Siz değerli misafirlerimize Türkü Kervanı harika bir müzik ziyafeti sunan Türkü Kervanı dinletmek için kuruldu.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

Genco - Bir Aşk Hikayesi 44. Bölüm

atemuer Yazan;
Ben kaliteli seyretmek istiyorum diyen arkadaslar buyrun (67 MB ) Wink

Sivilce tedavi

Sivilce sorunuyla uğraşanlara yardımcı olmak için eskiye oranla çok daha fazla yöntem olduğu bildirildi...

Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Melisa Eczacıbaşı, sivilce tedavisinde özellikle beş yöntemin sık olarak kullanıldığını ifade etti.

Eczacıbaşı'na göre, kimyasal peeling, lazer yöntemi, kozmetik ve cerrahi mikrodermabrazyon, fotolazer ve radyofrekans yöntemler ile peelingla soyarak tedavi en sık başvurulan yöntemler.

Peeling
Türkçe soyma anlamına gelen peeling, yüzeysel, orta, derin olmak üzere 3 farklı sivilce türü için uygulanıyor.

Kişilerin sosyal hayatlarını etkilemiyor ve yan etkileri yok. Derin peeling grupları yani TCA v Fonol peeling çeşitleri ise gerek Türkler, Akdeniz deri tipine sahip olduğundan gerekse mevsimsel özellikler nedeni ile çok tercih edilmiyorlar.

Bu grupta karbondioksit lazer ve erbiyum lazer özellikle derin sivilce izlerinde oldukça başarılı sonuçlar verebiliyor.

Derin izler
Derin sivilce izlerinin en önemli nedeni sivilcelerle fazla oynamak ve onları kopartmak. Dr.Eczacıbaşı aslında zaman içersinde o bölgedeki kollajenli dokunun kaybına neden olduğumuzu savunarak o bölgede kollajen üretimini aktif hale getiren tüm yöntemlerin etkili olduğunu savunuyor.

Miikrodermabrazyon
Kollajanı aktive ederek kalınlaşmasına ve mükerrer seanslarda cildin düzelmesine yardımcı oluyor.

Photolazer
Işık tedavisi sayesinde hem sivilce izlerinde iyileşme, aynı zamanda lekeleri tedavi etme, kılcal damarları geçirme ve ciltte antiaging etkisi sağlanabiliyor. Cilt yüzeyi düzgünleşirken, cilt daha kalın ve daha sağlıklı görünüyor.

Dolgu maddeleri
Sivilce izleri elverişli ise yapılan dolgu madde enjeksiyonları olumlu sonuçlar veriyor.

Tedavi yöntemlerini seçerken iz derinliği, cilt rengi oldukça önemli. Bazen tek bir yöntem tercih edilirken bazen kombine tedaviler daha iyi sonuçlar vermekte.

Yüzeysel izlerde başarı şansı yüzde 80 ila yüzde 100 arasında değişirken, derin izlerde başarı yüzde 40 ila yüzde 70 arasında değişiyor.

Güneş olmadan bronzlaşın

Tek bir adımda güneşin altın rengini yüzünüze ve vücudunuza taşıyan fondöten ve pudralar, kolayca kalıcı bir bronzluk sağlayan hızlı bronzlaştırıcılar ve son dokunuş için pırıltılı kremler...

En yeni kozmetik ürünleri, bronzluk hayalinizi güneşin zararlı ışınlarına maruz kalmadan da gerçekleştirmeniz için adeta ambalajda sunuyor.

Bronz bir tenin güzelliği tartışılamaz. Hele güneşlenmeden sonraki birkaç gün, nasıl da cildimiz parlak, yüzümüz canlı, sağlıklı bir görünüm alıyor. Güneşlenmek ve sağlıklı görünüm... Aslında birbiriyle o kadar çelişkili, tezat iki kelimeden bahsediyoruz ki...

Güneşlenme ve bronzlaşma bizi görünürde güzelleştirse de gerçekte bir o kadar da sonradan giderilmesi çok zor zarar veriyor. Güneşin bu zararlı ışınlarından korunmada koruyucu güneş kremlerinin büyük rolü var. Ama pek çok uzman sağlıklı bronzlaşma diye bir şeyin asla söz konusu olamayacağından, zaten bronzlaşmanın, tenin koyulaşmasının bile başlı başına cildin zarar görmesi anlamına geldiğinden söz ediyor.

Bu uzmanların anlattıklarına göre, bronzlaşma cildin savunma mekanizmasının harekete geçmesinden başka bir şey değil. Melanin hücreleri, birer perde gibi görev yaparak zararlı ışınları engelliyor, alttaki hassas tabakaları koruyorlar. Bu arada zarar gören hücreler de cildin üst yüzeyine çıkıyorlar. Böylece cildin en üstünde sert, kalın bir deri tabakası oluşuyor. Kurumaya çok müsait bu deriyle cildimiz de olduğundan yaşlı görünebiliyor.

Yani bronzlaşmak, hele bunu bir alışkanlık haline getirmek kısa süreli bir güzelliğin arkasından problemli bir cildin ve erken yaşlanmanın söz konusu olması anlamına geliyor.

Peki, tüm bunlar, bronzlaşmaktan vazgeçip yaz - kış beyaz bir tenle dolaşmamızı mı gerektiriyor? Tabii ki hayır. Neyse ki, yepyeni kozmetik ürünler, sadece birkaç dokunuşla en doğal şekilde bronz bir görünüme kavuşmamızı sağlıyor.

Bunların arasında hızlı bronzlaştırıcı kremleri, vücut ve yüz fondötenlerini, pudraları saymak mümkün. Bu yılın sürprizi renkli sprey ve mendiller de tenimizi anında bronzlaştırarak bu işe yepyeni bir boyut getiriyor. Bu ürünlerin en önemli özelliklerinden biri de, tıpkı yüze uygulanır gibi vücudunuza makyaj yapmaya olanak tanıması hatta cilde bronzluk kazandırmanın yanı sıra, bacaklardaki ve sırttaki cilt kusurlarını da kapatmak için kullanılması.

Bazı kurallara dikkat ettikten sonra bronzlaştırıcı ürünleri kullanmak ve tıpkı güneşte yanmış gibi doğal bir bronzluk elde etmek zor değil.

Bronz makyajın tarihçesi
Bronz makyajın da bir tarihinin olacağı aklınıza gelir miydi? Belki gelmezdi ama böyle bir şey var. Kozmetik dünyasıyla ilgili kayıtlara baktığınızda, ilk güneş kremini, ilk hızlı bronzluk sağlayan kremi kimin ürettiği görülebiliyor. Bronz tenin moda olması ve kar beyaz tenli kadınların yerini altın tenlilerin almasıyla ilk güneş kremi 1935 yılında Ambre Solaire tarafından üretilmiş. Bu kremin formülünde, hindistan cevizi ve zeytinyağıyla vazelin varmış.

1979 yılında Helena Rubinstein "Weekend Bronzer" adı altında, altın renkli ve hızlı bir bronzluk vaat eden ürünü piyasaya sunmuş. 1993 yılında Shiseido un bronzluk veren kompakt pudrası bu alanda bir devrim yaratmış ve kadınların en hızlı, en doğal ve zararsız şekilde bronz bir tene sahip olmalarını sağlamış.

Bronz makyaja hazırlık
Her şeyin olduğu gibi bu işin de bazı püf noktaları var. Aksi takdirde doğal bir bronzluk yerine parça parça lekeli bir tenle baş başa kalmak işten bile değil. Öncelikle cilt bronz makyaj için iyice hazırlanmalı. Hazırlık için yapılabilecek en etkili şey peeling.

Özellikle hızlı bronzlaştırıcı kullanacaksanız, bir sonraki ölü derilerin atılma evresini geciktireceğiniz için bronzluğunuzun daha uzun dayanmasını sağlayabilirsiniz. Bronzlaştırıcı ürünü temiz ve kuru cildin üzerine, avuç içlerinizle geniş daireler halinde uygulayabilirsiniz.

Altın bir ten
Bronzlaştırıcı fondöten ve pudraların uygulanmasına gelince. Tabii ki en önemli kural temizlenmiş, ölü derilerden arındırılmış ve iyi bir şekilde nemlendirilmiş cilde uygulamak. Bu konuda, dikkat edilmesi gereken diğer önemli bir nokta da, makyajın aydınlık bir yerde, yeterli bir ışık altında yapılması.

Farlar, rujlar ve diğer makyaj malzemeler söz konusu olunca tüm makyözler altın pırıltıları içeren farlara parlatıcıların bronz tenle çok iyi gittiği düşüncesini paylaşıyor. Senenin modası su yeşili ve turkuaz farlarla gözlerinize çarpıcı bir bakış kazandırmanız mümkün.

Vücuda makyaj
Kısa bir zaman öncesine kadar vücudumuzu güneşsiz bronzlaştırmak istediğimizde tercih edebileceğimiz iki seçenek vardı; ya solaryuma girmek ya da otobronzanları kullanmak. Şimdi, vücut için özel fondötenler, pudralar ve renkli spreyler var. Özellikle renkli spreyler, birkaç dakika içinde muhteşem bronz bir vücuda sahip olmanızı sağlıyor.

Yaz geliyor. İmaj zamanı

Yaz geliyor. Makyaj çantanıza ya da çekmecenize bakma zamanı geldi. Kozmetik malzemeleriniz ne kadar eski? Yaptığınız makyaj size ne kadar uygun...

Makyajınız; gözlerinizin ya da ağzınızın geniş veya küçük olmasını mı sağlıyor? Yüzünüzü genç ya da olduğundan yaşlı mı gösteriyor?

Eğer makyajınız uygun olan etkiyi yaratmıyorsa kökten bir değişiklik yapmanızın vakti gelmiş demektir.

Önerilerimizle daha da güzelleşmeye...

Yaşınız:
20 - 25 yaşındaki makyajınız size uygun olmayabilir. Tonları ve yapıyı değiştirin. Aynı zamanda saç renginiz de farklı makyaj gölgeleri ve yapıları gerektirebilir. Doğru makyaj yılların etkisini kolaylıkla silebilir.

Yüzünüzün şekli ve cilt renginiz:
Makyajda illüzyonlar yaratarak yüzünüzün şeklini, cilt rengini ve yapısını değiştirebilirsiniz.

Göz renginiz ve göz şekliniz:
Marifetli bir biçimde uygulanan bir makyaj; küçük gözlerin daha büyük, mavi gözlerin daha mavi, yuvarlak gözlerin daha geniş görünmesini sağlayabilir.

Saç renginiz:
Makyajınız saçınızı tamamlamalıdır. Eğer saçınız kuzguni siyahsa ve cildiniz solgunsa koyu kırmızı bir ruj ve koyu siyah bir göz makyajı maskara - rastık sizde enfes görünecektir.

Eğer sarışınsanız toprak tonları size çok yakışan tonlar olacaktır.

Eğer saçlarınız siyah ya da kahverengiyse istediğiniz rengi uygulamak için sınırsız özgürlüğe sahipsiniz.

Yaşam tarzınız:
Makyaj yapmak çok kolaydır. Eğer yoğun bir yaşam tarzınız varsa uygulanması çok zor bir makyaj tarzını tercih etmenizin bir anlamı yoktur.

2008 yılının en favori estetikleri

Birkaç seansta zahmetsizce cildinizi gençleştirmek, liposuction yaptırmadan bölgesel fazlalıklarınızdan kurtulmak ya da göğüslerinizi astırarak dikleştirmek...

Bunların hiçbirisi imkansız değil artık. Çünkü 2008de, gelişen tıp ve teknolojinin sunduğu imkanlar bizi hayalimizdeki görüntüye her geçen gün daha da yakınlaştırıyor... En azından bu yöntemleri deneyenler öyle diyor...

1. PPX mavi ışık
Mavi ışık olarak da bilinen PPX yöntemi özellikle bir türlü giderilemeyen akneler ve akne izlerine yönelik olarak uygulanıyor. Yöntem cildi uyararak kendi kendisini tedavi etme mekanizmasını harekete geçiriyor.
Nasıl uygulanıyor? PPX Sistemi de önce kişiye özel başlık ile cildin uygulama yapılacak olan bölümü vakumla yukarı çekiliyor, sivilce içindeki iltihabın ve aynı zamanda dolmuş gözeneklerin boşaltılması sağlanıyor. Vakumun ardından verilen mavi ışık enerjisi ise ciltte sterilizasyon sağlıyor ve sivilcenin bulunduğu alanı temizliyor. Bu uygulama sonunda sivilceler 2 ile 5 gün arasında hızla kuruyor ve cildin iyileşme mekanizması harekete geçiyor.
Kullanım alanları: Yöntemin başlıca kullanım alanı bir türlü giderilemeyen akneler. Bilindiği gibi kızlarda en sık 14- 17 yaşlarında, erkeklerde ise 16- 19 yaşlarında görülen akne problemi iyi tedavi edilmediğinde birçok fiziksel ve ruhsal soruna ya da yaşam boyu taşınan izlere neden oluyor. Bazı kişilerde ergenlik döneminde karşılaşılmayan bu sorun ileri yaşlarda da ortaya çıkabiliyor. PPX yöntemi hem aktif akneler için hem de izler için kullanılıyor.
Ne sağlıyor? Bu tedavi, periyodik cilt bakımları yapılarak destekleniyor. Böylece cildin eskisinden çok daha canlı, parlak ve pürüzsüz bir görünüme bürünmesi sağlanıyor.

