiçi oturum açsın belirlediğiniz ses çalacaktır.

ses çaldığı halde oturum açma bilgisi gelmediyse çevrımdışı girmiştir.

ona msj atarak şaşırtabilirsiniz

NOT:kendi pc'nizde 2. bir oturumla denerseniz çalışmayacaktır.Lütfen bir arkadaşınızla deneyin!!

Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)

Akut gırtlak iltihabı (akut larenjit)

bazen tek belirti, ama genellikle kuru öksürük ve boğaz ağrısı ve bazen de azya da çok yüksek ateşle birlikte

seste boğuklaşma, gittikçe kuru ve kulak tırmalayıcı hale gelme, değişen ölçüde kalınlaşma ses tellerinin iltihabı

ses kısıklığı

Kadınlar ağrıya daha dirençli



Kadınlar ağrıya daha dirençli

Adet sancısı, gebelik ve doğum ağrısı başta olmak üzere her kadın yaşamı boyunca şiddetli ağrılarla karşı karşıya kalıyor. Kadına özel bu ağrıların dışında, karın, baş ve eklem ağrılarını da kadınlar erkeklerden daha fazla yaşıyor. Ağrı kişisel bir kavram. Her birey bu sözcüğün anlamını yaşamı boyunca edindiği deneyimlerle kavrıyor. Ancak her iki cinsiyette de farklı biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler değişik ağrı deneyimlerine neden oluyor.

Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Prof. Dr. Süleyman Özyalçın, “Ağrı vücudun belirli bir bölgesinden kaynaklanan, bir doku hasarına bağlı olan veya olmayan, insanın geçmişteki deneyimleri ile ilgili hoş olmayan, duyusal bir histir” diye ağrıyı tanımlayarak şöyle devam ediyor:
“Tekrarlayıcı ağrı yakınmaları bakımından kadın ve erkek cinsleri arasındaki farklılıklar ergenlik çağı döneminde başlar ve erken yetişkinlik döneminde sürer. Çocukluk çağında da cinsiyet farklılıklarına bağlı ağrı şikayetleri olabilir. Genellikle kız çocukları, ailenin ilk çocukları ve alt sosyo-ekonomik sınıfların çocuklarında ağrı yakınmaları daha fazladır ve bu psikolojik bir olaydır. Erkek çocuklar ise ağrı yakınmalarını daha iyi kontrol altına alırlar.”

KADINLAR VE ERKEKLER FARKLI AĞRILAR YAŞIYOR
Ağrı konusunda kadın ve erkek arasındaki farklıkların üç temel sebebi bulunuyor: Hormon ve organ farklılıkları, kültürel ve toplumsal rollerdeki farklılıklar ve adale farklılıkları.

Kadınların cinsiyet organları ve hormonal değişimleri farklı ağrı deneyimlerine yol açıyor. Kadınların çoğu adet ağrısı, yumurtlama ağrısı, gebelik ve doğum ağrısı gibi patolojik olmayan nedenlere ait ağrılar yaşıyor. Tüm genç kızların yaklaşık yüzde 50’si erken ergenlik döneminde adet ağrısı deneyimine sahip. Geç ergenlik döneminde ise bu oran yüzde 75’e ulaşıyor. Geç ergenlik ve erken yetişkinlik çağında ağrıların şiddeti daha da artıyor.

Değişen kadın erkek rollerinin ve yaşamdaki biçimlerinin ortaya çıkardığı durumlar da ağrı üzerinde çeşitli etkilere sahip. Örneğin bu yüzyılın başında, bel ağrılarının erkeklerde kadınlardan daha sık görüldüğü kabul edilirdi. Ancak endüstriyel toplumların hızlı gelişimi sonucunda kadının iş hayatına ve üretime giderek daha aktif katılması, bel ağrıları konusundaki kadın erkek farklılığını ortadan kaldırdı. Kadın adalelerinin daha zayıf, erkek adalelerinin ise daha güçlü olması ise bazı ağrıların kadınlarda daha fazla ya da daha sık görülmesine neden olabiliyor.

KADINLARIN AĞRI DENEYİMİ DAHA FAZLA
Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda da etkili bir rol oynuyor. Acıbadem Ağrı Tedavi Merkezi’nden Dr. Selçuk Dinçer bunu şöyle açıklıyor:
“Beyindeki kimyasal, metabolik, fiziksel ve hormonsal değişiklikler ağrı algılaması, iletimi ve duyarlılığı bakımından her iki cinste farklılığa yol açmaktadır. Deneysel araştırmalara ait bilgiler, biyolojik faktörlerdeki değişikliklerin kadınlarda baş ağrısı ve migren şikayetlerinin daha sık olmasına neden olduğunu düşündürmektedir. Psikolojik ve sosyolojik faktörler ağrının algılanması ve ağrılı duruma ilişkin davranışlardaki farklılıklarda etkilidir.”

