Siz değerli misafirlerimize Türkü Kervanı harika bir müzik ziyafeti sunan Türkü Kervanı dinletmek için kuruldu.

6 Aralık 2007 Perşembe

Savaş

N.Kemal in 11ci oglu askerdedir ve 12ci oglunuda askere cagirmaya padisahin adamlari gelir, Nam-i Kemal sinirlenerek adamlara bagirir; soyleyin padisahiniza benim seyime guvenip saga sola zirt pirt savas acmasin...

Gülen Eşşek

Deli olduğu söylenen bir padişah ferman salmış dört bir yana.
-"Eşeğimi güldürene bin altın vereceğim" diye. Ülkenin her köşesinden adaylar gelmiş uğraşmışlar, didinmişler ama bir türlü eşeği güldürmeyi başaramamışlar. En sonunda Nam-ı Kemal gelmiş eşeğin kulağına bir şeyler fısıldamış. Eşek başlamış kahkahalarla gülmeye. Nam-ı Kemal almış bin altını dönmüş evine. Eşek günler, haftalar hatta aylar geçtiği halde hala kahkahalarla gülmekteymiş. En sonunda padişah bir ferman daha yayınlatmış:
-"Eşeğimi ağlatana ikibin altın" diye. Yine ülkenin dört bir tarafından adaylar gelmiş ama eşeği bir türlü ağlatamamışlar. En sonunda Nam-ı Kemal gelmiş.
- Bizi eşekle yalnız bırakın, demiş. Ahırda geçen 1-2 dakikadan sonra eşek bağıra bağıra ağlamaya başlamış. Padişah ikibin altını verirken önce güldürmek, daha sonra ağlatmak için ne yaptığını sormuş. Cevap şöyle olmuş:
- İlk gelişimde eşeğe "Benimki seninkinden büyük" dedim, eşek gülmeye başladı. İkinci gelişimde ise çıkartıp gösterdim...

Papağan

Bir gün Nam-ı Kemal bir papağan alır ve eve getirir. N.Kemal uçkuruna düşkün ve hergün eve farklı hatunlar getiren bir hayat sürmektedir. Tabi bir hatunla ilişkiye gireceği vakit papağan bunları izlemeye başlar, bundan da N.Kemal rahatsız olur ve papağanı aldığı yere gider ve durumu anlatır satan kişi papağanın kulağına eğilip ona senin g*tünü s*kerim dersen gözlerini kapatır der. Bunun üzerine N.Kemal eve sarışın bomba gibi bir hatun götürür yine ilişkiye girecekleri zaman papağan bunları izlemeye başlar. N.Kemel kalkar ve papağana senin g*tünü s*kerim der. Tabi papağan hemen gözlerini kapatır. Bunun üzerine kadına derki: sen bacaklarını ayır ben burdan masaya oradan sehpaya oradan kanepe ve oradanda senin üstüne atlıyacağım. O sıra papağan yine gözlerini açar. N.Kemal papağanın gözlerini kapaması için tekrar küfür eder. Papağan o zaman derki anamıda s*ksen bu pozisyonu kaçırmam.

Kör

N.Kemal bir adaya düşmüştür. Fakat ada o kadar tenhadır ki kimsecikler yoktur. Yalniz ada büyük bir adadır. N.Kemal de abazalıktan kuduruyordur. Bu adada *ik*cek birini aramaktadır, aradan yıllar geçer ve nitekim adanın sonuna yaklaşırken birini görür. Kör bir yerli adam. Ne yapıp ta onunla muhabbet kurayım diye düşünürken, derken çareyi kör takliti yapmakta bulur ve kör adama yaklaşır şöyle bir omuz atar ve kim var orda diyip kör olduğuna inandırır ve muhabbete başlarlar. Muhabbet iyice koyulaşmıştır. Nam-ı Kemal der ki "benim iki tane kör arkadaşım vardı der. Onlar *ikistiler ve onlarin gozleri açıldı" der. Kör hemen atılır hadi ya! hemen biz de yapalım der. N.Kemal tamam önce sen sok der. Tam sokacakken kör N.Kemal dur görüyorum der. Kör hadi çabuk başla der. Nam-ı Kemal de başlar aradan saatler geçer N.Kemal devam ediyor. Kör yaaa neden olmuyor nasıl olucak bu iş der. N.Kemal: Sen doğuştan körsün senin ananı *ikmek lazım der.