2. Palamor Starlux 500
Bu yöntemde uzman ekip tarafından kişinin ihtiyaçlarına göre özel bir tedavi programı belirleniyor ve her program için farklı cihaz başlıkları kullanılıyor. Aslında yöntem, yüz germe ve cilt gençleştirme dışında çatlak tedavisinden epilasyona kadar pek çok işlemin yapılmasına de imkân tanıyor ancak özellikle yüz bölgesinde üstün bir performansa sahip olduğu söyleniyor.
Nasıl uygulanıyor? Cihazın başlığı problemli bölge üzerinde gezdiriliyor ve cildin alt tabakalarına ışınlar gönderiliyor. Bu ışınlar bu bölgede cildin kendi kendini iyileştirme mekanizmasının harekete geçmesini sağlıyor ve kolajen üretimini tetikliyor. Böylece cilt daha sıkı, gergin ve lekesiz bir hal alabiliyor, işlem ihtiyaca göre 2- 10 seans arasında uygulanabiliyor.
Kullanım alanları: Akne izinden yüz gençleştirmeye, vücut çatlaklarından, doğum sonrası karın ve basenlerde oluşan sarkmalara kadar kullanılıyor.

3. MLS-Hipoosmalar lipotomi
Hipoosmalar lipotomi, yağları yontarak şekillendirme anlamına geliyor. Vücutta biriken ve şekil bozukluklarına yol açan yağ dokusunu şekillendirmek, selülitleri azaltmak ve yok etmek üzere tıp dünyasında kullanılıyor.
Nasıl uygulanıyor? Birinci adımda, MLS sistemindeki bilgisayar kişiye özel bir hipoosmolar sıvı formülü elde ediliyor, ikinci adım olarak bu sıvı, yağlı bölgeye enjekte ediliyor. Şişen yağ hücreleri, cilt dışından MLS sistemine özel bir ultrason yardımıyla patlatılıyor ya da sıvılaştırılıyor. Üçüncü adımda da, sıvılaşmış yağ, özel tekniklerle hücre dışına atılıyor.
Kullanım alanları: Karın, bel çevresi, basen, kollar, bacaklar, gıdı, sırt ve ayak bileklerindeki fazla yağlara karşı kullanılıyor, işlem genellikle 1-3 seans uygulanıyor.


4. Smart Lipo
Özellikle ABDde yaygınlaşan bu yöntem, liposuction işlemine alternatif olarak gösteriliyor. İşlemin en önemli özelliği, uygulamasının oldukça basit olması ve cerrahi işlem sınıfına girmemesi.
Nasıl uygulanıyor? İşlemde, saç telinden biraz daha kalın kanül, uygulama yapılacak bölgeye sokuluyor. Bu kanülden lazer ışığı çıkıyor ve o bölgedeki yağ hücrelerinin zar bütünlüğünü bozuyor. Eriyen yağlar, işlemden belli bir süre sonra vücut tarafından emilebiliyor.
Kullanım alanları: Yüz, bilekler, kollar ve gıdı da dahil olmak üzere vücudun her noktasına uygulanabiliyor. Bu yöntem tam olarak bir ameliyat kabul edilmediği için ameliyatın risklerini da taşımıyor. Tek seansta, diğer yöntemlerde olduğu gibi fazla miktarda yağ alınamadığı için fazlalığı çok olan hastalarda tercih edilmiyor.

Parlak çilt için öneriler

Cildiniz ışıltısını mı kaybetti? İşte canlandırmanızı sağlayan öneriler...

Yüzünüzü soğuk suyla yıkayın.
Soğuk su damarlarınızı daraltarak geceden kalma cildinizi lekelerden temizler. Ayrıca gün ortasında ihtiyaç duyduğunuzda bir sprey şişesinden yüzünüze su püskürtebilir veya nemli bir havluyla cildinizi temizleyebilirsiniz. Cildinizdeki sabah kızarıklığını gidermek için yüzünüzü papatya içerikli bir temizleyici ile silin.

Naneli bir şeyler koklayın.
Uzmanlar, nane kokusunun beyni uyardığını belirtiyor, içinde nane veya benzeri canlandırıcı kokular olan bir duş jeli ile yıkanın. Ölü hücrelerinizden kurtulmak için de banyo lifi kullanabilirsiniz. Lifin verdiği his de sizi canlandırmaya yardımcı olacaktır.

Göz aftınızdaki morluklardan kurtulun.
Şişmiş gözlerinizin üzerine koyacağınız salatalık dilimleri veya kafein içerikli bir losyon damarları daraltır ve göz altındaki sıvı birikimini azaltır.Göz çevresinde sarkan bölgeleri ise peptid içeren bir krem kullanarak sıkılaştırmanız mümkün.

Kendinize hızlı bir detoks maskesi uygulayın.
Cansız görünümlü cildinizi kendine getirmek için, bir el havlusunu taze sıkılmış portakal suyunun içine batırın. Fazlasını sıktıktan sonra havluyu beş dakika boyunca yüzünüzün üzerinde tutun. C vitamini de cildinizdeki renk farklılıklarını gidererek yüzünüze ışıltı verir.

Krem yumuşaklığı..
Enerjiniz tükendiğinde, vücudunuzun fonksiyonları daha yavaş ve yetersiz çalışmaya başlar. Hücreleriniz su kaybeder ve cildiniz kurur, içerisinde besleyici vitamin ve proteinler bulunan bir nemlendirici ise cildi onarır.

Siyah noktalara çözüm

Bazı kadınların ciltlerindeki siyah lekeler kozmetik ürün kullanımına rağmen geçmez...

- Yarım su bardağı suya, 3 çorba kaşığı kadar elma sirkesi ekleyip iyice kaynatın. Daha sonra ateşi kısın ve başınıza bir örtü örtüp, yüzünüzü buhara tutun, 15-20 dakika buhar verin. Yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesiyle yüzünüzü silin. Bu işlemi haftada 2 kez tekrarlayabilirsiniz. Sonuçta siyah lekelerin yok olduğunu ve cildinizin parladığını göreceksiniz.

- Birer tutam kırlangıç otu, ayrık otu bir kaba konularak üzerine beş bardak su ilave edilip kaynatılır ve bir gece dinlendirdikten sonra siyah noktaların üzerine sürülür.

- Birer tutam nane, yabani kekik yaprağı, ıhlamur bir kaba konulup su ilave edilerek kaynatılır. Soğuyunca siyah noktaların üzerine sürülür.

- Bir adet olgun domates ezilir, ince tülbentle süzülür. 1 tatlı kaşığı gliserin ve 2 damla asilbent tentürü katılıp karıştırılarak şişeye doldurulup kullanılmak üzere saklanır. Cildin siyah noktalı kısımlarına bolca sürülür.

Eşinizi anlıyor musunuz

Evlilikte her iki taraf da farklı beklentiler içine giriyor. Eşlerin daha iyi anlaşabilmeleri için bu beklentileri çok iyi karşılamaları gerekiyor...

Günümüzde kadın-erkek ilişkilerinin çoğu aşık olma dönemi ile başlıyor. Uzmanlara göre ise bu dönem "görme kusuru" dönemi olarak tanımlanıyor. Partnerler bu dönemde birbirlerinin temel mutluluk kaynağı olduklarını ve neredeyse birbirleri için doğduklarını düşündükleri için, aşık olma dönemi aynı zamanda "hayali ve düşsel birlikteliği" de temsil ediyor. Hatta çiftler öylesine bir beraberlik yaşıyorlar ki, sözcüklere bile ihtiyaç duymuyorlar. İşte tehlike de burada başlıyor. Çünkü ilişki artık sözcük öncesi veya sözcük sonrası dönem olarak ayrılıyor. Bu durumda çiftler arasındaki benzerlikler de konuşulmadığı sürece kalıcı oluyor.

Bu tür düşsel bir birliktelik evliliğe kadar gidebiliyor ve evlilik tüm iyi ve kötü sonuçlarına rağmen, hala dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu olarak kabul ediliyor.

Evlilikte kadın ve erkek "aşık olduğunuzda konuşmayın, çünkü sözcükler idealize edilmiş birlikteliği olumsuz etkileyip bozabilir" kuralını unutarak, daha çok konuşmaya başlıyor. Bu durumda da sözcükler tehlikeli olmaya, aşkla başlayan "görme kusuru", evlilik aracılığıyla düzelmeye ve birliktelik tehdit altına girmeye başlıyor. Yıllar geçtikçe aynı eş, mutsuzluğun kendisi haline gelebiliyor.

Evlilik ilişkisinin iyi gitmesi, eşlerin ilişkiyi romantik bir rüya gibi algılamaktan vazgeçerek, birbirlerinin bireysel gereksinimleri, beklentileri ve tepkilerini daha gerçekçi bir şekilde görmeleriyle gerçekleşebiliyor.

Cinsiyetlerin savaşından kazanılacak çok az şey olduğuna dikkat çeken uzmanlar, erkek ve kadınların genetik farklılıklarla dünyaya geldiğini, bu farklılıkların kültür, gelenekler ve sosyal roller gereği sürekli beslenerek çoğaldığını ve sonuç olarak da bir ilişkideki tarafların farklı beklentiler içine girdiğini söylüyorlar. Çiftlerin bu farklılığı anlaması, eşlerin daha iyi iletişim kurabilmesi için bir gereksinim haline geliyor.

Kadın ve erkekler arasındaki temel farklılıklar
Sosyal ve aile içi roller yönünden bakıldığında kadınlar halen besleyen-bakım veren rollerinde olduklarından, aile üyeleri arasında ve çevreyle düzenli ve anlamlı bağların oluşturulmasında önemli roller üstleniyorlar.

Bu durum kadınların "ailenin iyilik hali ve bütünlüğü için daha çok özveride bulunmaları" anlamına geliyor. Erkekler insanlar yerine olayları iş hayatı, spor, yemek, bilgisayar, otomobil gibi konuları, kadınlar ise bilgi alma ve ilişki kurabilme gibi amaçlarla çevreyle iletişim kurmayı yeğliyor.

Yine erkekler bilgi verip detay vermemeyi tercih ederken, kadınlar bilgiden çok duygu ve detay verme eğiliminde. Kadınlar yardım istemeye açık ve yön sormaktan çekinmiyor, erkekler ise sorun çözmekle uğraşırken nadiren yardım isteme ve yön sorma eğilimindeler. Erkekler "yarışma", kadınlar ise "işbirliği" eğiliminde.

Ayrılalım ama dost kalalım

Biten bir aşkın ardından o sevilen kişiyle arkadaş kalmak kolay değil. Terk eden tarafın isteği olan dost kalmak talebi, sizi çok yaralayabilir...

Her şey bitti ama belki arkadaş kalabiliriz... Bu, yıllardır ayrılan çiftlerin son konuşmalarında geçen bir cümledir. Fakat, bunu başarabilen kişilerin sayısı çok azdır. Birkaç dakika içinde eski sevgiliniz hayatınızdan çıkıp giderken mutlaka "Arkadaş olabilir miyiz?" sorusunu sormuş, siz de yüksek ihtimalle bu soruya "Neden olmasın?" demişsinizdir. Fakat bu diyaloğun sonucunda gerçekten arkadaş kalabilen eski sevgililerin sayısının ne kadar az olduğunu ve arkadaş olma önerisini sunan kişinin ilişkiyi bitiren ve bu vicdan azabından kurtulmak için yollar arayan taraf olduğunu hatırlatmakta fayda var!

Gidenlerin sorusu
Sevgilisini terk edenlerin en az yüzde 60ı ona arkadaş kalabilir miyiz? sorusunu yöneltmiş ve evet yanıtını almıştır. Ona evet denmesinin nedeni aslında o insanın hayatında olup biteni öğrenme arzusudur. Liseden tanıdığımız ve birlikte aynı derslere girdiğimiz, bebekliğini bildiğimiz veya birlikte iş hayatının zorluklarıyla mücadele ettiğimiz kişilerle gerçek bir arkadaşlık kurabiliriz, kalbimizi kıranlarla değil. "Arkadaş kalalım" gidene ait bir sözdür. Kalansa bu söze cevap vermek durumunda kalır.

Çatlaklar oluşur
İki eski sevgilinin arkadaş olabilme ihtimali neredeyse imkansızdır. Çünkü içinde aşk barındırdığınız bir ilişkinin bitme nedenleri bundan sonra dostça kuracağınız ilişkinin temelinde bazı çatlaklar yaratacak ve siz daha bir arkadaşlığın başında birtakım sorunlarla uğraşmak durumunda kalacaksınız demektir. Bu konuya farklı bir pencereden bakmak gerekirse, eski bir ilişkinin anılarından kurtulup yepyeni bir ilişkiye sağlıklı bir şekilde başlamanın en iyi yolu, o kişiyi geçmişte bırakmaktır.

Evliliğin düşmanları

Evliliğinizin huzur içinde sürmesi için neler yapmanız gerektiğini biliyor musunuz...

Eleştiri
"Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir.

Genelleme
"Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın.

Aklını okumak
Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.

İşi yokuşa sürmek
Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.

Geçmişi hatırlatmak
Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.

Hep haklı olmak
Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor." Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.

Sorumluluk
Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.

Mantıksal yaklaşım
"Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.

Sözünü kesmek
İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir.

Terapist yaklaşımı
Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır.