Kadın ve erkek arasında ağrının algılanması bakımından farklılıkların psikolojik ve sosyolojik açıdan iki önemli nedeni var: Birincisi kadın ve erkeğin yaşamları boyunca farklı ağrı deneyimlerine sahip olması, ikincisi ise kadın ve erkeğin toplumda kendilerinden beklenen farklı sosyal rollerinin olması. Cinsiyetle ilgili farklı sosyal beklentiler ağrıya tepkiyi de belirliyor.

Dolayısıyla ağrılar karşısında erkek ve kadın, aralarındaki farklı sosyal rol nedeniyle farklı tutum izliyor. Kadın ağrı duyduğunu rahatlıkla dile getirip doktora başvururken erkek bu konuda kadına oranla daha çekingen ve kendini saklamaya meyilli oluyor. Bu, kadının toplumdaki rolüyle ilgili sosyo psikolojik bir farklılık. ‘Kadın, sosyal sorumlukları gereği ağrısının bir an önce geçmesi için tedavi yolu ararken erkek, ağrısının olduğunu belirtmekten bile kaçınmaktadır’ diyen Prof. Dr. Özyalçın, kadınların erkeklerden daha çok ağrı yaşadığı yanılgısının kaynağında kadınların ağrıyı daha çok dile getirmesinin yattığını söylüyor.

Kadınların ağrıya erkeklerden daha dayanıklı ve dirençli olduğunu söylemek de mümkün. Bunun bir nedeni, kadınlarda östrojen gibi bazı hormonların ağrıdan koruyucu özelliklere sahip olması. Yapılan araştırmalara göre kadınların, örneğin ameliyat sonrası ağrılarda daha az ağrı kesici kullandığı ortaya çıkmış. Ancak erkeklik hormonlarının da ağrı giderici etkileri olduğuna ilişkin araştırmalar da bulunmaktadır. Kadınların ağrıya daha dirençli olmalarının önemli bir nedeni de ağrı konusunda daha deneyimli ve daha hazır olmaları. Özellikle doğum yapmış kadınların doğum ağrısı deneyimi ve pek çok kadının adet ağrısı deneyimi kadınların erkeklere oranla ağrıya daha dirençli olmalarını sağlıyor.

Kış mevsiminde ‘yüz felci’ riski



Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulguların yüz siniri felcinin belirtisi olduğunu söyledi.

EDİRNE - Edirne Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Hatice Gül, soğuk havalarda karşılaşılan sağlık sorunları arasında yüz felcinin de bulunduğunu bildirdi

Yüz sinirinin çalışmamasının en belirgin bulgusunun yüzün bir yanındaki hareketlerin azalması veya kaybolması olduğunu ifade eden Uzm. Gül, “Gözyaşı ve tükürük salgısının azalması, tat duyusunun bozulması, gürültüye duyarlılık artışı gibi bulgular yüz siniri felcinin belirtisidir. Yüz felci, yüzün kaslarını uyaran sinirlerde ortaya çıkmakta. Bu durumda ağızda ve yüzün değişik yerlerinde kaymalar meydana gelmekte” dedi.

Toplumda en sık görülen yüz felci sebebi olan ve “Bell paralizisi” adı verilen bu durum, yüz sinirinin iç kulak çevresindeki bir bölümünde iltihap ve ödem oluşmasıyla gelişmekte olduğunu bildiren Uzm. Dr. Gül, şunları kaydetti:
“Yüz çok fazla soğuğa maruz kalan bir bölgedir. Soğuk ve rüzgar da yüzdeki virüsleri tetikler ve yüzdeki sinir uçlarında ödem oluşturabilir. Yüz felci tedavi edilebilen bir hastalıktır. Bu nedenle yüz felci bulguları olan hastalar hemen bir sağlık kuruluşuna başvurmalıdırlar. Bu hastaların büyük çoğunluğu tedaviyle iyileşmektedir.”

YÜZ FELCİNDEN KORUNMA YOLLARI
Vücut direncini düşüren rahatsızlıklar, şeker hastalığı ve yüksek tansiyonun yüz felcinin tedavi süresini uzatmakta olduğu gibi hastalığa kaynak oluşturduğunu anlatan Dr. Gül, bu tip hastalıkları olanların özellikle beslenmelerine dikkat ederek, tedavilerini aksatmamaları gerektiğini bildirdi.