Laf Yarışı

Nam-ı kemal bir aralar ün yapmış. Kimse kendisi ile laf yarışına giremiyormuş. Bunu yunanlı bir kadın duymuş ve ben onu mort ederim demiş. Neyse bu kadın Türkiye ye gelmiş Nam-ı Kemal le görüşmüş. Nam-ı Kemal e demiş ki seninle laf yarışına girmeden önce seninle sex yapmak istiyorum demiş. Nam-ı Kemal de kabul etmiş. Başlamışlar işe kadın sormuş Yunanistan mı büyük Türkiye mi. Nam-ı Kemal Türkiye demiş. Kadın birdaha sormuş Nam-ı Kemal yine Türkiye demiş. Kadın hayır yunanistan daha büyük bak Türkiye yi içine aldı. Nam-ı Kemal söyleyecek bir şey bulamazken *aşşaklarını görür. ve derki bak adalar dışarıda kaldı.

Kabile

Nam-ı Kemal günün birinde Afrika da yamyam bir kabilenin eline düşer. Kabile reisi Nam-ı Kemal e kurtulabilmesi için tek şartın bir dizi testten başarıyla geçmesi olduğunu söyler. Bunun üzerine Nam-ı Kemal ölmektense testi kabul eder. Bunun üzerine kabile reisi testin kurallarını açıklar. Testte üç ayrı kulübe bulunmaktadır. Birinci kulübede bir kasa viski, ikinci kulübede dişi çekilecek vahşi bir aslan, üçüncü kulübede ise kabilenin en azgın hatunu. Nam-ı Kemal önce bir kasa viskiyi içecek sonra aslanın dişini çekecek en son olarakta kadını mutlu edecek. Derken test başlar ve Nam-ı Kemal birinci kulübeye girer, aradan saatler geçer bizimkinden ses yok derken 6-7 saat sonra yalpalayarak dışarı çıkar ancak ayakta zor durmaktadır. Zar zor ikinci kulübenin yolunu bulur ve girer. Girmesiyle birlikte kulübede gürültüler kopmaya başlar, toz duman birbirine girmiştir, aslanın acılı kükremeleri kulakları sağır eder. Aradan 2-3 saat geçtikten sonra Nam-ı Kemal sallanarak dışarı çıkar ve reise dönerek "dişi çekilecek orospu nerde" diye sorar.

Şair Padişah

Günün birinde şair bir padişaha ilham gelir ve başlar yazmaya;
-"Çıktım ağaca yedim hamını mamını,....?
-"Çıktım ağaca yedim hamını mamını,....?
Gerisi bir türlü gelmez.
Padişah geceleri uyku uyuyamaz olur şiirini tamamlayamamıştır bir türlü.
En sonunda ülkesinin bütün şairlerini sarayında toplatır ama yine nafile onlarda bu mısranın devamını getiremez.
Artık en son sıra Nam-ı Kemal´e gelir ve padişah başlar.
-Hadi Nam-ı Kemal getir şunun devamını da ne istersen vereyim sana!
-Buyrun Padişahım...
-Çıktım ağaca yedım hamını mamını...
Nam-ı Kemal hemen devam eder;
-"Düşersen aşaği görürsün ananın *mını..."

Ajan

Nam-ı Kemal bir gün ajanlarıyla ünlü İtalya ya gitmiş. Cebinde beş parası kalmadığı ve çok aç olduğu bir gün bir restaurantın önünde yemek yiyenleri seyrederken birden gözüne birşey çarpmış. Yemek yiyen sakallı insanlar iyice karınlarını doyurduktan sonra kasiyer bayana giderek sakallarını okşuyorlarmış ve hiç para vermeden çıkıp gidiyorlarmış. Durumu merak eden Nam-ı Kemal konuşmaları dinlemek için kapıya doğru yaklaşmış. Sakallı adamlar yemek yiyip karınlarını doyurduktan sonra kasiyere gidip sakallarını okşayarak "ben ajanım" diyerek hiç para vermeden çıkıp gidiyorlarmış. Birkaç adamı seyrettikten sonra Nam-ı Kemal de içeriye girmeye karar vermiş. Bir güzel karnını doyurduktan sonra sıra hesap ödemeye geldiğinde, kasiyer bayana giderek sakallarını okşamış ve "Ben ajanım" demiş. Kasiyer bayan "Ama beyefendi sizin sakallarınız yok" deyince, Nam-ı Kemal pantalonunu aşağıya indirmiş ve kasiyere "ben gizli ajanım" demiş.