Evliliğinizde sorun varsa

Her evlilikte bazı sorunlar yaşanır, önemli olan bu sorunları büyütmemek. Mutlu bir evliliğin 13 sırrı...

1- Daima neşeli, bakımlı, pozitif görünün. Güzel kokun, temiz olun ve en baştan çıkarıcı kıyafetleri kocanız için giyin.

2- Münakaşalarınızda yapıcı, arabulucu, şahsiyetli fakat ısrarcı olmayın. Sakın aşağılamayın, erkeklik veya kazanç ile ilgili bir şey söylemeyin.

3- Seksi asla bir ceza olarak uygulamayın. Yatak ayırmak yapılacak en büyük hatadır.

4- Birbirinizle daima flört edin. Elinize geçen her anı dokunarak, öperek, el ele tutuşarak veya uzaktan dahi olsa göz göze bakışarak değerlendirin.

5- Münakaşalarda, 1-2 dakika sonra başka odaya geçin ve daha ileri gitmesini önleyin. Kızgınlık veya küfürlerinizi kendinize saklayın. Karşı taraf bunları duymasın. İleride yalnız bu lafları hatırlar.

6- Tenkitlerinizde önce iyi tarafları ön plana çıkarın. Sonra değişmesini istediğiniz konuları zarifçe belirtin.

7- Açken; yorgunken; kızgınken; regli iken ve arabada, yemek sofrasında, başkalarının yanında münakaşa yaratabilecek konulara girmeyin.

8- Alttan alırken kendinizi ezilen, taviz veren, kendisine haksızlık yapılan taraf diye görmeyin. Siz aslında "huzurunuzu satın alıyorsunuz". Birkaç gün sonra her şey yolunda iken kırgınlığınızı yumuşak ifadelerle dile getirin ve bir daha olmamasını dileyin, isteyin.

9- Romantik atmosfer yaratın; çocuklar olmadan baş başa kalma yolları arayın.

10- İletişim evlilikte esastır. Aranızda halledemeyeceğiniz hiçbir şey olmamalı, ruhsal olarak aranızdan bir parşömen kağıdını bile geçirtmeyecek kadar kenetlenmelisiniz.

11- Tabii sevgi esastır. Birbirini sevmeyen kişiler belki çocukları için dayanırlar. Ancak giden gençlikleri, huzurları ve sıhhatleridir. Panik ataklar; korkular; psikosomatik rahatsızlıklar hep böyle evliliklerin bize seneler içinde getirdikleridir.

12- İyi bir evlilik ortada ne kadar birleştiğimizdir. DNA ve yetiştirilme farklılıkları değişmez. Ama hangi konularda ne kadar eğilebiliyor, birbirimize ne kadar deyebiliyorsak, o kadar başarılı bir evliliğimiz var demektir.

13- Birlikte hareket ederek; çocuğunuza karşı tek ses olun ve tek terbiye verin.

Düğün hazırlıkları listesi

Geçmişte düğünlerde güzel bir pasta kesimi ve tüm diğer düğünlerde olanlar yapılırdı. Düğün için çok fazla bir hazırlık yapılması gerekmezdi...

Gelin saçı, gelinlik ve birkaç hediye alışverişi yapmak yeterliydi. Şimdi ise moral desteğinden tırnak rengine kadar her konuda gelinin iyi bir desteğe ihtiyacı var. İşte geçmişten günümüze değişmeyen geleneksel düğün organizasyonu ve yapılması gerekenler..

* Eğer çiftlerden birini tanıyorsanız bir hediye ile nişana katılın.
* Kokteyl ya da davetteki ilk buluşmada kaynaşma için zaman ayırın. Bu ilk buluşmalarda düğünde gelinin yanında kimin olacağı gibi ayrıntıların temeli atılır. Gelinin düğünü nerede, hangi mevsim, stil ve formalite, tema, büyüklük ve diğer tüm ayrıntıları öğrenmeniz gerekebilir.
* Geline planlama ve özel görevler konusunda yardımcı olun.
* Düğün aktiviteleri sırasında uçak ya da araçla seyahat etmek gerekiyorsa seyahat planları yapılmasını hatırlatın.
* Düğünde diğer yakın arkadaşların ne giyeceğini öğrenin ve gardrobunuzu buna göre hazırlayın.
* Gelin adayı isterse gelinlik ve diğer detaylarla ilgili alışverişine katılın.
* Kuaför seçimi, saç modeli gibi detayları planlayın.
* Kuaför ile ilgili harcamaları diğer arkadaşlarıyla birlikte ya da yalnız geline hediye edebilirsiniz.
* Hediye kabulünden temizliğe, çiçek seçiminden misafir ağırlamaya kadar düğün sahibinin yapması gerekenleri hatırlatın.
* Geleneksel saç şekli varsa araştırın.
* Geleneksel gelinlik ve elbisenizin hazırlıklarına yoğunlaşın.
* Düğünde görev alacak yakın arkadaşları buluşturun ve herkesin tanışmasını sağlayın.
* Gerekirse kına gecesi organize edin, ev sahipliği yapın.
* Çift için düğün hediyesi seçin, paket yapın ve dışına harika bir tebrik kartı koyun.
* Düğün ve akşam yemeği provası yapın. Tam zamanında ve öğrenerek hazır olun. Bunlardan en önemlisi karşılama provasıdır.
* Düğün günü sabahı saç, makyaj, kuaförden salona gidiş, düğün öncesi fotoğraf çekimi için tam zamanında orada olun.
* Gerekirse hazırlanmadan önce son hazırlıklar için herşeyin hazır olup olmadığını kontrol edin.
* Hazırlanırken geline yardım edin.
* Son dakika ayak işleri ya da kasaklıklar için gönüllüler bulun.
* Gelinin düğün seremonisindeki isteklerini, konuşmasını ya da müzikal performansı yönetin.
* Takdim sırasında çok yakınında olun.
* Düğün öncesi resimlerde yer alın.
* Koktety ve resepsiyona odaklanın, misafirleri dans etmeleri için piste çağırın. Gelin ve damadın ilk dansı sırasında onlarla birlikte dans edecek çiftleri önceden seçin.
* Gelin çiçeğinin fırlatılması, etnik dansların yapılması gibi özel anları planlayın.
* Partinin sonunda sarhoş olan misafirlerin evlerine ulaştırılmasını organiza edin, gelin ve damada gelen tüm hedilerin evlerine gönderilmesini sağlayın ve arkada birşey bırakmadığınızdan emin olun.
* Gelin ve damat için mutlu ancak bir o kadar stresli bir günde size ne söylerse söylesin yanında olmaya devam edin.

Erkekler neden evlenmek istemez

Erkekler, bağlanmaktan neden bu kadar korktuklarının nedenini anlattılar. İste erkeklerin evlilik öncesi korkulu itirafları...

Erkekler sorumlulukların ilişkiyi bozacağını düşünüyor! Erkek için evlilik bilgiye dayalı bir tahminler dizisidir. Öte yandan, hepsi olmasa da bazı kadınlar için ise hayat sezgiden ibarettir.

Durumun erkekler için böylesine korkutucu olmasının nedeni de budur. Kadınlar durgun akan nehirde aheste kürek çekerken, erkekler açık denizde bir başlarına kaldıklarını hissederler.

1- O hayati cümleyi duymak: Hastalıkta ve sağlıkta#8230; Gardiyan gelir, hapishane kapısı kapanır.

2- Her milletten meyvelerin tadına bakma hayalinden vazgeçmek. Şahane bir aşk ve şehvet seline kapılıp bir çiçekten öbürüne konmak

3- "Ya?" kuruntusuna kapılmak. Ya başka bir kadına âşık olursam?

4- Boşanmak. Yanlış ata oynamak gibi

5- Anne - babanın başarısız evliliklerini tekrarlamak. ya da anne - babanın mutlu evliliğini tekrarlamak, günün birinde karısına "Meleğim", "Balım" ya da "Aşkım" diye hitap etmek

6- Başkanlık mevkiinden ve Eğlence şirketi müdürlüğünden feragat etmek. Sonra da Uzlaşma denen şirketin yönetim kuruluna hesap vermek zorunda kalarak, her kararın günün birinde insanin neşesini kaçıran bir teftişten geçeceğinin tamamen bilincinde olmak.

7- Evcilleştirilen Kocalar Kardeşlik Derneğinin aktif üyelerinden biri haline gelmek.

8- Ezbere bir hayat. sıkıntı, fazla yüzgöz olma ve sıradanlık

9- Sükûnet, denetim, bos alan, mahremiyet, bütün gece spor kanalı izlemek, ahbaplarla poker, sigaradan alınan bir fırt, leş kokan spor ayakkabılar gibi nimetlerden feragat etmek.

10- Misafir odasında başlayıp kanepede devam eden erotizmden vazgeçerek düzenli ve renklilikten uzak bir seks hayatına adim atmak.

Erkekler, evlilik bağıyla bağlanmaktan korktuklarını, tavırlarıyla sergilerler!

Kızlık zarı

Kızlık zarı yani Latince adı ile HYMEN, Yunan ve Roma mitolojilerinde Dionysus ve Afrodit in oğlu olan "evlilik ve düğün tanrısı" dır.

Gerdek gecesi bu Tanrıya adandığından kızlık zarı da aynı isimle anılmaktadır. Bu tanrının özelliği, kanatlı olması ve elinde bir meşale taşımasıdır

Hemen hemen bütün toplumlarda değişik derecelerde sosyolojik bir öneme sahip olan kızlık zarının tıbbi adı latincesi "Hymen" dir. Özellikle Müslüman ülkelerde daha önceden cinsel ilişkinin olup olmadığının bir kriteri olarak görüldüğünden önemi büyüktür.


Günümüzde dahi, evlendikten sonraki ilk ilişkide kanamanın olmaması nedeniyle, pek çok kızımız haksız yere bakire olmadığı düşüncesiyle apar topar kollarından tutularak kızlık zarı muayenesi için biz jinekologlara getirilmektedir. Bu durumda bu genç kızlarımız son derecede küçük durumlara düşürülmekte ve evliliklerine maalesef çok kötü bir anıyla başlamak zorunda kalmakta; çoğu zaman da duyulan güvensizlikler nedeniyle evlilikleri kısa zaman içinde boşanmalarla sonuçlanabilmektedir.

İnsanoğlunun tarihsel gelişimi süresince pek çok toplum hymeni saflığın ve el değmemişliğin yani "bekaretin sembolü" olarak görmüştür. Bu inanışın uzantıları hala daha bizim toplumumuz gibi dünyadaki pek çok toplumda sıklıkla yer almaktadır.

Ülkemizde çok yakın zamanlara kadar liseye başlama çağlarında yatılı okullara yerleştirilecek genç kız öğrenciler yönetmelik gereği zorunlu olarak kızlık zarı muayenesinden geçiriliyor ve jinekologlar tarafından düzenlenen "bakirelik" raporları ile ancak kayıtları yapılabiliyordu. Yeni kanun düzenlemeleri ile bu yüz kızarıcı uygulamalar yürürlükten kaldırılmıştır.

Kızlık zarı ne işe yarar?
Kızlık zarının fizyolojik işlevsel görevi bugüne kadar tam olarak açıklanamamıştır ve genellikle özel bir görevinin olmadığı düşünülmektedir.

Yine de bazı araştırmacılar ise kızlık zarının, mikroorganizma ve yabancı cisimlerin vajina içine girişini önlediğini ileri sürmüştür.

Adli tabiplikte ise cinsel şiddete veya istismara maruz kalan çocukların tanısında kullanılmaktadır. Günümüzde kızlık zarının fizyolojik bir görevinden çok "sosyolojik bir fonksiyonu" vardır.

Anatomi
Hymen, anatomik olarak vajinayı oluşturan ve "mukoza" adı verilen dokunun vajina girişini oluşturan doku kıvrımıdır. Yani kızlık zarı vajina içinde değil vajinanın hemen girişinde dudakların yaklaşık 1-1.5 cm içindedir ve küçük dudaklara bağlıdır.

Bu yapı, dış genital oluşumlardan birisi olarak kabul edilir. Dışarıya bakan ön yüzü deriye, vajina içine bakan arka yüzü ise mukozaya benzer.

Kız çocukların hemen hepsine bulunan hymen çok nadir olarak doğuştan hiç bulunmayabilir. Çocukluk çağında daha sert olan doku ergenlikle birlikte östrojen hormonunun salınmasına bağlı olarak değişime uğrar ve esneklik kazanır.



Yukarıdaki resimde 18 yaşındaki genç bir kızın genital organları önden bakış açısıyla görülmektedir. Kızlık zarı, vajina girişinin 1-1.5 cm iç kısmında yer alan ince bir yapıdır.

Kızlık zarı vajina girişini tamamen kapatmaz, ortasında adet kanının ve vajinal salgıların dışarıya akmasını sağlayan bir delik bulunur. Bu deliğin şekli ve yapısı hymen türlerinin belirlenmesinde kullanılır.

Kızlık zarının şekli, kalınlığı ve elastikiyeti kişiler arasında büyük farklılıklar gösterir.