Uzm. Dr. Gül, korunma yöntemlerini şöyle sıraladı:
“Soğuk ve rüzgarlı havalarda yüzü mutlaka sert hava akımından korunmak gereklidir. Kar maskesi, atkı takarak yüzün rüzgarla temas önlenmelidir. Cereyan yapacak şekilde pencereler açık bırakılmamalıdır. Soğuk hava, soğuk günlerde dışarı çıkılırken mutlaka yüz ve başı soğuktan koruyacak şekilde şapka, şal ve atkı kullanılmalıdır. Banyo sonrası saçlar tam kurutulmadan dışarı çıkılmamalı, rüzgara karşı durulmamalıdır.

Çok soğuk havalarda, özellikle erkekler tıraş olduktan sonra en az 10 dakika bulundukları ortamdan çıkmamalıdırlar. Tıraş, sıcak ya da soğuk suyla değil, ılık suyla olunmalıdır. Ayrıca havalar çok soğuk olmasa da rüzgara maruz kalmamak için otomobil kullananların da camlarını açmaması önemlidir.”

SAKIZ ÇİĞNEMENİN ÖNEMİ
Yüz felci olan hastaların, sağlık kuruluşuna gitmelerinin yanı sıra hekimlerce verilen tedavi ve önerilere uymaları gerektiğini hatırlatan Uzm. Dr. Gül, “Tedavide yüz egzersizleri de çok önemlidir. Yüz felci hastaları, yüz kaslarına masaj yapmalı, sıcak uygulamalı ve bu kasların hareket etmesini sağlamak için sakız çiğnemeli. Özellikle uzun süren yüz felçlerinde yüz kasları hareketsizlikten güçsüzleşirler ve daha sonra yüz siniri çalışsa bile yüzde asimetri ve güç kaybı olabilir. Hastanın kendi kendine uygulayabileceği masaj ve sakız çiğneme dışında fizik tedavi uygulanması da hekimin gerekli gördüğü durumlarda önerilebilir” dedi.

Kilo erkeği daha çabuk öldürüyor



Kilo erkeği daha çabuk öldürüyorİSTANBUL - Araştırmalar, obezitenin kadınlarda daha yaygın olduğunu ortaya koyuyor. Ancak aşırı kilo nedeniyle ölüm oranları erkeklerde daha fazla. Kilo fazlalığı ve obezite giderek artan oranlarda görülen bir toplum sağlığı sorunu. Obezite, tansiyon, şeker hastalığı, yüksek kolesterol ve bunlara bağlı olarak gelişen kalp damar hastalıkları, kalp krizi gibi hastalıklara neden oluyor.

Bir kişinin obez olup olmaması karın bölgesinde, iç organları saran yağlanmanın en basit şekilde değerlendirilmesi bel çevresinin ölçülmesi ile mümkün. Erkeklerde 102 cm. üzeri, kadınlarda ise 88 cm üzeri yüksek risk grubu olarak kabul ediliyor. Bir diğer ölçüm şekli de bel - kalça çevresi oranının alınması. Bu oran 0,85 üzerine çıktıkça riskin arttığı görülüyor.

KADIN İLE ERKEK ARASINDAKİ FARKLAR:
Toplum geneline bakıldığında kilo fazlalığı ve obezite kadınlarda daha yaygın. Oysa ki obezitenin doğurduğu kronik hastalıklar ve bunun sonucu gelişen kalp-damar hastalıkları ve ona bağlı ölümlere bakıldığında erkeklerde durumun daha kötü. Yağ dokusunun (adipoz dokusu) dağılımı bir kadın ile erkek arasındaki, ilk bakışta görülebilen en önemli farklardan biridir. Erkekler kilo aldıklarında yağlanma göbek tarafında olma eğiliminde iken, bu kadınlarda daha çok kalça, kol ve bacaklarda olur. Bu farka sebep olan şey ise Östrojen (kadınlık hormonu)’dur.

Östrojen eksikliği durumu olarak da tanımlanabilecek menopoz dönemiyle beraber, yağ dağılımındaki fark da ortadan kalkar. Kadınlarda da göbek etrafında yağlanmanın olduğu ve kol ve bacakların nispeten inceldiği görülür. Aynı şekilde menopoz dönemi kadınlar ile aynı yaş grubundaki erkekler arasında kalp-damar hastalıkları görülme sıklığı ve ona bağlı ölümlerin de eşitlenmeye başladığı görülür.