Mönü

Adamın biri Nam-ı Kemal in garsonluk yaptığı lokantaya gider. N.Kemal adamın yanına gelir ve sorar ne istersiniz. Adam bizim N.Kemal e şaka yapmak için derki "Bana cacik macik daracik ....mcik getirirmisiniz." Bunu duyan N.Kemal de lafmı yok. Adama şöyle der: Bugünkü mönümüzde bunlar yok. Bugun mönümuzde dalak malak kol gibi ....arak var

Yazı Yazma

İtalyan, Fransız ve bizim Nam-ı Kemal gene bir boşalma yarışmasında. Ama bu sefer çıkan spermlerle ülkelerinin isimlerini yazmaları gerekiyor. İtalyan başlıyor ve İTA yazıyor. Fransız geliyor ve FRANS yazıyor. Sıra bizim Nam-ı Kemal e geliyor. N.Kemal bir başlıyor. Aradan 1-2 saat geçiyor. Herkes noooldu N.Kemal tıkandı galiba diyor. Nam-ı Kemal bir bırakıyor NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Maymun Doğurtma

Bi gun İngiliz, Alman, Fransız ve bizim Nam-ı Kemal yarışıyorlar
yarışmada en fazla hangisi maymun dogurtacak. Neyse kısa keselim. İngiliz .. baslamış. 5 maymun doğurtturmuş. Alman 7 tane, Fransız 10 tane..
Sıra bizim Nam-ı Kemal e gelmiş. Uğraşmış, uğraşmış. Ama 1 tane maymun doğurtturmuş.
Tabi orada bulunan bizim Türk seyirciler kızmışlar. Ne yaptın, şanımızı şerefimizi 5 paralık ettin. Bizi rezil ettin diye.
Nam-ı Kemal de kaşlarını çatarak :
- Hass..tirin lan. Bana erkek maymun vermişler...

Suyun Derinliği

Bir Amerikalı, bir İngiliz birde Namık Kemal bir nehir kenarına tatile gitmişler. Hepsi kendinin özelliklerinden bahsediyormuş. Neyse laf dönmüş dolaşmış. Amerikalı demiş ki:
- Ben, demiş şu nehrin suyunun sıcaklığını derece kullanmadan bilirim demiş.
Neyse nehrin kenarına gelmiş pantolonunu indirmiş ve penisini çıkarmış suya sokmuş. Demişki: su 23 derece.
Sıra ingilize gelmiş o da aynı işlemi yapmış ve demiş ki : su 25 derece.
- En son sıra Namık Kemal e gelmiş. Namık Kemal de aynen nehrin kenarına gelmiş ve pantolonunu
indirip penisini suya sokmuş. İkisinin yanına gelmiş hiç tepki yok.
Herkes bir tahmin bekliyormuş Namık Kemal de ses yok. Meraklanmışlar ve sormuşlar:
- Senin tahmini ne demişler. Namık Kemal yanıtlamış:
- Valla demiş suyun sıcaklığını bilmem ama derinliği 60cm. di

Gülmeyen At

Diyarın birinde padişah eğlence olsun diye bir yarışma açmış. Buna göre kim padişahın atını güldürmeyi becerirse 1 çuval altın alacak... Her tarafa haberler salınmış, duyurular yapılmış. Yarışma zamanı gelince herkes deniyor ama kimse atı güldürmeyi beceremiyor tabi, bazısı yarım saat bazısı 2 saat uğraşıyor ama sonuc yok.
Bizim Nam-ı Kemal de yarışmaya katılmış. Sıra buna gelince, atın bulundugu odaya almışlar, 1 dakika sonra Nam-ı Kemal odadan çıkmış ve atı güldürdüğünü altınlarını almak istediğini söylemiş. Padişah ve görevliler şaşkınlık içinde tabi bir bakmışlar hakkaten at gülmek ne demek kahkahalar atıyor yerlere yatmış tepiniyor. Sonuçta altınları vermişler Nam-ı Kemal e...
Aradan günler geçmiş ama at hala gülüyor, bir türlü susturamamışlar. Son çare olarak Nam-ı Kemal i bulup, nasıl güldürdüyse susturmasını istemişler. Nam-ı Kemal bir çuval daha altın verirlerse bunu yapacağını söylemiş. Kabul edilmiş isteği tabi ki. Neyse bizimkini atın olduğu odaya almışlar tekrar, yine girişi ile çıkışı bir anda olmuş. Bir bakmışlar at bu sefer ağlıyor, hem de hüngür hüngür. Tam altınlar verilirken, padişah :
- Sana bu altınları veririm ama bir şartla, bu atı nasıl güldürdüğünü ve şimdide nasıl ağlattığını söyleyeceksin
Nam-ı Kemal başlamış anlatmaya :
- Valla hünkarım, ilk geldiğimde atın kulağına yaklaşıp benimki seninkinden büyüktür dedim, gülmeye başladı..
- Ya şimdi ya şimdi nasıl ağlattın
diye atılmış padişah merakla..
Nam-ı Kemal padişahın yanına yaklaşmış :
- Şimdi de çıkarıp gösterdim

Ruhi ile Namık

Bizim Nam-ı Kemal in hiç sevmediği bir dostu varmış.Bu dostunun adı Ruhi ymiş.
Tesadüf,
İkiside trende aynı kompartmana oturmuşlar.Şimdi Nam-ı Kemal Ruhi nin kendisine kötü birşey yapacağını hissetmiş.
Yolda köpek ölüsü görünce Ruhi:
Bu köpekte Kemal ine erdi demiş.
Namık Kemal sinirlenmiş.
- Bak kıçından Ruhi çıkıyor.