KIZLIK ZARI TÜRLERİ
Kızlık zarı pek çok anatomik varyasyona sahiptir.
Anüler Hymen Yuvarlak halka Kızlık zarı yuvarlak halka şeklinde olup ortasında yine halka şeklinde bir delik bulunur. Ortadaki delik çok büyükse penisin geçişine rağmen zar yırtılamayabilir. Bu durumda "hymen duhule müsait" denir. Halk arasında ise "esnek zar" tabiri kullanılır. En sıklıkla görülen hymen şeklidir60-95 oranında
Kresentrik Hymen Yarımay Zar yarımay şeklindedir. Üst kısımda zar daha incedir veya hiç yokken arka kısımda belirgindir. Görülme sıklığı 3.5 ile 20 arasında değişmektedir. Bu tür zarlar genelde ilişki sırasında yırtılmaz.
Septalı Hymen Ara bölmeli Kızlık zarının orta kısmında boşluğu bölen, zara ait ara bir doku parçası vardır. Görülme sıklığı 1.5-5 arasındadır.
Kribriform Hymen Çok delikli, kalburumsu Hymenin ortasında tek değil birden fazla delik vardır. Bu görüntüsü ile adeta bir "kalbura" benzer. Görülme sıklığı 1den daha azdır.
İmperfore hymen
Deliksiz Hymenin ortasında delik yoktur ve vajina girişi tamamen kapalıdır. Bu zara sahip kızlar hiç adet kanaması görmezler. Normal şekilde gerçekleşen kanama vücut dışına atılamaz ve hymen arkasında vajina içinde birikir. Oldukça ağrılı bir durumdur ve mutlaka cerrahi bir işlemle açılması gerekir.
Mikroperfore hymen
Küçük delikli Zarın ortasındaki delik çok küçüktür. Adet kanaması olur ancak oldukça ağrılıdır. Bazen cerrahi müdahale ile açılması gerekebilir.
Multipar hymen
Doğum yapmışlarda bulunan Normal doğum yapmış kadınlarda kızlık zarı doğuma bağlı yırtılır ve geriye kalan kısımlar "karinkül hymen artığı" olarak adlandırılır.
Şekil dışında kızlık zarları deliğin ve serbest kenarın karakteri, zarın kalınlığı ve mukavemetine göre de sınıflandırılabilir.

Kızlık zarı genelde ilk ilişki, yabancı cisim veya muayenede ile yırtılır. İlk cinsel ilişki esnasında hymen ortasındaki delik penis çapından küçük olduğu için halka şeklindeki zar bir kaç yerden yırtılır ve az miktarda kanama meydana gelir. Bu yırtıklar birkaç gün içinde nebbeleşir ve bir daha kanama olmaz. Çok nadiren ilk ilişkiyi takip eden bir kaç ilişki sırasında da kanama görülebilir.

Bazen bir ilişki olmasa da kızlık zarının serbest kenarı düz olmaz ve çentikler bulunur. Kadınların yaklaşık 20sinde doğuştan gelen, "doğal çentik" adı verilen ve zarın tabanına kadar inmeyen bu tür çentikler bulunabilir. Doğal çentiklerin tespiti kızlık zarı muayeneleri ve adli tabiplik bekaret raporları açısından önemlidir.


SİZ SORMADAN BİZ SORUP CEVAPLANDIRALIM

Kızlık zarı ilk cinsel ilişkide mutlaka kanar mı?
Hayır. Kızlık zarı kısmen esnek olmasına karşın, vajinanın içine girilen ilk ilişkide kolaylıkla yırtılan ve kanayan damarlardan zengin bir anatomik yapıdır.

Ancak kızlık zarının özgün yapısı bazı kadınlarda penis girişine izin verir ve birden çok defa ilişkide bulunsa bile zarda yırtık meydana gelmez. Bu tür zarlara "duhule geçişe müsait zar" adı verilir. Halk arasında ise "elastik zar" olarak adlandırılır. Bu durumda zar ancak normal doğum sonrasında yırtılacaktır.

Diğer taraftan kişiler arası önemli yapısal farklılıklar nedeniyle, kızlık zarı aşırı esnek olanlarda veya zar üzerinde yapısal olarak çok az sayıda damar bulunması durumunda yine ilk cinsel ilişkide kanama gerçekleşmeyebilir.

Bazen de ilk ilişkide yırtılmanın olduğu bölgede hiç damar olmayabilir veya bulunan çok küçük damarlar anında pıhtılaşabilir, böylelikle de hiç kanama izlenmeyebilir.

Kızlık zarının bozulması ağrıya neden olur mu ?
Bazı kadınlarda ilk ilişki sırasında ciddi miktarda bir ağrı olabilir. Bu kızlık zarının normalden kalın olması ve kişinin ağrı eşiğinin düşük olması ile ilişkilidir.

Ancak genelde kızlık zarının yırtılması sırasında dayanılmayacak kadar çok bir rahatsızlık olmaz. Burada erkeğin davranışı ve yaklaşımı da son derece önemlidir. İlk ilişki ister istemez her kadında endişe ve korku sebebidir. Erkeğin yavaş, anlayışlı ve yumuşak davranışı olayın ağrısız olmasını sağlar.

Ayrıca her ilişkide olması gerektiği gibi ilk ilişkide de "ön sevişme" denilen kısım mümkün olduğunca uzatılarak vajenin yeterince ıslanmasının sağlanması, ilişkinin daha rahat ve ağrısız olmasına neden olacaktır.

Kanamanın miktarı ne kadardır ?
Kanamanın miktarı genelde çok azdır ve kısa sürede kendiliğine durur. Ancak çok nadiren hymen arkasından bir damar açığa çıkması sonucunda kanama durmazsa cerrahi müdahale ile dikiş atılması gerekebilir.

Bazı durumlarda ise vajina girişinde, hatta derinlerde yırtıklar meydana gelmesi "Coit yırtıkları" sonucu şiddetli ve durmayan bir kanamalar görülebilir. Bu gibi durumlarda cerrahi müdahale ile dikiş atılması gereklidir.

Kızlık zarı bozulduğunda mutlaka kanama olur mu?
Hayır. Bazı durumlarda zarda yırtık meydana gelmesine rağmen hiç kanama olmayabilir.

Kanama olması kızlık zarının bozulduğunu mu gösterir?
Hayır. Bazı durumlarda kızlık zarı bozulmaz ancak dış kısımlarda yırtık ya da sıyrık olabilir ve buralardan kanamalar görülebilir.

Kızlık zarı ilişki dışında başka bir yolla bozulabilir mi?
Kızlık zarı genelde vajina içine giren ve genişliği hymen ortasındaki halkadan daha büyük olan cisimler ile de yırtılabilir. Ancak nadiren ata ya da bisiklete binme, bacakları çok açmayı gerektiren bale gibi aktiviteler, kaza ve travmalar sonrasında da bozulabilir veya zedelenebilir.

Mastürbasyon kızlık zarına zarar verir mi ?
Hayır. Vajina içine bir şey sokmaya denenmediği taktirde, dıştan mastürbasyon ile kızlık bozulmaz.

Kızlık zarı kendi kendine iyileşir mi?
Hayır. Bir kez zedelenen kızlık zarı daha sonra hiç ilişki olmasa bile kendi kendini onarmaz.

Kızlık zarının ne zaman bozulduğu anlaşılabilir mi ?
Yırtığın eski yırtık mı 7 günden sonra, yoksa yeni yırtık mı 7 günden önce olduğu kızlık zarı muayenesi ile anlaşılabilir. Ancak aradan 7-8 günden fazla zaman geçmişse eski yırtıklarda ilk ilişkiyle zarın ne zaman bozulduğu anlaşılamaz.

Kızlık zarının bozulduğu nasıl anlaşılır ? Bekaret kontrolü nasıl yapılır?
Kanamanın olup olmaması ile kızlık zarının bozulup bozulmadığı anlaşılamaz, bu ancak bir kızlık zarı himen muayenesi ile anlaşılır. Muayene son derece kısa ve ağrısız bir işlemdir. Bunun için uzman jinekolog gazlı bez ile büyük dudakları çekerek kızlık zarını gözlemler, böylelikle kişinin bakire olup olmadığı anlaşılmış olur.

Kendi kendine kızlık muayenesi olmaz. Ayna ile hymeni görebilirsiniz ancak bunu yorumlamak bir deneyim gerektirir.

Bazı durumlarda bir jinekolog bile buna karar veremeyebilir ve "kolposkopik incelemeye" gereksinim duyabilir. Kolposkop, vajenin, rahim ağzı ve dış genital organların bir mikroskopla büyütülerek incelenmesini sağlayan cihazdır. Özellikle "doğal çentik" bulunan hymenlerde bekaret kararını vermek güç olabilir.

Bir kişinin bakire olup olmadığı ultrason, MR veya Bilgisayarlı Tomografi ile anlaşılabilir mi?
Hayır. Tüm bu yöntemlerle anlaşılmaz. Yalnızca deneyimli bir jinekolog tarafından yapılan jinekolojik muayene ile anlaşılabilir.

Kızlık zarı bozulmadan gebelik oluşabilir mi?
Evet. Gebelik oluşması için kızlık zarının bozulması şart değildir. Önceden anlatıldığı gibi esnek olan bir zar tam bir cinsel ilişkide bozulmamış olmasına karşın gebelik oluşabilir.

Diğer bir olasılık da yine ender görülmesine karşın erkeğin kızlık zarına çok yakın bir yere boşalmasıdır. Spermler kamçılarıyla hareket eden hücreler olduklarından vajinanın girişinden rahim ağzına ve buradan da tüplere geçerek yumurta ile karşılaşıp birleşerek döllenme sonucu dış gebelik de dahil olmak üzere gebeliği başlatabilirler.

Bu nedenlerle tam bir ilişki olmasa bile dışarıya boşalma ile gebelik şansı düşük gibi görülse de bu şans hiçbir zaman sıfır değildir.

Kızlık zarı bozulmadan muayene ya da kürtaj yapılabilir mi?
Evet. Zar yapısı uygun olan -yani açıklığı geniş olan- kişilerde hymen yapısına zarar vermeden "spekulum incelemesi" hatta kürtaj dahi yapılabilir.

Bakire bir kadının jinekolojik muayene olması mümkün müdür?
Jinekolojik muayenenin en önemli aşamalarından biri vajinanın ve rahim ağzının gözlenmesi için yapılan spekulum muayenesidir. Günlük tıp uygulamalarında bakire olanların muayenesinde çoğunlukla bu işlem uygulanmamakta ve elle muayene makattan yapılmaktadır.

Öte yandan akıntı sorunu olan hemen hemen tüm bakire genç kızlarda ve kız çocuklarında vajinal kültür almak mümkündür.

"İlk gece"de nelere dikkat etmek gereklidir?
İlk gecede veya daha geniş anlamıyla ilk cinsel ilişkide hem kadına hem erkeğe düşen önemli görevler vardır. Bu ilk deneyimin güzel ve hatırlandığında iyi duygular uyandıran bir deneyim olması için ön koşul kadının kendini psikolojik olarak rahat ve hazır hissetmesidir. Ayrıca karşı cinsel eşe güven de son derecede önemlidir.

İlk cinsel deneyimin illaki ağrılı değildir. Kadın kendini yeterince gevşettiğinde, erkek de yumuşak ve hoşgörülü davrandığında ağrısız bir ilk deneyim gerçekleşmesi çok olasıdır.

Erkek biraz sabırlı davranmalı ve "ön sevişme" denilen sürecin uzatılarak vajenin yeterince ıslanması sağlanmalıdır. Böylelikle penisin vajinaya girişi kolaylaşacaktır. Ayrıca, kayganlaştırıcı jel =lubrikantlar olarak eczanede satılan ve reçetesiz alınabilen ilaçlar da ilişki öncesi genital bölgeye uygulanabilir.

Kadınların ilk deneyimlerinde en önemli korkularından biri gebe kalmaktır. Bu yüzden erkeğin prezervatif kullanması veya kadının doktoruna danışarak uygun bir korunma yöntemini kullanmaya başladıktan sonra ilişkide bulunması en idealidir.

Kızlık zarı tamir edilebilir mi?
Evet. Kızlık zarı tamir edilebilir ve bu işleme "himenoplasti hymenoplasty" ya da "hymenorraphy" isimleri verilmektedir. Bunun için ne zaman ya da kaç defa ilişki olduğu önemli değildir. Doğum yapmış kadınlarda bile kızlık zarı tamir edilebilir.

Kızlık zarının tamir edildiği ancak bir jinekolog veya adli tabip tarafından anlaşılabilir.

Gerçekte bozulmuş olan zarın tamamen tamir edilmesi ve eski haline getirilmesi olanaksızdır. Son derece ince yapıda olan bu doku genelde dikiş tutmaz. Ortamda bulunan fazla sayıdaki mikroorganizma yara yerini kolayca enfekte edebilir.

Buna karşılık vajina duvarından alınan parçalar "vajinal flebler" ile yeni bir hymen yapılabilir. Bu durumun hukuksal ve ahlaki boyutu tartışmalı olmakla beraber bizim toplumumuz gibi bekaret nedeni ile cinayetlerin bile yaygın olarak görüldüğü toplumlarda bazan hayat kurtarıcı olabilmektedir.

Kızlık zarı tamiri ile ilgili olarak tüm dünyada tartışmalar sürmektedir. Ancak bu "yapay bekaretin" ne kadar gerekli olduğu konusunda fikir birliği yoktur.

Özellikle batılı yazarlar bunun son derece gereksiz bir işlem olduğunu düşünürken, bazıları işlemin etik açıdan estetik ameliyattan farklı olmadığı fikrindedirler.