VKV Amerikan Hastanesi Endokrinoloji Diyabet ve Metabolizma Uzmanı Dr. Tahir Haytoğlu, obeziteye karşı koymak için yapılması gerekenleri söyle ifade ediyor:
“İlaç tedavisinden çok, elbette doğru beslenme ve sağlıklı bir yaşam tarzının erken yaşlarda benimsenmesi gerekir. Bu amaçla daha çocuk yaşta hareket etmek, egzersiz yapmak özendirilmeli, televizyon başında, bilgisayar başında çok uzun süre harcanmasından kaçınılmalı. Televizyon seyrederken yemek yeme, bir şeyler atıştırma gibi alışkanlıklar terk edilmeli, çocuklara bu alışkanlık hiç kazandırılmamalıdır. Beslenme konusunda temel prensipler olarak öğün atlanmaması ve yiyecek gruplarının bilinerek her grupta “sağlıklı” olanların “daha az sağlıklı” olanlara tercih edilmesi gerekir. Kilo kontrolü, kişinin kilo alırken önlem almaya başlaması 20-30 kilo aldıktan sonra vermeye çalışmasından çok daha kolay bir yoldur. Kilo kontrolü için kişinin kendisini düzenli olarak tartması ve kendini kontrol etmesi gerekir. Beslenme alışkanlıklarında radikal değişimler içeren hızlı zayıflama diyetlerinden kaçınmak gerekir. Daha çok kalıcı yönde porsiyon kontrolü ve gereksiz kalorilerin kısıtlanma, besin değeri düşük ancak kalori değeri yüksek yiyeceklerin kısıtlanması daha etkili ve kalıcı bir önlem olacaktır.”

Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu



Dişlerin bilinmeyen düşmanı: Asit erozyonu

İSTANBUL - İstanbul Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Taner Yücel, ağız ve diş sağlığını tehdit eden önemli hastalıkların başında gelen diş çürüklerinin, özellikle gelişmiş batı ülkelerinde alınan koruyucu sağlık tedbirleriyle ciddi oranda azaldığını, asit erozyonu vakalarının ise arttığını söyledi.

Asitli yiyecek ve içeceklerin yol açtığı ve diş sert dokularında görülen aşınmalar olarak tanımlanan asit erozyonunun, diş çürüğü ile beraber yüzyılın en önemli diş sağlığı sorunu olduğunu dile getiren Prof. Dr. Taner Yücel, “Bunun yanı sıra mide rahatsızlıklarına bağlı olarak meydana gelen reflü sonucu veya efervesanlı ilaç ve vitaminlerin yoğun kullanılması veya ağızda emilerek kullanılan çeşitli pastiller sonucu ağız pH’sı düşerek, diş sert dokularında erozyon meydana gelebilir” dedi.

Prof. Dr. Yücel, her yaşta görülebilen asit erozyonunun, “asitli yiyecek ve içeceklerin dişle teması sonucu diş minesinin yüzeyinin geçici olarak yumuşaması ile ortaya çıktığını” dile getirerek, “Zamanla, bu asidik yumuşama, önemli bir aşınmaya ve dolayısıyla da diş minesinin kalınlığının azalmasına yol açabiliyor. Bu da sonuç olarak diş hassasiyetinin artmasına ve daha sonra da dişin dokusu, şekli ve görünümünde değişime neden oluyor” diye konuştu.

Eczacılar Birliği’nden ilaç kullanma dersleri



KAYSERİ - Türk Eczacılar Birliği Proje Koordinatörü Sahra Daşdemir, AB hibe programı tarafından 65 bin Euro katkı verilerek desteklenen eğitim projesiyle Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat ve Çorum illerinde 4,5 ve 6. sınıflarda eğitim gören toplam 3 bin öğrenciye ulaşılmasının hedeflendiğini söyledi



Sahra Daşdemir, bilinçsiz ilaç tüketiminin önlenmesi için hazırladıkları eğitim projesi kapsamında bir tiyatro grubunun gösteri de yapacağını kaydederek şunları söyledi:
“ Ankara, Eskişehir, Kırşehir, Kırıkkale, Yozgat, ve Çorum illerinde, 4, 5 ve 6. sınıflarda eğitim gören öğrencileri, bilinçli ilaç kullanımına yönlendirmek için broşür, afiş ve resimli kitapçıklar hazırladık. ‘Akıllı Çocuk Akılcı İlaç kullanır’ adını verdiğimiz proje ile, sağlık alanındaki önemli bir tüketici grubunu oluşturan ancak aynı zamanda, özellikle ilaç suistimali nedeniyle bilinçsiz ilaç tüketiminden en fazla etkilenme riski taşıyan; her türlü öğrenme ve uygulama pratiklerine en fazla açık olan ilköğretim öğrencilerinin, akılcı ve bilinçli ilaç tüketimi konusunda eğitilmeleri ve özümseyecekleri bilgilerle donatılmaları hedeflenmektedir. Çocuklar için Panayır Tiyatro Grubu’ okullarda ve tiyatro salonlarda toplam 20 oyun sahneleyecek. Tiyatro grubu, Ankara’da 15 okulda, diğer illerde ise tiyatro salonlarında gösteri yapacak.”