Timsah

Birgün İngiliz Fransız ve Nam-ı Kemal bi adada mahsur kalmışlar. Ada çorakmış. Karşıda da bir ada varmış. O adada da ne istersen varmış. İki ada arasında bir deniz varmış, denizin içindede bir timsah. Timsah denize gireni s*k*yormuş. S*k*ncede S yi Ş okuyormuş gazabına uğrayanlar. İngiliz dayanamamış karşıya geçmeye karar vermiş. Gitmiş gelmiş. Sormuşlar; nasıl dı demişler "miş gibiydi miş gibiydi" demiş. Fransız da dayanamamış gitmiş. Nasıldı demişler o da "miş gibiydi miş gibiydi" demiş. Nam-ı Kemal de dayanamamış gitmiş. Gelince sormuşlar nasıldı demişler "mis gibiydi mis gibiydi demiş. Arkasından timsah çıkagelmiş "nerde o a*ını ş..tiğimin çocuğu"

Yalan Yarışması

Uluslararası yalan atma yarışmasında üç ülke finale kalır, Almanya, Fransa ve Türkiye... Türkiye´yi temsilen de Nam-ı Kemal oradadır. Jüri yarışma konusunu ortaya atar: "Batan bir gemidekileri nasıl kurtarırsınız?" Önce Alman Palavracı dizer yalanları:
- "Ben çok iyi bir yüzücüyümdür. Gemideki bütün insanları yarım saat gibi kısa bir sürede gide-gele, gide-gele karaya taşırım."
- "ohaaa" der Fransız ve bu sefer o başlar:
- "Ben de sıçarak büyük bir ada oluştururum ve insanları o adaya çıkartarak kurtarırım!"
Sıra Nam-ı Kemal dedir oda okkalı bir yalan söyler:
- "Bende de öyle bir "şey" var ki onu şöyle gemiden karaya doğru bir uzattım mı köprü olur ve bu insanları köprüden geçirir kurtarırım."
- "Çüşşş..." der Fransız, "hiç o kadar büyük şey olur mu?"
Bizimki cevap verir:
- "Öyle göte böyle şey!"

Doktor N.Kemal

Bizim Nam-ı Kemal doktor olmus bir zaman, ve kasaba kasaba dolasip derdi olana care bulurmus. Ama bizim N.K. cok capkinmis ve gozune kestirdigi hatunu hic affetmez, şu veya bu şekilde muhakkak elinden geçirirmiş.

Bir gün N.K. bir kasabaya gider. Orada çok güzel bir hanım görür ve bu hanımı becermeyi kafasına koyar. Bir iki karşılaşmadan sonra anlar ki karının da bunda gözü var. Ama küçük bir sorun var o da karının hayvan gibi bir kocası var. (kasabanin agalarindan). N.K. kadına der ki sen al kocanı denize git, ondan sonra kocana de ki a..`a yangeç kaçtı beni doktora götür, o da seni bana getirsin da ben seni hallederim. Kadın da tamam der. Kadın kocasıyla denize gider ve denizde yüzerken ansızın kocasının yanına koşarak gelir ve şöyle der:
"Kocacığım a..`ma yengeç kaçtı çok acıyor beni doktora götür"
Adam da hemen karıyı alır ve N.K.`in kliniğine gelirler.
N.K. sorar: Hayırdır n`oldu?
Adam da der ki: "Bizim hanımın kutusuna yengeç kaçtı bir bakıverin Dr. Bey".
N.K. söyle der: "E vallahi dostum bunun bir tek yolu vardır o da; sen karının kutusuna seninkini sokacan, yengeç ısırınca çekecen yengeçi çıksın dışarı."
Adam der ki" Yooooo Dr. Bey , doktor sizsiniz siz yapacaksınız"
N.K. : "Ama nasıl ben sizin karınızın şeyine kendi şeyimi sokmam olmaz"
Neysa biraz münakaşadan sonra N.K. bayılarak bu görevi kabul eder ve başlar kadının üstünde gidip-gelmeye.
Bu arada koca sorar "n`oldu n`oldu?" N.K. der ki " daha daha".
Biraz sonra bizim N.K. şöyle derin bir " Oooooohhhhhhhh " çeker.
Koca hemen sorar n`oldu ısırdı mı? der.
N.K. da bunun uzerine " Hayır , yengec boğuldu!!!" der.