Hymen onarımını hymenoplasti isteyen bayanlar; bunu, yaşadıkları toplumsal çevreye bağlı olarak sosyal statülerini, mutluluklarını, hatta yaşamlarını devam ettirebilmek için gerek duyduklarını ifade etmektedirler.

Ameliyat ne zaman yapılmalıdır ?
Bu yapılacak olan ameliyatın türüne bağlıdır. Bazı ameliyatlar evlilikten bağımsız olup her zaman yapılabilirken uzun vadeli onarım, bazıları evlenmeden 2-4 gün önce kısa vadeli onarım yapılabilir.

İşlem genelde 20-30 dakika kadar süren, genel anestezi uyutularak veya lokal anestezi uyuşturularak ile yapılabilen nispeten basit bir operasyondur. İşlemi yapan kişinin beceri ve tecrübesine yanında kişinin vajen durumuna göre başarı şansı değişmektedir.

Her jinekolog kızlık zarı onarımı ameliyatı yapabilir mi?
Hayır. Pek çok jinekolog bu ameliyatı prensip olarak yapmaz. Ancak Amerika Birleşik Devletleri de dahil olmak üzere dünyanın hemen her ülkesinde bu ameliyatı yapan doktor ve klinikler mevcuttur. Kızlık zarı operasyonları aynen vajina estetiği ile ilgili operasyonlar gibi son yıllarda güncelliğini koruyan ve arttıran operasyonlar arasındadır...

Hymenektomi Nedir?
Hymenektomi "kızlık zarının cerrahi bir kesi ile çıkartılması" işlemidir. Özellikle yeni evli bayanlarda ilişki sırasında aşırı bölgesel hassasiyet veya darlık olması sonucunda ilişki dayanılmaz ağrılı bir hal alabilir disparunia.

Bazen de kızlık zarının normalden kalın bir şekilde olması da ağrıyı arttırıcıdır. Bu tür durumlar, kadınlarda ağrının normalden fazla hissedilmesi sonucunda vajina ve kasık bölgesinde kasılmalara yol açarak penisin içeriye girmesini engeller ve ilişkiyi daha ıstıraplı hale getirir. Bazen de ilişki tamamen imkansız bir hale gelebilir Vajinismus..
Bu gibi durumlarda himenektomi -yani kızlık zarının cerrahi olarak kesilerek çıkartılması- ile problem aşılabilir.

Hymenektomi nasıl yapılır?
Cerrahi işlem öncesi basit bir takım testlerle ağrıya duyarlı bölgeler tespit edilip genellikle lokal anestezi ile bölgesel uyuşturularak bu bölgenin çıkartılması ve/veya vajen girişinin bir miktar genişletilmesi cinsel ilişkide ağrı problemini tümden giderecektir. İşlemden aşırı korkan kişilerde nadiren de olsa genel anestezi ile uyutularak da işlem yapılabilmektedir.

İşlem ortalama olarak 10-15 dakika kadar sürer. Genelde kesilerek çıkartılaran bölgeye dikiş atılmaksızın basit bir tamponaj ile kanama durmaktadır. Tecrübeli ellerde operasyonun riskleri yok denecek kadar azdır.

Kızlık zarı bekaret kontrolü muayeneleriniz, hymenektomi operasyonu öncesi jinekolojik muayeneleriniz ve bu konular ile ilgili danışmanlık hizmetlerimizden yararlanmak için 312 426 85 25 nolu telefondan sekreterliğimizi arayarak randevu alabilirsiniz...

kaynak: jinekolognet.com

Gebelikte cinsel yaşam

Gebelik kadın hayatını kökten etkileyen son derece değişik bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanısıra pek çok psikolojik değişiklik de ortaya çıkar...

Hayatın her evresinde büyük önem taşıyan cinsellik ve cinsel yaşam çoğu zaman gebelikten olumsuz etkilenir. Özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında bu sürece uyum sağlama aşamalarında cinselliğe karşı soğukluk olabilir.

Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir.

Gebeliğin fark edilmesi ile birlikte kadınlarda annelik içgüdüsü biraz daha baskın hale gelir. İlk gebeliğini yaşayanlar da dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin bebeğe zarar vereceği düşüncesi anne adayının cinsel isteklerini köreltebilir. Oysa ki normal seyreden bir gebelikte cinsel ilişkinin olumlu ya da olumsuz hiçbir etkisi yoktur.

Halk arasında erken dönemde yaşanacak cinsel ilişkinin bebekte sakatlık ya da ölüme neden olacağı veya bir düşük ile sonuçlanacağı fikri hakim olmasına rağmen bunun hiç bir bilimsel dayanağı yoktur.

Gebelik ilerledikçe ve anne adayı kendisinde gerçekleşen bu değişime uyum sağladıkça cinsel istekte de bir artış görülebilir, ancak rahimin iyice büyümesi ile birlikte cinsel ilişki teknik olarak zor bir hal alır. Bu durum zaman zaman anne adayında ağrı ve acıya neden olabilir. Bu nedenden ötürü gebeliğin son dönemlerinde cinsel istekte yeniden azalma görülebilir.

Her şeyin normal olarak gittiği durumlarda son dört haftaya kadar cinsel yaşamda hiçbir kısıtlama yoktur. Bu dönemde erkeğin ejekulasyon sıvısı meni içinde bulunan ve "prostaglandin" adı verilen maddelerin rahim kasılmalarını başlatarak erken doğuma sebep olabileceği düşüncesi nedeniyle ilişki önerilmemektedir.

Yine, daha önceden "tekrarlayan gebelik kayıpları" olan veya erken doğum yapan kadınlarda, orgazma bağlı düşük riskleri nedeni ile ilk üç ayda ilişki kısıtlanabilir.

Yaşamakta olduğu gebeliğinde herhangi bir dönemde vajinal kanama olması durumunda, düşük veya erken doğum tehtidi olan kadınlarda ilişki kesinlikle yasaklanır. Bu yasak tehlikenin ortadan kalktığı kesin olarak saptanana kadar devam eder.

Erkekte veya kadında teşhis edilmiş "genital enfeksiyon" varlığında da tam olarak tedavi tamamlanıncaya kadar yasak konmalıdır.

"Plasenta previa plasentanın önde gelmesi" gibi gebelik süresince riskli durumu olanlarda da kanamayı başlatma riski nedeni ile ilişkiden kaçınmak gerekir

Gebe kadın psikolojik korkular nedeni ile ilişkiden kaçınıyorsa bu durumu anlayışla karşılamak ve zorlamamak gerekir.
Daha kolay anlaşılabilir olması için bu bölümün geri kalan kısmı soru-cevap şeklinde hazırlanmıştır.

Soru: Gebelikte seks yapmak doğru mudur?

Cevap: Erken doğum veya düşük abort riski yoksa, plasenta normal yerleşimli ise, bireylerde genital enfeksiyon taşıyıcılığı yoksa gebeliğin son ayı haricinde normal cinsel ilişki önerilebilir.

Ancak ilişki sonrası karın ve kasık ağrısı veya kanama şikayeti olan kişiler ilişkiden kaçınmalıdır. Eğer gebe cinsel ilişki yönünden risk taşıyıp taşımadığını bilmiyorsa mutlaka bir doğum uzmanına gidip danışmalıdır.

Soru: Cinsel ilişki düşüğe sebep olur mu?

Cevap: Pek çok çift gebeliğin özellikle ilk üç ayı içerisinde cinsel ilişkiye girmenin düşüğe sebep olabileceğini düşünmektedir. Fakat bu dönem zarfında gerçekleşen düşüklerin pek çoğu ilişkiyle bağlı olmayıp, rahim içinde gelişmekte olan bebekteki genetik bozukluklarla ilişkilidir.

Soru: Orgazm olmak erken doğuma sebep olur mu?

Cevap: Orgazm olmak rahmin kasılmasına sebep olabilir. Fakat yapılan araştırmaların büyük bir çoğunluğuna göre, normal bir gebelikte cinsel ilişki olsun veya olmasın orgazmın, doğum eyleminin başlamasına veya erken doğuma sebebiyet vermediğini göstermektedir.

Eğer önceden prematüre erken doğum yaptıysanız, meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarınızı başlatabilir.


Soru: Cinsel ilişki bebeğe zarar verir mi?

Cevap: Kesinlikle hayır. İlişki esnasında erkeğin penisi fiziksel olarak bebeğe temas etmez. Çünkü bebek, rahim kasları, amniyon sıvı ve kesesi tarafından oldukça iyi korunmaktadır.

Ayrıca rahim kanalının girişindeki mukus tıkaç servikal mukus semenin ve bakterilerin rahim içine geçişini engeller. Ancak, derin ilişki veya zorlama, ağrıya sebep olursa bundan kaçınılmalıdır.

Soru: Gebelik süresince cinsel ilişkiden kaçınmanın tavsiye edildiği belli bir dönem var mıdır?

Cevap: Gebeliğin son haftalarında önlem amacıyla cinsel ilişkiden kaçınmayı tavsiye edilmektedir.

Gebeliğin son ayında haftada birden fazla cinsel ilişkiye girmenin, rahim içi enfeksiyon riskini arttırdığını ifade eden bir çalışma vardır.
Ancak bu çalışmayı destekleyen başka araştırmalar mevcut değildir.

Yine, gebeliğin herhangi bir döneminde;
Vajinal kanama
Amniyon suyunun gelmesi
Servikal yetmezlik Rahim kanalın normalden kısa ve geniş olması
Erken doğum ve düşük risklerinin varlığı veya önceki gebeliklerinde bu problemleri yaşamış olanlar
Plasenta previa plasentanın rahim kanalının ağzını tıkaması gibi durumlar ortaya çıkarsa, doğum uzmanı muhtemelen cinsel ilişkiden kaçınılması gerektiğini söyleyecektir.

Örneğin, ikiz gebelik gibi erken doğum ihtimalinin yüksek olduğu diğer riskli durumlarda da, gebeliğin altıncı ayından sonra cinsel ilişkiden kaçınmak gerekebilir.

Eğer gebede daha önceden geçirilmiş düşük veya erken doğum hikayesi varsa yine cinsel ilişki tavsiye edilmeyebilir.

Soru:Gebelikte cinsel ilişki esnasında prezervatif kullanımı önerilmekte midir?

Cevap: Gebe olsun veya olmasın, yeni veya birden fazla kişiyle cinsel ilişkiye giren tüm kadınlar poligamik kadınlar, cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için prezervatif kullanmalıdır.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar kapan tüm gebeler, bebeğe zarar verebilecek enfeksiyonlara açıktır ve erken doğum yapma olasılıkları vardır. Hepatit B, Hepatit C, HIV AIDS ve Herpes mikroorganizmaları cinsel ilişki ile bulaşan ve doğum yoluyla bebeğe aktarılabilen enfeksiyon etkeni ajanlardır.

Soru: Kadının cinsel arzuları gebelikten nasıl etkilenir?

Cevap: Gebeliğin ilk üç ay, ikinci üç ay ve son üç ay olmak üzere üç ayrı dönemi vardır. Her dönemin özellikleri birbirinden farklı olduğu gibi bu dönemlerdeki cinsel istek ve arzular da farklıdır.

Gebeliğin adaptasyon dönemi olan ilk üç ayında cinsel arzularda genel olarak bir azalma gözlenebilir ve bu durum çiftin cinsel hayatını etkileyebilir. Bu dönemde değişen hormon dengeleri, bitkinlik, halsizlik, bulantı ve kusmalar ile kadının kendini güçsüz ve çirkin hissetmesi cinsel arzuları olumsuz yönde etkileyebilir.

İkinci üç ay boyunca, cinsel dürtülerde bir takım değişiklikler meydana gelmeye başlar. Göğüslere ve cinsel organlara giden kanın artışıyla beraber cinsel dürtüler normale dönebilir. Hatta göğüslere ve cinsel organlara giden kanın artması, kişinin kendisini daimi olarak cinsel ilişkiye hazır hissetmesine sebep olabilir. Bu nedenle ilişki esnasında dürtülerde artış bile meydana gelebilir.

Son üç aya girildiğinde ise gebeler genelde cinsel arzularının tekrar azalmaya başladığını hissederler. Büyük bir karın cinsel ilişkiyi fiziksel olarak zorlaştırabilir. Bunun yanında artan yorgunluk, sırt-bel-karın ağrıları, artan vajinal akıntı ve mantar enfeksiyonları, vajendeki ödemlenme sonucunda ilişki anında hissedilen acılar gebeyi yeniden cinsel ilişkiden uzaklaştırabilir.

Son dönemdeki bir çift, birbirini zorlamadan rahat hareket edebilecekleri pozisyonlarda sex yapmayı deneyebilir.

Soru: Gebelikte cinsel ilişki sırasında hangi pozisyonlar denenebilir?

Cevap: Değişik pozisyonları denemeniz gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin çok kullanılan erkeğin üstte olduğu yol, son dönemlerdeki bir gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir, hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır.

İleri gebelik haftalarında, daha çoklukla kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği pozisyonlar tercih edilebilir.

Gebelik hormonları etkisiyle vagina salgısının artması tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle ilişki sırasında ağrı duyusu olabilir.

Soru: Çiftler tüm bu cinsel arzu değişiklikleriyle nasıl başa çıkabilirler?

Cevap: Gebe kadın, eşinden cinsel ilişki isteği olmaksızın şefkat bekleyebilir. Fakat erkek de bu isteksizliği bir reddedilme olarak algılayabilir.