Daşdemir, projenin tanıtımı için 13 Şubat Çarşamba günü Türk Eczacılar Birliği Merkez binasında sivil toplum kuruluşlarının davet edileceği bir başlangıç semineri yapılacağını belirtti. Daşdemir, sözlerini şöyle tamamladı:
“Seminerde genel olarak akılcı ilaç kullanımının faydaları ve akılcı olmayan ilaç tüketiminin kişisel ve toplumsal zararları konusunda bilgi alışverişi sağlanacaktır. Diğer illerde de bu tür seminerlerin yapılması planlanmaktadır. Çocuklarımıza ilaç tüketiminin bilinçli yapılması için hem kitapçıklarla hem de tiyatro gösterisiyle ulaşacağız.”

Bir gecede ne kadar nefessiz kalıyorsunuz?



ADANA - Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz Ana Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Barlas Aydoğan, “Uyku Apnesi” bilinen uyku sırasında nefessiz kalmanın, günümüzün en yaygın rahatsızlıklarından biri olduğunu ve ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi.

Prof. Dr. Aydoğan, üst solunum yolu ve merkezi sinir sisteminin tembelliği ile ortaya çıkan nefessiz kalmanın, genellikle burundaki etler, kıkırdak eğirilikleri, küçük dil ile ilgili sorunlar, bademcikteki büyüme, çenenin küçük olması gibi nedenlerle ortaya çıktığını belirtti.

Üst solunum yolunun uyku sırasında tekrar tekrar tıkanması ile kendini gösteren apnenin, kişinin gündelik yaşamını etkileyici, hatta ölümcül riskler taşıyan sonuçlar doğurabileceğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, şöyle konuştu:

“Uyku apnesine maruz kalan kişi, gün içinde aşırı uyku hali, konsantrasyon kaybı yaşar. Bunun yanı sıra sabah dinlenmeden kalkma, horlama, aşırı terleme, sık tuvalete gitme, ağızda kuruluk, dikkat eksikliği, konsantrasyon eksikliği, depresyon da apnenin sonuçlarıdır. Uyku sırasında kalbe düzenli oksijen gitmemesi kalp krizlerine, beyne oksijen gitmemesi ise felçlere neden olabilir. Bu tür şikayetler, göz ardı edilmemeli, kişi mutlaka uyku testine tabi tutulmalı.”

SAYI VE SÜRE ÖNEMLİ
Apnenin, uyku sırasında saatte 5 defadan fazla ve 10 saniyeden uzun süren solunum durması olarak adlandırıldığını belirten Prof. Dr. Barlas Aydoğan, bu sayının artmasının ise hastalığın şiddetini de artıracağını kaydetti.

Apnenin tedavi öncesi olarak uzman doktor tarafından gruplandırılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Aydoğan, bunun için ise kişinin polisonografi denilen uyku testine tabi tutulması ve tedavisinin de test sonuçlarına göre yapılması gerektiğini bildirdi.

Polisonografi ile kişinin gece boyunca, beyin dalgaları, göz hareketleri, solunum sayılarının kontrol edildiğini anlatan Prof. Dr. Aydoğan, değerlendirmeye göre cerrahi müdahale ve ilaçla tedavi yöntemlerinin uygulandığını kaydetti.

Prof. Dr. Aydoğan, uyku apnesinden korunmak için aşırı kilonun yanı sıra, alkol, sigara, kafein içeren maddelerden de uzak durulması gerektiğini sözlerine ekledi.


Grip vakalarında patlama yaşınıyor. Hastalığın Şubat ve Mart’ta tepe noktasına ulaşılacağını belirten Avrupa’nın iki önemli sağlık otoritesi, çalışanlarda yaygın görülen yeni tip grip virüsüne karşı, “başkalarıyla yakın temastan kaçının” uyarısı yaptı.