Nam-ı Kemal in Matkabı

Nam-ı kemal işi gereği sık sık yurt dışı seyahati yaparmiş. Gene gÜnlerden bir gün seyahate çıkmış fakat pasaportunu unuttuğu için geri dönmüş.
Birde ne görsün karısı başka biriyle beraber. Hemen karısı durumu idare için adamın bir şişme bebek oldugunu, Nam-ı Kemal uzun seyahetteyken onun özlemini dindirmek icin aldığını,söylemiş.
Tabiki Nam-ı Kemal inanmamış ve demişki yav karıcığım hiç şişme bebek *ikmemistim getir bi *ikeyim demiş. Karisi olmaz dediysede dinletememis,dayamis nam-i kemal aleti, adam fena halde *ikiyormus. Nam-ı Kemal bir türlü sokamamış ve demişki
-Hanım şu Almanyadan aldığım Matkabi getir acamiyorum deligi. Bunu duyan adam baslamis robot sesiyle
- BIIIB BIIIB TEKRAR DENEYINIZ SISTEMDEKI ARIZA GIDERILDI....

Proje Müdürü

Adamın biri çarşıda gezinirken bir evcil hayvanlar mağazasının önünden geçer ve merak edip ne var ne yok diye içeri girip gezinmeye başlar. Maymunların olduğu yere gelince bir müşterinin maymunu alıp mağaza sahibine fiyatı sorduğunu görür. Satıcı 5.000 $ der ve müşteri hiç itiraz etmeden ödeyip çıkar.gezinen adam merak edip satıcıya sorar. Bu maymun neden bu kadar pahalı. Satıcı:
- O maymun otocad, catıa, excell, word ü iyi bilir. Her türlü çizimi yapabilir, der.
Adam şaşırır.Ardından başka bir müşteri bir maymun alır. O da 5.000 $ dır ve müşteri itiraz etmeden ödeyip çıkar. Gezinen adam tekrar şaşırıp satıcıya sorar. Satıcı
- O maymun herlü projenin takibini onayını yapacak kabiliyettedir, der.
Adam iyice şaşırmıştır. Ardından başka bir adam bir maymun alır ve satıcıya 25.000 $ öder ve çıkar. Zaten şaşırmış olan gezinen adam bu kez kafayı yer ve satıcıya:
- Bu maymun neden ötekilerden pahalı, diye sorar. Satıcı:
- Valla o maymun hepsini çok iyi bildiğini iddia ediyor ama ne kadar denediysem yapmıyor. Kendisinin proje müdürü olduğunu söylüyor, der.

Temel ve Tüp Geçit

Mısır hükümeti Kızıldeniz in altına tüp geçit yaptırmak için ihale açar.
İhaleye İngiltere den, Amerika dan, Japonya dan birer firma ve Türkiye den de Temelin firması olmak üzere dört firma katılır. Firmaları teker teker mülakata çağırırlar ve teknik bilgi isterler.
İngiliz Firması:
- Biz iki taraftan da eşzamanlı olarak tüneli kazmaya başlarız ve denizin altında tam ortada buluşuruz.
Tüneller arasında maksimum 1 metre fark olur, 30 metre enindeki tünelde de 1 metreyi rahatlıkla düzeltiriz. derler.
Amerikan Firması:
- Biz de iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz.
Maksimum 50cm fark olur. derler.
Japon Firması:
- Biz iki taraftan kazmaya başlarız ve tam ortada buluşuruz.
Maksimum 20cm fark olur. derler.
Sıra bizim Temel e gelir.
Temel:
- lla biz de iki taraftan kazmaya başlarız.
Ortada buluştuuuk buluştuk, buluşamadık iki tüneliniz olur. der!!!

Yönetici ve Mühendis

Büyük bir şirketin üst düzey yöneticilerinden biri bir gün Newyork üzerinde balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur.
İnmek için uygun bir yer ararken bir gökdelenin tepesinde sigara içen bir adam görür ve alçalır.
- Pardon. Ben neredeyim acaba? diye sorar.
- Yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içindesin. der adam.
Yönetici sinirlenir:
- Sen mühendissin değil mi? diye sorar.
- Evet. der adam. Nereden bildin?
- Çünkü başım belada ve sana bir soru soruyorum. Verdiğin cevap 100% doğru fakat hiç bir işime yaramyor.
- Sen de yöneticisin değilmi?
- Evet sen nereden bildin?
- Çünkü yerden 500 feet yükseklikte bir balonun içinde kaybolmusun. Pusulan yok, berbat durumdasın. Fakat bu şimdi benim suçum oldu.