Önemli olan çiftlerin birbirinin isteklerini ve arzularını açıkça konuşabilmesidir. Diğer sex yöntemleri de konuşulabilir. Örneğin oral seks, masaj veya mastürbasyon denenebilir.

Soru: Neden gebelikte seks konusunda fazla konuşulmamaktadır?

Cevap: Konu hakkındaki bilimsel yayınlar kafa karıştırıcıdır. Diğer bir neden ise bazı hekimlerin hastalarıyla cinsel konularda konuşmaktan rahatsızlık duyması olabilir. Bu sebeplerden dolayı, çiftler gebelik esnasında cinsel ilişkiden kaçınmaları gerektiği mesajını alabilirler.

Aslında cinsellik ve cinsel istek, insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı, varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Buna rağmen bu konu maalesef hala bir tabu konumundadır.

Soru: Doğumdan ne kadar süre sonra çiftler cinsel ilişkiye girebilirler?

Cevap: Doğru cevap çifte göre değişir. Genellikle, rahatsızlık veren bir sorun yok ve her şey yolunda gidiyorsa normal doğum veya sezaryenden 20-25 gün sonra cinsel ilişkiye başlanabilir. Fakat çiftler, anne-baba olduktan sonra cinsel ilişkilerinde de bir takım değişiklikler yaşarlar. Bu da çok normaldir ve eğer kafalarda bir takım soru işaretleri oluşmuş ise en iyisi çiftin güvendikleri bir jinekoloğa muayene olduktan sonra karar vermeleridir.

Rahim ağzı yaraları

Halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinen "servisit" en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden birisidir. Genel anlamı ile servisit rahim ağzı dokusunun iltihabıdır...

Sıklıkla bir enfeksiyona bağlıdır, ancak bazen irritasyon ya da travma sonrası da ortaya çıkabilir...
Kadınların yarısından fazlası hayatının bir döneminde bu hastalığa yakalanır. Yaşı ne olursa olsun cinsel yönden aktif her kadın servisit için uygun bir adaydır.

Kasık ağrısı ve vajinal akıntısı olan kadınların çoğunda başka bir hastalıkla bir arada ya da tek başına servisit bulunabilir.

Belirtileri diğer pek çok hastalığa benzediği ve spesifik yakınmalar yaratmadığı için kişinin kendi kendine servisitten şüphelenmesi zordur. Genelde başka bir nedenden dolayı yapılan jinekolojik muayene ile fark edilir.

Belirtiler
Servisitin ilk belirtisi adet kanamasının bitişini takip eden dönemde ortaya çıkan vajinal akıntıdır. Diğer belirtiler arasında anormal vajinal kanama, kaşınma, vajinada yanma, ilişki esnasında ağrı, ilişki sonrasında kanama, idrar yaparken yanma ve bel ağrısı bulunur.

Hafif vakalarda herhangi bir bulgu olamayabilir ancak olay ilerledikçe kötü kokulu ve iltihabi bir akıntı ortaya çıkar.

Uzamış ve tedavi edilmemiş bir servisit mukus serviks salgısı yapısını kötüleştirerek spermlerin servikal kanala girişini bozabilir ve bu şekilde kısırlığa yol açabilir.

Kısırlık tedavisinin ilk aşaması serviks ve vajendeki enfeksiyonların düzgün şekilde giderilmesidir.

Servisiti olan kadın gebe kalırsa da düşük ve erken doğum riskleri vardır. Ayrıca bu tür annelerden doğan bebeklerde doğum sonrası akciğer ve göz enfeksiyonları da normalden daha fazla görülür.

Tanı
Yalnızca bir jinekolojik mauyene bile önemli derecede fikir vericidir. Servikste en sık karşılaşılan problemler; Servisit ve Servikal "ektoprion" denilen iç epitelin dışa taşınması durumlarıdır


Servisit, yani serviksin iltihabı, vücudun normal çalışan savunma mekanizmalarının bir sonucu gelişir.

Herhangi bir dokuda yaralanma, irritasyon ya da enfeksiyon olduğunda beyaz kan hücreleri yani akyuvarlar o bölgeye göç ederler ve bu bölgedeki kan akımı artar. Bu olay serviskte olduğunda, normalde açık pembe olan serviks kızarır ve şişer. Bu durum muayenede yara şeklinde görülebilir.

Servisit tanısı genelde jinekolojik muayene ile konsa da tanıdan emin olmak ve kesin tanı koyabilmek için bazı ek tetkikler gerekebilir.

Serviksteki lezyonları tanımak çok önemlidir. Nitekim bazan Serviks kanseri de özellikle erken evrede servikal yaralar ile karıştırılabilmektedir.

Servisit Tanısında Kullanılan Testler
Smear
Servikal enfeksiyonu ve erken dönem serviks kanserinin taramasında kullanılır.

Smear her kadının yılda bir defa yaptırması gerek son derece basit ancak bir o kadar da önemli bir testtir. Muayene sırasında, rahim ağzı salgısından ince bir fırça ile sürüntünün alınıp bir cam üzerine yayılarak patolojik incelemenin yapılması işlemlerini içerir. Son derecede ağrısız ve basit bir işlemdir.

Smear Testi ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

Biopsi
Eğer rahim ağzı ileri derecede anormal görünüyor ise lokal anestezi altında şüpheli alanlardan serviks biopsisi parça alımı yapılabilir.

Eğer tek bir alan belirlenemiyorsa saat 3,6,9 ve 12 hizalarından biopsi alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.

Kolposkopi
Rahim ağzının ve vajenin ışık altında büyütece benzer bir optik alet yardımı ile incelenmesidir.

Şüpheli alanları daha kolay ortaya çıkarmak için kolposkopi öncesi rahim ağzı bir takım kimyasal maddeler ile silinir ve daha sonra boyanır. Dokunun boya tutmadaki farklılıklarına göre biopsi alınacak yer tespit edilir.

Kolposkopi ile rahim ağzındaki kılcal damarların yapıları da değerlendirilir ve anormal damarlanma olup olmadığı saptanır. Bu damarlanma değişiklikleri servisit ile kötü huylu hastalıkların ayrımında önemlidir.

Kolposkopi ile ilgili bilgiler için tıklayınız >>>

Servisit Nedenleri
Servisitin başarılı şekilde tedavi edilebilmesi altta yatan nedeninin tanımlanması ile ilgilidir. Eğer buna neden basit bir irritan tahriş edici madde ise bu maddenin kullanılmaması sorunu çözecektir.

Altta yatan sebep bir enfeksiyon ise uygun şekilde antibiyotik tedavisi servisit problemini de çözecektir.

Servisite neden olan en önemli üç mikroorganizma klamidya, gonore ve trikomonasdır. Bunun dışında bazı allerjik maddeler de bu duruma yol açabilir.

Servisit Tedavisi
Eğer servisit durumu uzamış veya altta yatan etkenin tedavisine rağmen tabloda gerileme yoksa bu bölgedeki anormal hücreleri tahrip etmek için bazı küçük cerrahi girişimler yapılabilir.

En sık kullanılan koterizasyon yakma, krioterapi dondurma ve lazer tedavileridir.

Her üç metotta da amaç aynıdır: iltihabi dokunun öldürülerek yaranın adeta dağlanması.

Koterizasyon
Koterizasyon ısı yardımı ile tahrip etmektir. Halk arasında bu işleme "yara yakma" adı verilir.

Kronik servisitteki en eski ve en klasik yöntemdir. Kalem şeklinde bir probun ucundan elektrik akımı geçirilerek ısı elde edilir.
Bir kaç dakika süren işlem esnasında çok hafif ağrı olabilir. Nadiren koter sonrası oluşan nedbe dokusu rahim ağzı kanalında tıkanmalara yol açabilir.

Kriyoterapi
Krioterapi ise sıvı karbondioksit veya azot yardımı ile anormal dokuların dondurulmasıdır. Buna da halk arasında "yara dondurma" ismi verilir.

Kotere göre bazı avantajları vardır. Daha az ağrıya neden olur ve daha kontrollü bir doku tahribine olanak tanır.
Daha az nedbe dokusu oluşmasını sağlar. Bu nedenle servikal kanalda daralmaya yol açmaz.

Tabanca şeklinde bir cihaz ile uygulanır. Bu tabancanın ucunun değdiği yerler donar. İşlem herhangi bir anestezi uygulanmadan yapılır. Son derece basit ve bir kaç dakika süren bir işlemdir.

Lazer
Dokuların lazer ile tahrip edilmesidir. Kriyoterapiye bir üstünlüğü yoktur.

Tedavi şekli ne olursa olsun hücrelerin tahrip edilmesini takiben 1-2 hafta kadar süren kirli bir vajinal akıntı görülür. Bu süre zarfında lekelenme şeklinde kanamalar olabilir, bu nedenle işlemlerden sonra 3-4 hafta kadar cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. Tamamen iyileşme bazen 6-8 hafta kadar zaman alabilir.

Servisitten Korunmak İçin Önlemler
Servisitten korunmak ya da erken dönemde teşhis edilmesini sağlamak için bazı basit önlemler yeterlidir.

Çok emin olmadığınız kişiler ile ilişkiye girmeyin. Partnerinizde gonore belirtileri varsa hemen doktorunuzla görüşün. Şüpheli ilişkilerinizde prezervatif kullanın.

Vajinal akıntı varlığında muayene olmayı geciktirmeyin.
Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile yılda bir kez jinekolojik muayeneden geçin ve mutlaka smear aldırın.

Kokulu tampon, deodorant, pudra gibi irritan maddeleri asla kullanmayın.

Vajen içini suyla veya sabunla kesinlikle yıkamayın. Çünkü o bölgenin doğal asidik bir ortamı vardır. O ortamın bozulması sizi enfeksiyonlar açısından riske atacaktır.

İç çamaşırlarınızı sık sık değiştirin ve sentetik olmayan pamukluları tercih edin.

Tuvalet sonrası temizliğinize dikkat edin. Her zaman önden arkaya doğru silin, arkadan öne değil.

Servisit Kronikleşirse...
Serviks enfeksiyonu kronikleşirse servikal kanal etrafında Naboth bezlerinde kistleşmeler yapabilir. Bu durumda dondurma ve yakma işlemeri gerekli hale gelebilir.

Dış gebelik

Normal şartlarda tüpFallop tüpleri veya Tubalar içinde sperm hücresi ile karşılaşıp döllenen yumurta hücresi endometriumarahim iç tabakasına gelir ve rahim içinde büyümeye başlar. Eğer gebelik ürünü endometrium dışında bir yere yerleşirse dış gebelikten sözedilir...

Dış gebelik nerelerde görülebilir?
1-En sık tüplerde yerleşir.
2-Karın boşluğunda
3-Yumurtalıklarda
4-Servikste
5-Rahimin geniş bağı içinde

Dış gebelik neden oluşur?
Yumurta hücresinin yumurtalıktan atılmasındaki aksama, yumurtlama normal olsa bile tüplerin ucunda bulunan püsküle benzeyen yapılarınfimbria geçirilmiş enfeksiyon, hormonal bozukluk ve karın içi kitlelere bağlı olarak yumurta hücresini yakalamada gecikmesi, aynı nedenlerle tüplerde meydana gelen daralma ve tıkanmalara bağlı olarak yumurta hücresinin rahim içine doğru göçünün yavaşlaması sonucu gebelik ürünü rahim içine uygun zamanda varamaz. Böylece tutunduğu herhangi bir yerde, en sık da tüplerin en geniş yerinde büyümeye başlar.

Dış gebelik kimlerde daha sık görülür?
1-En sık 35-44 yaşlar arasında görülür.
2-Dış gebelik geçirenlerde tekrar ektopik gebelik riski 10-25'tir.
3-Geçirilmiş genital enfeksiyonlarla birlikte görülen tüp iltihabısalpenjit, endometriozis ve tümör gibi sebeplere bağlı tüp hastalıkları olanlarda risk artar.
Klamidya denen mikroorganizma, tüp harabiyeti ve takiben tubal gebeliğe yol açan en önemli etkendir.
4-Tüplerin bağlanması, tüplerin açılması, daha önce geçirilmiş dış gebelik ameliyatı gibi tüplere yönelik cerrahi müdahaleler de riski artırır.
5-Rahim ve tüplerdeki doğumsal kusurlar
6-Rahim içi araçlarınRİA dış gebeliği artırdığına dair kesinlik yoktur. Ancak rahim içi araç kullananlarda normal gebeliğe karşın dış gebelik 5 kat daha fazla görülür. Bakırlı RİA'larda gebeliklerin 4'ü, hormonlu RİA'larda 17'si tubal dış gebeliktir.
7-Eğer gebe kadın düşük doz progesteron içeren doğum kontrol hapı veya ilişki sonrası östrojen kullanmışsa dış gebelik riski artar.
8-İnfertil ve yardımcı üreme teknikleri uygulananlarda risk artar.
9-Sigara içmek riski artırır.
10-Tekraralayan düşüklerde risk 2-4 kat artar. Yasadışı düşüğün sık görüldüğü yerlerde risk 10 kat fazladır.

Görülme sıklığı
Gebeliklerin 1-2'si dış gebeliktir.