EISS ve ECDC, içinde bulunduğumuz hafta içinde Avusturya, Bulgaristan, Fransa, Macaristan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz, Slovenya, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de artan grip vakalarının önümüzdeki günlerde Doğu ve Kuzey Avrupa’ya yayılmasından endişe edildiğini bildirdi. EISS ve ECDC, çocukların yanı sıra yetişkinlerde de yaygın olarak görülmeye başlanan yeni tip bir İnfluenza A (H1) virüsüne karşı uyarıda bulundu.

Yapılan açıklamada, şu ana kadar gözlenen vakalarda bu yılki mevsimsel gribin, İnfluenza A(H1) virüsünün yeni bir alt tipinin etkisiyle oluştuğuna ve bu alt tip virüsün orta ölçekli salgınlara neden olabileceğine dikkat çekildi. Yapılan açıklamaya göre son 15 yılda İnfluenza A (H1) enfeksiyonu en fazla küçük çocuklar üzerinde etkili olurken, bu yıl özellikle İrlanda, İspanya, İsviçre ve İngiltere’de yarattığı enfeksiyon yoğun olarak çalışan nüfus üzerinde tespit edildi.

Sigara içene ehliyet zorunluluğu



İngiltere’de tiryakileri sigarayı bırakmaya zorlamak için ilginç bir yöntem denenecek. Danışma Kurulunun Sağlık Bakanlığına sunduğu teklifin benimsenmesi halinde, sigara içenlere ehliyet alma zorunluluğu gelecek, ehliyeti olmayanlara sigara satılamayacak.

LONDRA - İngiltere Başbakanın sağlık danışmanlığını yapan Prof. Julian Le Grand’ın verdiği teklifin, çok sayıda tiryakiyi sigarayı bırakmaya zorlaması bekleniyor.

Teklifin kabulü halinde, hükümet tarafından tiryakilere verilecek ehliyetin 10 sterlin civarında bir ücret karşılığında alınmasının planlandığı kaydediliyor. Ehliyet başvuru formlarının da caydırıcılık için doldurulması zor şekilde düzenlenmesinin düşünüldüğü ifade ediliyor.

Sağlık Bakanlığı sözcüsü, teklifin gelecek aylarda ele alınacağını bildirdi.

Esrar, sigaradan fazla kanser riski yaratıyor


HONG KONG -
Esrar kullanımıyla bağlantılı olan akciğer kanserinin “salgına
dönüşebileceği” uyarısı yapan uzmanlar, daha önceki çalışmalarda kanser
ve esrar arasındaki bağlantının bu kadar net biçimde ortaya
konulmadığını belirtti.


European Respiratory Journal’de (Avrupa Solunum Sistemi Dergisi)
yayınlanan makalede, iki kat fazla kanserojen madde içeren esrarın
solunum yollarına tütünden daha fazla zarar verdiği, esrarın filtresiz
sigaralarla içilmesi, daha derin nefesler çekilmesi gibi faktörlerin de
zararı artırdığı kaydedildi.

Araştırmacıların, 79 kanser hastasıyla sigara-alkol-esrar kullanımı,
aile geçmişi ve meslek gibi çeşitli risk faktörleri üzerine ayrıntılı
anketler yaptığı belirtildi.


Ekibin lideri, Yeni Zelanda Araştırma Enstitüsü uzmanı Richard
Beasley, araştırmalarının küçük bir grubu kapsamasına rağmen,
sonuçların “uzun dönemli esrar kullanımının, akciğer kanseri riskini
artırdığını” net biçimde ortaya koyduğunu söyledi.


Beasley, Yeni Zelanda’da her 20 kanser hastasının birinde, hastalık nedeninin esrar kullanımı olabileceğini kaydetti.


Richard Beasley, esrar kullanımının gençler ve yetişkinler arasında
yaygınlaştığı ülkeler için de benzer bir tehlikenin söz konusu olduğunu
vurguladı.



Geniz eti, bademcikten tehlikeli



İSTANBUL - Aileler tarafından çok iyi bilinmeyen geniz eti büyümesi, çocuklarda yaygın bilinen bademcikten daha ciddi sorunlara yol açabiliyor. Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, geniz etinin uykuda solunum durmaları, kulak iltihapları, çocuk sinüzitleri, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara neden olabildiğini söyleyerek “geniz eti iltahaplarını önemli bir sorun haline getiren ise bademcik iltihaplarında olduğu kadar tanının kolay konulamaması” dedi.