Mühendis Yarışması

Bir grup mühendis bir televizyon yarış programı için bir adaya bırakılır.Yanlarında sadece giyeceği elbiseleri ile adaya bırakılan mühendisler hayatlarını yardım almadan idame ettireceklerdir. Mühendisler önce bir ağaçtan ev yapmak için kolları sıvar. Göz kararı
ölçü alamadıklarından kimisi tek gözünü kısıp başparmağı ile ölçü alır kimisi karış ile ölçerek,özenerek işlerini yaparlar. Bu arada bir tanesi iş yapmadığı gibi kendisinin daha iyi yapacağını söyler, yaptıkları işi de beğenmez. Geçtikleri güzergaha da pisliğini yapınca diğerleri artık dayanamaz ve yaka paça bunu tutup senin derdin nedir diye sorarlar.Tüm kameralar onlara dönmüştür ve canlı
yayındadırlar.
-Arkadaşlar ben buraya gelmeden üst düzey yönetici kursu almaktaydım, beni mazur görün, der.

Ben Üniversitede Okudum

Üniversiteyi yeni bitiren bir genç iş arayip buluyor. İlk çalişacağı gün patronu geliyor:
- Hey sen al şu bezi yerleri silmeye başla.
Genc:
- Ama efendim ben üniversitede okudum
Patron:
- Ha o zaman başka ver bezi, ben sana nasil yapacağini göstereyim.

Boru

Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropologdan oluşan bir heyet bir araştırma için arazide bulunmaktadır. Birden yağmur bastırır. Hemen yakındaki bir arazi evine sığınırlar. Ev sahibi bunlara bir şeyler ikram etmek için biraz ayrılır. Hepsinin dikkati soba üzerinde toplanır. Soba yerden 1 m. kadar yukarda, altındaki dizili taşların üzerindedir. Sobanın niçin böyle kurulmuş olabileceğine dair bir tartışma başlar.
Kimyacı:
-Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş, böylece daha kolay yakmayı amaçlamış.
Fizikçi:
-Adam sobayı yükselterek konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınmasını sağlamak istemiş.
Jeolog:
-Burası tektonik hareketlilik bölgesi olduğundan herhangi bir deprem anında sobanin taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak yangın olasılığını azaltmayı amaçlamış.
Matematikçi:
-Sobayı odanın geometrik merkezine kurmuş, böylece de odanın düzgün bir şekilde ısınmasını sağlamış.
Antropolog:
- Adam ilkel topluluklarda görülen ateşe tapmanın daha hafif biçimi olan ateşe saygı nedeniyle sobayı yukarıya kurmuş.
Bu sırada ev sahibi içeri girer ve ona sobanın yukarda olmasının nedenini sorarlar. Adam cevap verir:
- Boru yetmedi!!!!!!

Tercih

Iki mühendislik ögrencisi kampus içerisinde yürürken biri digerine sorar,
- Bu muhtesem bisikleti de nereden buldun ? Digeri cevap verir,
- Dün tek basima dolasirken bir yandan da okulu bitirince ne is yapacagimi düsünüyordum. Birden bu bisikletin üzerinde nefis bir kiz geldi ve yanimda durdu. Bisikleti çimenlerin üzerine birakti ve üzerindeki bütün giysileri çikartti. Sonra da bana
- Hangisini istiyorsan al dedi.
Diger ögrenci arkadasini dogrularcasina basini sallayarak,
- Iyi seçim yapmissin, elbiseler belki sana uymayabilirdi".

Mühendis Getirdik

Kayseri nin bir köyünde imece yöntemiyle yol yapılıyor. Bunun için de eşekten yararlanılıyor.Eşek hangi yolu izlerse, orası genişletip araba yoluna dönüştürülüyor. Köye gelen Amerikalı Barış Gönüllüsü, ne olup bittiğini kavrayamadığı için sorar :
-Ne yapıyorsunuz böyle?
-Yol yapıyoruz.
-Bu eşşek ne için?
-O, yolun mühendisi. Yola uygun geçişi o gösterir.
Barış Gönüllüsü katıla katıla güler :
-Ya eşek bulamasaydınız?
-İşte o zaman Amerika dan mühendis getirirdik!