Dış Gebeliğin Belirtileri
Erken dönemde normal gebeliklerde de olan adet gecikmesi olur. Yalnız kısa dönemde, içinde büyüyen gebelik ürününe bağlı olarak tüp, gerilmeye başlar ve gerilmeye bağlı ağrılar en sık şikayet olarak karşımıza çıkar. Anormal vajinal kanamalar da bu arada görülebilir. Hasta bu dönemde başvurursa en başarılı şekilde tedavi edilir.
Tüp içinde büyümeye başlayan gebelik ürünüembryo çevre dokunun beslenmesini bozarak yırtılmasına ve ciddi iç kanamalara yol açar. Hastalıktan en sık ölüm nedeni bu iç kanamadır. Eğer tüp yırtılır ve kanama olursa hasta bıçak saplanır tarzında çok şiddetli ağrı ve iç kanamaya bağlı baş dönmesi, bayılma yakınmalarıyla hastaneye müracaat eder. Bazı kadınlar böyle bir durumda ağrı ile birlikte ishal, bulantı, kusma ile gelebilirler. Böyle bir tablo gastroenterite çok benzediğinden, yanlış tanı ne yazık ki dış gebelikten ölüme yol açabilir.

Tanı
1-Jinekolojik muayene
2-betaHCG testi
3-Transvajinal ultrason
Yukarıdakilerin sonrasında gerekirse vajinal renkli Doppler ultrason, progesteron ölçümü, dilatasyon küretaj, laparoskopi yapılır.

Tedavi
Tedavide amaç anne hayatını kurtarmak olduğu kadar doğurganlığı da korumaktır.
Hastanın yaşı, genel durumu, hikayesi, gelecekteki çocuk arzusu, gebelik kitlesinin yeri, büyüklüğü gibi birtakım özelliklere bakılarak aşağıdaki tedavilerden biri seçilir:
1-Bekleme tedavisi Ultrason ve betaHCG takibi ile dış gebeliğin kendiliğinden gerilemesi beklenir.
2-Tıbbimetotreksat; gibi ilaçlar verilerek tedavi
3-Cerrahi tedavi
a Açık ameliyatla
b Laparoskopik ameliyatlaKarına birkaç delik açılır,ameliyat bu deliklerden sokulan alet ve kamera yardımıyla yapılır.
Kaynak: www.saglikvakfi.org.tr

Emzirmek anneye de faydalı

Erzurum İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Esin Erdem, "Doğumdan hemen sonra bebeklerini emziren annelerde doğum sonrası kanama, idrar yolu enfeksiyonu ile göğüs ve yumurtalık kanseri görülme riski azalıyor" dedi...

Dr. Erdem, yaptığı açıklamada, anne sütünün bebek için çok faydalı olduğunu ve bebeğe doğumundan itibaren her ağladığında anne sütü verilmesi gerektiğini belirtti.

Bebeklerin doğumdan sonraki ilk yarım saat içinde emzirilmesi gerektiğini ifade eden Erdem, "Anne sütü içindeki vitamin ve mineraller aracılığıyla bebekleri enfeksiyonlardan korumaktadır" diye konuştu.

Emzirmenin, annelere de faydasının olduğunu dile getiren Erdem, şunları söyledi:

"Yakın geçmişte bazı nedenlerden dolayı anne sütü geri plana atılmıştı. Ancak dünya bu inanılmaz hatanın farkına erken varmış ve anne sütünün önemini yeniden kavramıştır. Ayrıca bebeklerin emzirilmesi anneler için de faydalıdır. Doğumdan hemen sonra bebeklerini emziren annelerde doğum sonrası kanama, idrar yolu enfeksiyonu ile göğüs ve yumurtalık kanseri görülme riski azalıyor."

Annelerin bebekleri emzirmeden önce bazı unsurlara dikkat etmesi gerektiğini belirten Erdem, şöyle konuştu:

"İlk olarak, annelerin emzirmeden önce ellerini sabunla yıkaması gerekir. Bebek emzirmenin tek bir pozisyonu yoktur. Bebek, hem anne hem de bebek için en rahat pozisyonda emzirilebilir. Emzirme sırasında bebek burnundan rahat nefes alabilmelidir. Bebek rahat olmalıdır. Giysileri ve ortam ısısı uygun, altındaki bezi kuru ve temiz olan bebek daha kolay emer. Normal bir emzirme süresi 15-20 dakika olmalıdır."

Bebeklere bazı durumlarda anne sütü verilmesinin uygun olmayacağını kaydeden Erdem, "Annede meme iltihabı oluşması, süte geçen ve bebeğe zararlı olabilecek ilaç kullanılması veya solunum yolu ile bulaşabilecek bir hastalığın olması durumunda bebeğe anne sütü yerine başka besin verilmesi gerekir" diye konuştu.

Bebekleri sütten kesmek için uygulanan yöntemler
Bebeklerin 6 aylık olmasının ardından anne sütünün yanı sıra yutmayı öğrenmeleri için ek gıdanın verilebileceğini dile getiren Erdem, şunları söyledi:

"Altı aylık olunca bebeğin yutmayı öğrenmesi yönünden ek katı gıdalara geçmesi gereklidir. Ancak anne sütüne de devam edilmelidir. Anne istiyorsa emzirme 2 yıla kadar uzatılabilir. Yeni doğum yapmış anne yorgundur ve sütü yoktur diyerek bebeği anne sütünden mahrum etmek ya da başka bir sıvı vermek yanlış bir davranıştır. Bebekler bir yaşına geldikten sonra anne sütü iyice azalır. Bebek yavaş yavaş sütten kesilebilir. Ancak, bebeği sütten kesmek için anne ile bebeği ayırmak ya da meme başına acı biber gibi şeyler sürmek son derece yanlıştır.

apgar testi, yenidoğan bebeğe apgar testi

Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek her anne baba adayının ilk isteğidir. Oysa bebeğin sağlıklı olup olmadığını anlamak için uzmanlar, doğar doğmaz kilo ve boy ölçümünden daha önemli bir değerlendirme yaparlar...

"APGAR skorlaması" adı verilen bu değerlendirme, her yeni doğan bebeğe yapılmaktadır. Memorial Hastanesi Yeni Doğan Yoğun Bakım Ünitesi Sorumlusu Uz. Dr. Ercan Tutak, yeni doğan bebeğe yapılan APGAR Testi hakkında bilgi verdi.

APGAR testinde nelere dikkat ediliyor?
5 objektif bulguya verilen puanlardan toplanan skorun 10 olması APGAR skoruna göre yeni doğmuş bebeğin durumunun mükemmel olduğunu gösterir. Bu 5 bulgu; bebeğin kalp hızı, kas tonusu, refreks cevabı ve deri rengidir.

Doğumdan 1 dakika sonra
Solunum desteği gerekip gerekmediği, bebeğin doğum esnasında hayati organların kan ve oksijen alışverişlerinin durumu değerlendirilmektedir.

Doğumdan 5 ve 10 dakika sonra
İlerideki sinir sisteminin gelişiminin değerlendirilmesi, yeni doğan dönemindeki ölümler açısından, 1. dakika APGAR skoruna göre daha doğru fikir verir.

APGAR skorlamasını etkileyen nedenler
Anne ve bebeğe bağlı sebeplerin her biri APGAR skorlamasının düşük olmasına sebep olur. Doğum öncesi ve doğum sırasında bebeği sıkıntıya sokabilecek anne ve bebeğe ait birçok faktör APGAR skorlamasını etkileyen nedenlerdendir.

Annenin alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, hipertansiyon ve damar hastalıklarının olması, plasentanın erken ve önde gelmesi, doğumun uzaması anneye ait sebepler olarak sıralanabilir.
Doğum sırasında anestezi süresinin uzaması, kordon dolanması, mekonyum ilk kaka yutması, bebeğin kas ve sinir hastalıkları, doğumsal anomaliler, solunum yolu tıkanıklıkları, kullanılan ilaçlar, doğuştan kalp hastalıklarının olması, akciğer enfeksiyonları ve doğum travması ise bebeğe ait faktörler olarak gösterilebilir.

Özellikle 10.dakika APGAR'ın düşük olması ilerideki nörolojik hasarı gösterebilmesi açısından önemlidir. Bu çocukların takibi daha dikkatli yapılmalıdır. Bu skorlama özellikle doktorun çocuğu takibinde kolaylık sağlar. APGAR skoru yüksek çıkan çocuklarda da bazen nadiren de olsa sonraki günlerde sağlık problemleri görülebilir.

Sağlıklı bir şekilde yaşama merhaba diyen çoğu bebeğin APGAR skoru 8'in üzerindedir. Ancak bebeğin sağlıklı olduğunun tek göstergesi değildir.

Bebekler neler yapabilir

1 aylık bebek, görebilir, duyabilir, 2 aylık olunca gülmeye, 4 aylık olunca ise cisimleri iki eliyle kavramaya, kendi kendine oynmaya başlar. 6 aylık bebek destekle oturabilir, 9 aylık olunca destekle birkaç adım bile atabilir...

Aşağıdaki gelişim kategorisi çocuğunuzun bulunduğu gelişim seviyesini daha iyi değerlendirebilmenizi sağlasa da, çocuğunuzun bu özelliklerin hepsini taşımasını beklemeyin. Unutmayın, her çocuk birbirinden farklıdır! Tavır, davranış ve vücut gelişimi çocuktan çocuğa farklılıklar gösterir...

İKİ HAFTALIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Bebek kolları ve bacakları hafif bükülmüş olarak yatar.

-Bu dönemde emme, yakalama, arama gibi yeni doğan dönemine ait refleksler otomatik hareketler bebeğin tek hareketleri olabilir.

-Zaman zaman bakışınızı yakalayıp size bakabilir. Bu durumda ona bakarak, gülümseyerek, başınızı sallayarak yanıt vermeye çalışın.

-Bulanık görür. 20-25 cm mesafeyi seçebildiği için onu tutanı çok rahat görebilir.

-Henüz başını kaldıramaz, yatarken dönemez ve oturamaz.

-Sakin olduğu kısa dönemler olacaktır; bu dönemlerde ona şarkı söyleyin, konuşun, evde gezinin.

BİR AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Görebilir, duyabilir, tat alabilir, acıyı hisseder!

-Başını tutabilir, karın üstü yattığında başını sağa-sola çevirebilir.

-Emerek kendini sakinleştirebilir.

-Agu- ıkınma sesi- kumru sesi-mırıldanma gibi sesler çıkarmayı dener.

-Kısa süreli izleyebilir, yakın tutunca dikkatle bakabilir.

-Sizi tanıdığını belli edebilir. Sesinizi duyunca sakinleşebilir.

-El ve ayaklarının farkına varmaya başlar.

İKİ- ÜÇ AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Başını daha uzun süre dik tutabilir, göğsünden destek alıp kalkmaya çalışabilir.

-Ellerini bacaklarını sallamaya, basmaya çalışabilir.

-Parmaklarını açabilir, ellerini birleştirip ağzına götürebilir ama henüz elini bütün olarak kullanır.
-Gülmeye başlar, tanır. Tek heceli sesler çıkarmaya, cıvıldamalara başlar.

-90-180 derece izleyebilir.

DÖRT AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Etrafıyla ilgilenmeye başlar, yatmak değil oturmak ya da dolaştırılmak ister. Biraz destekle 1-2 dakika oturabilir.

-Karnının üstüne yattığında elleriyle itip minik push-up'lar yapar, hatta bir tarafa dönebilir.

-Uzanıp cisimleri iki eliyle kavrar, biraz inceleyip sonra ağzına götürür. Salyası bollaşır.

-Kendi kendine oynayabilir.

-Tek heceler 4-5 aylarda çıkmaya başlayabilir, ancak anlamlı değildir.

-Çığlık atmayı dener.

-Bebeğinizin kişiliği belirginleşmeye başlar. Size tüm yüzü ve vücuduyla yanıt vermesi yakındır.

ALTI AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Artık her şeyi görüp izleyebilir.

-Destekle oturabilir. Eğer ek gıdalara geçtiyseniz kaşıkla beslenmeyi bebek otururken yapmalısınız.

-Her iki yöne de dönebilir. Yüzükoyun yatarken poposunu havaya kaldırmaya bile çalışabilir.

-Bebek 3 boyutu kavrayabilir ve büyüklük ve şekillerine göre cisimleri gruplandırabilir.

-Aynada, arkasında sizi görürse, arkasına bakıp sizi arayabilir.

-Bir eliyle kavradığı cismi diğer eline geçirebilir, iki saplı bir bardaktan yardımınızla su içebilir.

-Cisimleri birbirine vurur, ellerini birleştirir, oyuncağını tek eliyle tutabilir.

-Sesli güler, çığlıklar atar.

-Bebeğiniz artık eğlenmeye başlar. Sizinle saklambaç oynayabilir.

-Yabancıları ayırmaya başlayabilir.

-Emme, baloncuklar çıkarma, yalama; konuşma öncesi hareketlerdir.

DOKUZ AYLIK BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Bebekler ayağa kalkmak için kendilerini çekmeye başlarlar.

-Ses çıkarmak için bir şeyleri birbirine vurmaya bayılırlar. #8216;Baba', #8216;mama' gibi sesler çıkarmaya başlarlar.

-Bebeğiniz bu dönemde eşyaları, kaplara koyup çıkarabilir.

-Bazı 9 aylıklar, destekle birkaç adım bile atabilir. Bebeğiniz ayrıca, dizlerini kırarak eğilmeyi ve ayakta durduktan sonra tekrar oturabilmeyi öğrenir.