Halk arasında geniz eti olarak bilenen “adenoid” dokusu ile ilgili büyüme ve iltahaplanma sorunları özellikle 3 ile 7 yaş arasındaki çocuklarda daha sık görülüyor. Büyüyerek burun boşluğunu arkadan tıkayan geniz eti sorunları genellikle kendisini inatçı burun tıkanıklığı, ağzın sürekli açık kalması ve horlama gibi belirtilerle gösteriyor.

Geniz etinin bademcikten daha tehlikeli olduğunu belirten Nişantaşı KBB Merkezi’nden Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, “Geniz eti tıpkı bademcikler gibi vücudun bağışıklık sisteminin bir parçasıdır ve dokusu da aslında aynı bademcik gibi lenf yapısındadır. Üst solunum yolunun savunmasında rol oynayan geniz etinin bademcikten en önemli farkı çok büyük olması halinde çocuk burun boşluğunu tıkamasıdır. Ancak her burun tıkanıklığı da geniz etine bağlı değildir. Endoskopik muayene ile ayırıcı tanı yapmak gerekir” dedi.

KESİN TANI İÇİN ENDOSKOPİK MUAYENE GEREKİYOR
Doç. Dr. Erhun Şerbetçi, uykuda solunum durmalarına, kulak iltihaplarına, çocuk sinüzitlerine, yüz ve diş gelişme bozuklukları gibi hastalıklara da yol açabilen büyük geniz etlerinin iltihaplanarak enfeksiyonlara da yol açtığını belirtti.

Geniz eti iltihaplarında yaşanan en büyük sorun ise bademcik iltihaplarındaki kadar kolay tanı konulamaması olduğunu belirten, Doç. Dr. Şerbetçi, “Bademcikte iltihaplanmalara neden olan mikropların ve bunlar arasında özel önem taşıyan beta mikrobunun yol açtığı iltahaplanmalarda teşhis gözle muayenede ve boğaz kültürlerinde kolaylıkla yapılabilmektedir. Ancak geniz bölgesinin gözle görülememesi ve boğaz kültürü alınırken genize ulaşılamaması nedeniyle geniz eti iltihapları atlanabiliyor ve tedavi eksik kalabiliyor. Oysa örneğin beta streptokoklar bademcikleri hastalandırmadan sadece geniz eti iltahabı da yapabiliyor ve bu durumda sadece boğaz muayenesi ve kültürü yapıldığında hastada gerçek sebep saptanamamış oluyor” diye konuştu.

ENDOSKOPİ ÇOCUĞUNUZU KORKUTMASIN
Çocuklarda geniz bölgesinin endoskopik muayenesinin doğru tanıyı koyabilmek açısından çok önemli olduğunu dile getiren Doç. Dr. Şerbetçi, “bademciklerin değil sadece geniz etinin iltihaplanabildiği durumlar da var ve özellikle bu durumlarda geniz bölgesinin görülebilmesi ayırıcı tanıda ve doğru tedavide gerekli oluyor. Böyle durumlarda kesin tanı için endoskopik muayene oldukça önemli” dedi.

Doç. Dr. Şerbetçi, gerektiğinde yeni geliştirilen çapı 1 milimetre kadar küçük endoskoplar kullanılabildiğini ve deneyimli bir uzmanın eşliğinde çocuk muayenelerinin kolaylıkla yapıldığını ve böylelikle çocuğun endoskopiyi neredeyse hissetmediğini belirtti.

Geniz etinin ayırıcı tanısında hiçbir yöntemin endoskopik muayene kadar üstün olmadığını sözlerine ekleyen Doç. Dr. Şerbetçi, konu hakkında şu bilgileri verdi:
“Yapılan endoskopik muayene ile geniz eti hastalıklarının rahatlıkla hangi evrede ve koşulda olduğu hatasız bir şekilde saptanabiliyor. Bu sayede gereksiz antibiyotik tedavilerinin ve bazen de ameliyatların yapılması engellenmiş oluyor. Ayrıca, endoskopik muayene, antibiyotik gerektiren durumlarda problemin viral üst solunum yolu enfeksiyonu zannedilerek yetersiz tedavi edilmesi riskini de ortadan kaldırıyor ve eğer ameliyat gerektiren bir durum varsa ortaya konabiliyor. Böylelikle geniz etine bağlanabilen kulak gibi diğer komşu organ hastalıklarının tedavileri de kolaylaşmış oluyor.”

Depresyondaki hastada ölüm riski daha yüksek

Mersin İl Sağlık Müdürü Aytekin Kemik, depresyonlu hastaların, kalp kriziyle hastanede yatan hastalara göre ölüm oranının daha yüksek olduğunu söyledi.