Konuşan Kurbağa

Adamın biri bir gün yolda giderken bir kurbağa görür ve kurbağa dile gelir
- Ben aslında bir insanım, eğer beni bir kere öpersen çok güzel bir prenses haline gelirim"
Adam kurbağayı eline alır ve cebine koyar. Kurbağa tekrar dile gelir
- Eğer beni öpersen çok güzel bir prenses olacağım, ve seninle 1 hafta kalmaya razıyım.
Adam kurbağayı cebinden çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek yeniden cebine koyar.
Kurbağa yalvarmaya başlar
- Eğer beni öper ve güzel bir prenses haline çevirirsen seninle bir hafta kalırım ve istediğin her şeyi yaparım
Adam tekrar kurbağayı çıkarır, şöyle bir bakar ve gülümseyerek cebine koyar
Sonunda kurbağa dayanamaz
- Senin neyin var? Sana çok güzel bir prenses olduğumu ve beni öpersen 1 hafta seninle kalıp istediğin her şeyi yapacağımı söyledim. Neden beni öpmüyorsun?
Sonunda adam konuşur
- Bak, ben bir mühendisim. Kızlarla uğraşacak vaktim yok, fakat konuşan bir kurbağa çok ilginç geliyor.

Hastayım

-Efendim,bugün çok hastayım,başım ağrıyor,midem bulanıyor,vücudumun her yeri sanki dayak yemiş gibi.Korkarım işe gelemeyeceğim...
Durumu dinleyen patron
-Kerim Bey,biliyorsun bugün çok önemli müşteriler geliyor ve sana mutlaka ihtiyacımız var.Böyle durumlarda ben karıma bir masaj yaptırır,bir de seks yaparım.Kesinlikle kendime gelirim.
Lütfen sen de dene ve hemen işe gel.
Aradan iki saat geçer ve Kerim bey patronu tekrar arar.
-Efendim dediğinizi yaptım.Gerçekten iyi geliyormuş.Sanırım kısa bir süre sonra işte olurum...
-Haa bu arada evinizin manzarası inanılmaz güzelmiş...

Amerikan Teknolojisi

Amerikalılar yeni bir uçak geliştirirler ve bu uçağı denemek için
Arabistan a götürürler.Bir Arap pilotunu uçağa bindirirler ve uçak havalanır. Arap pilot uçağı kullanırken dört motordan biri patlar.
Göstergelerde "Don t panic. This is American technology" yazısı görülür, pilot rahatlar.
Daha sonra bir motor daha patlar ve göstergelerde yine aynı yazı görülür. Pilot da uçmaya devam eder. Ne var ki az sonra iki motor birden patlar. Hiç motor kalmayınca Arap pilot panikler. Tam bu esnada göstergelerde yine aynı yazı görülür ve uçak kendi kendini yumuşak bir şekilde indirir. Araplar pilottan bu olayı öğrenince şaşırırlar ve kendileri de böyle bir uçak yapmaya karar verirler. Ve nitekim bir uçak yapıp Amerika dan bir pilot davet ederler. Pilot biner uçağa, başlar uçmaya. Bir iki dakika sonra bir motor patlar. Göstergelerde "Don t panic. This is Arabic technology" yazısı görülür. Az sonra ikinci motor da patlar ve aynı yazı gözükünce Amerikali pilot: "Ulan bizim uçağın aynısını taklit etmişler." der. Derken iki motor birden patlayınca uçağın kendi kendini yere indireceğini düşünen pilot göstergelerde şu yazıyı görür: "Don t panic. This is Arabic technology. Please repeat after me. Eşhedü en la ilahe illallah...."

Memurum

Hirsizin biri gece is basina konuldu. Gozune kestirdigi bir adami koseye cekti ve:
- Ya paran ya hayatin?
Adam:
- Benim hic param yok.
Hirsiz:
- Nasil yani? Ne is yapiyon?
Adam:
- Memurum
Hirsiz:
- O zaman yuru git. Memursan hayatin bile yoktur.

Nasa

Nasa Mars a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar:
- 1 Milyon Dolar demiş ve eklemiş - kızılhaça bağışlayacağım.
İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar. Doktor:
- 2 Milyon Dolar demiş. - Bir milyonunu aileme bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım.
Üçüncü aday olan Temel aynı soruya
- 3 Milyon Dolar diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon dolar istediğini sormuşlar. Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle:
- 1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de
Mars a göndeririz.