-Bu yaştaki bir bebek, hareket etmenin verdiği özgürlük duygusu ile emekleyerek veya iki ayak üzerinde, hareket etmek, ulaşmaması gereken şeyleri almak ister.

-Bu yaşta, belki de merdivenleri emekleyerek çıkabilir ve eşyalara tutunarak hareket edebilir.

-9-10 aylık olunca bebekler bir şekilde oda içinde sürünerek, emekleyerek, eşyalara tutunup sıralayarak dolaşmaya başlarlar.

-Bir oyuncağını uzaklaştırırsanız, gittikçe daha çok kendine güvenen bebeğiniz buna karşı çıkacaktır. Aslında artık kendi istek ve ihtiyaçlarını belirtmeyi öğrenmeye başlıyor.

-Problem çözme yeteneği gelişir ve şimdi şeffaf bir kabın içinde gördüğü oyuncağı almak için direkt uğraşmak yerine kapağını açmayı dener.

Dil gelişimi:

-Kelimeleri kullanmasa da, onları anlar. "ba", "ma" gibi heceleri tekrarlayarak gerçek kelimeleri taklit etmeye uğraşır. Sakın çok heyecanlanmayın, henüz konuşamıyor, ancak heceleri tekrarlıyor.

-Kelimelerinizden çok, tonlamanızdan anlam çıkarır.

-Onunla ne kadar çok konuşursanız-yemek hazırlarken, araba kullanırken, üzerini giydirirken- o kadar çabuk iletişim yeteneklerini geliştirir.

-Bir çalışmada, çocukların bir gün içinde ne kadar çok kelime duyarsa, o kadar zeki olduklarını gösterilmiş. Tabi ki televizyondan veya arka plandaki sohbetlerden duyulan kelimeler değil; bebeğinizin anlamasına yardım etmek için konuşmalar interaktif olmalı.

BİR YAŞINDA BEBEĞİNİZ NELER YAPABİLİR?

-Kendi başına ilk adımlarını bu yaşta atabilir. Aslında bunu, bundan sonraki birkaç hafta veya ay yapamayabilir, yani eğer bu ay yürüyemezse üzülmeyin.

-Çoğu çocuk bu ilk adımları parmak ucunda, ayakları dışa dönük olarak yapar.

-Kaşık kullanarak, her ne kadar ağzını ıskalasa da kendini beslemeye başlayabilir.

-#8216;Mama' ve #8216;baba' dışında birkaç kelime daha bilebilir.

-Uyduruk bir dille konuşabilir.

-Her şeyi itmenin, fırlatmanın ve yere çarpmanın çok eğlenceli olduğunu düşünür.

-Oyuncağını size verir, geri alır.

-Blokları bir kaba doldurur, boşaltır. Bu kaplar ve tavalar için de geçerlidir.

-Küçük olanları, büyük olanların içine koyar, ayrıca onları birbirine çarparak korkunç gürültüler çıkarır.

ONBEŞİNCİ AYDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

-Artık yürüyor hatta koşmaya çalışıyor olabilir. Eğilip yerden bir cismi rahatça alır.

-Parmağıyla işaret eder, vücut kısımlarını bilebilir. Çizgi çizebilir.

-Üst üste 2 küp koyabilir.

-Çocuğunuz yeni şeyleri kurcalamaktan, araştırmaktan zevk alır.

-Yeri süpürmek, silmek, çamaşır yıkamak gibi aktiviteleri taklit edecektir.

-En az 1 anlamlı kelime söyler.

ONSEKİZ AYLIK ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

-Koşabilir, topa vurabilir.

-İki basamaklı bir komutu yerine getirebilir. Hafızası gelişmeye başlar.

-Vücut kısımlarını bilir.

-5-10 kelimesi olabilir.

-İsteklerini belirtebilir.

-3-4 küple kule yapabilir. Anahtarları, düğmeleri çevirebilir.

-Saçını tutmak, sallanmak, parmak emmek gibi kendini rahatlatıcı bazı alışkanlıkları oluşabilir.

İKİ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

İki yaşında fiziksel gelişim

-Sürekli hareket halindedir.

-Kolay yorulur Koşar ve tırmanır.

-Tek başına merdiven iner ve çıkar.

-Ayak ucuna basarak yürümeyi becerebilir.

-3-5 küpü üst üste koyar.

-Rastgele çizgiler çizerken artık kontrollü yazmaya başlar.

-Büyük butonları açıp kapatabilir

-Tuvalet ihtiyacında daha bağımsızdır. Hala biraz yardıma ihtiyacı olabilir.

-Gece uykuya yatırmak zorlaşabilir.

İki yaşında sosyal gelişim:

-Oldukça gerçekçi taklitler yapar.

-Kardeşleriyle daha fazla ilgilenir.

-Cinsiyetini bilir.

-Hayali bir oyun arkadaşı yaratabilir.

-Diğer çocuklarla birlikte olmak ister ama onlarla oyun oynamaz.

-Paylaşmayı sevmez.

-Her şeyi #8216;benim' diye sahiplenir.

-Diğer çocukları tırmalayabilir, ısırabilir, vurabilir veya itebilir.

İki yaşında duygusal gelişim:

-Kolay sinirlenir ve çok sabırsızdır.

-Bağırıp çağırır, yumruklar atar.

-Kendi istediklerini yapmak ister.

-Günlük düzen bozulunca sinirlenir.

İki yaşında zihinsel gelişim:

-Konuşmaya ilgisi artmıştır.

-Çocuk dili kullanır.

-3-5 kelimeli cümleler kurar.

-Konuşabildiğinden daha fazla sayıda kelimenin anlamını bilir.

-Kendi işini kendi yapar.

-İkna etmek giderek zorlaşır.

-Alternatifler arasında seçim yapamaz.

ÜÇ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

Üç yaşında fiziksel gelişim

-Kendi kendine yardımsız yemek yer.

-Zıplar, koşar, parmak ucuna basarak yürür.

-Üç tekerlekli bisiklet sürer.

-Merdiven inip çıkar.

-Kendi soyunabilir, ancak giyinmek için yardıma ihtiyacı vardır.

-Büyük butonları açıp kapayabilir.

-Pastel boyaları daha iyi kullanır.

-Süt dişleri düşebilir.

Üç yaşında sosyal gelişim:

-Anne, babasını idolleştirir.

-Telefona cevap verir.

-Büyüklerden onay almak ister.

-Sınırlamaları sürekli test eder.

-Sıklıkla yalnız oynamayı tercih eder.

-Hayali bir oyun arkadaşı olabilir.

-Diğer çocuklarla oyunlar kurar.

-Oyunda sırasını bilir.

Üç yaşında duygusal gelişim:

-Daha sakin ve uyumludur.

-Bazen ağlama ve tutturmaları olabilir.

-Yabancı olduğu nesne ve faaliyetlerden korkabilir.

-Bazen bebek gibi davranabilir.

-Rüyaları hakkında konuşmaya başlayabilir.

Üç yaşında zihinsel gelişim:

-Yaşını, adını, soyadını, oturduğu semti bilir.

-Yaklaşık 1.000 kelime bilir.

-Bazı gramer prensiplerini kavrar.

-Bazı hikayeleri tekrar tekrar dinlemekten hoşlanır, öğrenebilir.

-Temel renkleri tanıyabilir.

-Bazı çok basit sorumluluk üstlenebilir.

-Merak edip sorular sorar.

-Dikkat süresi birkaç dakikadan uzun değildir.

DÖRT YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

Dört yaşında fiziksel gelişim:

-Sıçrama,koşma,tırmanma yeteneği artar.

-Kolay yorulur.

-Sakardır.

-Bağırmaktan hoşlanır, beklenmedik seslerden korkar.

-Kendi kendine tuvalet ihtiyacını karşılar.

-Kendi giyinir,soyunur,fermuarını çeker.

-Bildiği nesnelerin resmini çizer.

Dört yaşında sosyal gelişim:

-20 dakika süreyle televizyon seyreder.

-Son karar için ailesine danışır.

-Sınırlamaları test eder.

-Tepkinizi gözlemek için argo sözler kullanır.

-Grup aktivitelerine hazırdır.

-Farklı cinsiyet rollerini bilir.

-Yetişkinlerin aktivitelerini taklit eder.

Dört yaşında duygusal gelişim:

-Zaman zaman bebek gibi davranır.

-Yeni korkular gösterebilir.

-Şakacı olma eğilimindedir.

Dört yaşında zihinsel gelişim:

-Yaklaşık 1.500-2.000kelime bilir;4-5 kelimeli cümleler kurar.

-Eğlenceli, abartılı hikayelerden hoşlanır.

-Ona kadar sayabilir; bazı şekilleri tanır.

-Bazı zaman kavramlarını anlamaya başlar. dün,bugün,yarın

-Sürekli #8216;neden' diye sorar.

-Yardımsız oyuncaklarını toplar.

-Basit işlerde yardım etmeyi sever.

-Doğru ve yanlış arasındaki farkı anlamaya başlar.

-Hayal ile gerçek hayatı ayırma yeteneği gelişir.

BEŞ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

5 yaşında Fiziksel gelişim:

-Süt dişleri düşmeye başlayabilir.

-Sağ veya sol el tercihi belirginleşir.

-Ayrıntılı yapıları kurar.

-Kolay yorulur.

-Kendi başına banyo yapar, yemek yer, giyinir, tuvalete gider.

-Semistructured oyunlara katılmaya başlar.

-Hareketli oyunlardan hoşlanır.

-Sesli ritim çalgılardan hoşlanır.

-Doğum ve üreme hakkında sorular sorar.

Beş yaşında duygusal gelişim:

-Duygularını kelimelerle ifade etmeye başlar.

-Kolayca utanır and cannot yet laugh at self.

-Ölüm hakkında duygular ortaya çıkar.

-Aşırı yaramazlıklar yapar.

-Bağımsızlıktan hoşlanır.

-Ağır başlı ve güvenilirdir.

Beş yaşında sosyal gelişim:

-Kurallara daha fazla uyumludur.

-Bazen ispiyon tattle, kötü söz name-call, vurma, itme gibi davranışlar gösterebilir.

-Farklı cinsiyet rollerini bilir.

-Basit grup ödevlerine uyum gösterir.

-Büyükleri sevindirmekten hoşlanır.

-Takes turns during playing and speaking.

-Diğer çocuklarla daha rahattır.

-Aile aktivitelerine çok ilgilidir.

Beş yaşında zihinsel gelişim:

-Harf ve kelime farkını anlamaya başlar.

-Oyunları daha fazla süreyle devam ettirir.

-Has developed an overall image of self.

-Gerçekleri ister.

-Temel renkleri bilir.

-Sağ ve sol kavramını anlar.

-2.000-2.500 kelime bilir.

-Kolay ev işlerine yardım edebilir.

-Adres ve telefon numarası öğrenebilir.

-10'a kadar sayabilir.

-Karşıtlık kavramını anlamaya başlar.

-6-8 kelimeli cümleler kurabilir.

-Paraları ayırt eder.

-Sabah, öğleden sonra, akşam, dün, bugün, yarın gibi kavramları anlar.

-Gerçek hayat ile hayal ürünü arasındaki farkı daha iyi ayırt eder.

-Tek düşüncenin kendisininki olduğuna inanır.

ALTI YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

Altı yaşında fiziksel gelişim:

-Oyunlarda aktif rol almayı sever.

-Bazı motor kabiliyetleri gelişmektedir.

-Banyo yapmak istemeyebilir.

-Mum boyayla iyi boyar ancak yazı yazma ve kesmede zorlanabilir.

Altı yaşında duygusal gelişim:

-Ruh hali oynaktır.

-Eleştirilmekten hoşlanmaz.

-Yanlış yapmaktan çekinir.

Altı yaşında sosyal gelişim:

-Oyun oynarken kurallar koyar.

-Arkadaşlarını değerlendirebilir.

-Yaşıtlarıyla ortak oyunlar kurar.

-Özgürlüğüne düşkündür.

Altı yaşında zihinsel gelişim:

-Basit ev işlerini yüklenebilir.

-100'e kadar sayabilir.

-Şekil, zaman, renk, sayı gibi kavramları daha iyi anlar.

-Kaza ve maksatlı davranışları artık algılayabilir.

-Dikkat süresi 15 dakikayı geçmez.

-Fikir farklılıklarının olabileceğini anlar.

SEKİZ YAŞINDA ÇOCUĞUNUZ NELER YAPABİLİR?

Sekiz yaşında fiziksel gelişim:

-Yazı ve çizgisi ince motor yeteneğinin artmasıyla hızla ilerleyecektir.

-Dış görünümü ve davranışları konusunda rahattır.

-Kilosu ve boyuyla ilgilenir.

-Sonsuz enerjisi vardır.

Sekiz yaşında sosyal gelişim :

-Tartışır, bazen üstünlük taslar.

-Aynı zamanda sevgi dolu ve tepkilidir.

-Başkalarının fikirlerine yorumlar getirir.

-Arkadaşları arasında gruplaşmalar başlar.

-Sır saklar.

-Karşı cinse biraz hırçındır.

Sekiz yaşında zihinsel gelişim :

-İdealistir.

-Çeşitli projeler geliştirir; koleksiyon yapar.

-Verilen işi bitirmekten gurur duyar.

Sekiz yaşında ruhsal gelişim :

-Hemen utanır.

-Korku, kızgınlık, üzüntü gibi duyguların paylaşıldığını hisseder.

-Umudu kolay kırılır.