İstanbul kalp sağlığına iyi gelmiyor

Beylikdüzü Belediyesi ve Türk Kardiyoloji Derneği işbirliği ile düzenlenen “Kalp ve Damar Hastalığı Geçirme Riski” başlıklı seminerde konuşan Prof. Dr. Vedat Sarısoy, yeşil alanların azalmasının kalp hastalarını olumsuz etkilediğini belirterek, “İstanbul kalp sağlığına iyi gelmiyor” dedi.

Tüp bebek için ilk denemede yüzde 30 katılım payı

Yardımcı üreme yöntemi (tüp bebek) tedavisinde, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortalı (SSGSS) olanlardan ilk denemede yüzde 30, ikinci denemede yüzde 25 oranında katılım payı alınacak.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklara dikkat

Çorlu Şifa Hastanesi Üroloji Uzmanı Op. Dr. Niyazi Yağıbasan, dünyada ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda gösterilen cinsel yolla bulaşan hastalıkların tedavi edilmediği sürece, belirtisiz enfeksiyonu olan kişiler tarafından başka kişilerede bulaşabileceğini söyledi.

Kızılcık şerbeti uyku sorununa birebir

Uyku sorunu olan kişilerin gece yatmadan önce bir bardak kızılcık şerbetini içmesi halinde bu sorundan kurtulacağı belirtildi.

Kış hastalıkları kapıda

Samsun İl Sağlık Müdürü Dr. Mustafa Kasapoğlu, kış şartlarında ağırlıklı olarak görülen soğuk algınlığı ve gripten düzenli beslenme, su tüketimi, egzersiz gibi alınacak basit önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu söyledi.
Ankara Tabip Odası Kadın Komisyonu, herhangi bir gereklilik olmadıkça normal doğum yönteminin tercih edilmesi uyarısında bulundu.

Boğaz ağrısı şekerle geçebiliyor

Boğaz ağrısına sert şekerlerin iyi gelebileceği bildirildi. Konuya ilişkin araştırma Fransız “Prescrire” tıp dergisinde yayımlandı.

Kanserin şifresi çözüldü

Bilim dünyasında şok gelişme. Bilimadamları kanserli hücrenin genetik izini sürmeyi başardı.

Kekik susuzluğu gideren bitkilerin başında geliyor

Şanlıurfalı aktarlar, şifalı bitkiler arasında yer alan kekik otunun susuzluğu gideren bitkilerin başında geldiğini söylediler.

Mide bakterileri kansere karşı koruyor

Midede sıklıkla bulunan Helicobacter Pylori bakterisinin yemek borusu kanserinin bazı türlerine karşı koruyucu olabileceği bildirildi.

Türk doktordan tıp literatürüne geçen kalp ameliyatı

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde, kadavradan nakil yapılan bir hastanın çıkarılan kalbi, 2 minik kalp hastasına can verdi.
Cinsel yolla bulaşan hastalıklar çağımızın önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Gençlerde birden fazla cinsel partnerin bulunması ve korunmasız cinsel ilişki yaşanmasına oldukça sık rastlanıyor.

Ekonomik kriz kalbi vuruyor

Doç. Dr. Kani Gemici, ekonomik krizin kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerinden bahsederek, “Ekonomik krizler mevcut olan kalp hastalıklarını tetikleyerek seyrini kötüleştirebilir. Ekonomik kriz, kişiye ağır bir kalp krizi yaşatarak hayatını kaybetmesine neden olabilir” dedi.

Erkekler hastalanınca en çok annelerine danışıyor

Eczacıbaşı İlaç Pazarlama’nın bir ürünü için yaptırdığı pazar araştırması, Türk erkeklerinin hastalanınca en çok annelerine danıştıklarını ortaya koydu.

Metabolizmayı kilo vermesi için "aldatan" ilaç

Fransız bilim adamları, yüksek kalori alımında dahi metabolizmayı yağ yakması için “aldatan” bir ilaç geliştirdi.

Folik asit kanseri önlemiyor

Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin kalp-damar hastalığına yakalanma riski yüksek kadınlarda kanser riskini azaltmadığı bildirildi.

Bilinçsiz ilaç kullanımı mideyi vuruyor

Gastroentreloji uzmanı Prof. Dr. Nurdan Tözün, bilinçsiz ilaç kullanımının mide hastalıklarına neden olabildiğini belirterek, mide hastalıklarının tedavisinde de doğru ilacın, gerekli olan süre kullanımının büyük önem taşıdığını bildirdi.