Mühendis cehenneme giderse

Bir mühendis ölmüş ve büyük bir yalnışlık sonucunda cehenneme atılmış. Cehennemin konforundan hoşnut kalmayan mühendis bir takım
iyileştirmeler yapmaya başlamış. Kısa bir süre sonra cehennem, klimalı odaları, otomatik tuvaletleri, asansörleri, içecek otomatları ve diğer lüksleri ile bayağı rahat bir yer haline gelmiş. Bu arada mühendisin de iyice tanınıp sevildiğini söylemeye gerek yok.
Derken, günün birinde Cennet Meleği, şeytanı aramış:
-"Selam, cehennemde işler nasıl gidiyor? Neler yapıyorsunuz?"
Şeytan, memnun mesut gülümsemiş:
-"Ohoo.. Biz burada çok iyiyiz. Bir mühendis düştü buraya ki sorma gitsin. İnanılmaz lüks ve konforlu bir yer yaptı bizim orayı. Bir görsen, tuvaletlerimiz otomatik, kola makinemiz bile var."
Melek şaşırır:
-"Nee! Mühendis mi dedin? O adamin burada olmasi lazimdi. Çabuk onu buraya gönderin!"
Seytan: "Mümkünü yok! Kadromda bir mühendisin olmasindan çok memnunum ve onu burada tutacagim!" diye çıkışmış.
Cennet Melegi sinirle bağırmış:
"Onu çabuk buraya gönder, yoksa seni dava ederim!"
Şeytan katıla katıla gülerken şunları söylemiş:
"Yok yaa! Nasıl yapacaksın bunu? Bütün avukatlar bizim tarafta!"...

Teknoloji

Amerikali ile Türk arkadaş olmuşlar.Amerikali bizim Türk ü Amerika ya davet etmiş.Amerikali bizim Türk e amerikanin heryerini gezdirmiş NASA yıda gezdirmiş uzay araclarini göstermis.bizim türk demis sizde teknoloji büyük hayran kaldigini belirtmis
Neyse türk türkiyeye dönmüs bu sefer amerikali türkiyeye gelmiş.bizim türk acaba amerikalıyı nereye götürsem gezdirsem diye düsünmüs.
en sonunda hamama götürmeye karar vermis.amerikaliyla hamama giriyorlar her taraf buharrr tamama tamam pes vallahi hayran kaldim
- Memlekete dönmüs eee türkiyede ne gördün YA arkadaslar bizim NASA boş iş,türkler insan yapıyorlar ben vardigimda zımpara cekiyorlardı demiş

Deriyi Sertleştiriyor

Bir genç berbere gider ve koltuğa yerleşir.Beş dakika sonra kendisini traş etmekte olan gencin tam sarhoş olduğunu farkeder....
İyi kalpli adamın yüzü her yandan başlar kanamaya.Çok çekingen olmasına rağmen, yavaşça der :
-Görüyormusun insan çok içince neler oluyor!...
Berber yanıt verir :
-Ben de size tam bunu söyleyecektim!Deriyi sertleştiriyor!...

Sarhoş ve Papağan

Adamin birinin papagani varmis. Ama cok ickici iymis.Bir gun sahibi eve iki sise viski getirmis ve papaganina demis ulan bunu icersen tuylerini diri diri yolarim demis gitmis arkadasini davet etmeye. Aksam geldiginde bakmis papagan sarhos kendi tuyunu kendi yoliyormus.``Benimicin fark etmez``diye

Kemerleri Sıkarsak

Diktatör bir akşam meyhaneden içeri girer.Tezgahtara yaklaşır.Hafif içkili bir sarhoşun yanına çöker.Oradan buradan konuşurlarken sorar :
-Böyle hergün içmek için ne kadar kazanıyorsun?
Sarhoş :
-Günde 2 bin lira.
-Peki kemerleri biraz sıkalım diye ücretleri azaltıp, koşulları ağırlaştırsak, ne kadar kazanırsın?
Sarhoş :
- 4 bın lira.
-Peki biraz daha sıkarsak kemerleri?
-O zaman 5 bin liraya para demem.
Diktatör kızar :
-Bu ne biçim iş.Köküne kadar sıkarsak?
-O zaman muhakkak 10 bin lira kazanırım.
Diktatör şaşırmıştır.Adamın ne iş yaptığını çok merak etmiştir.Sorar :
-Şeytan mısın, nesin.Ne iş yapıyorsun?
-Mezarcıyım!

Uzun Bacaklı Piliç

Adam bara gitmis tam arkasinda bir devekusu..
- Bir bira..! demis adam..
- Ben de..! demis devekusu.
Barmen servisi yapmis..
- Hesap üç dolar kirkiki! demis..
Adam elini cebine sokmus bir avuç para çikarip bara koymus. Saymis barmen.. Kurusu kurusuna 3 dolar 42!..
Ertesi gün
- Viski! demis adam.
- Ben de! demis, devekusu.
- Yedi dolar ondört! demis Barmen..
Yine elini cebine atmis adam.. Pat!. Çikartmis parayi. Tami tamina 7 dolar 14.. Günlerce devam etmis bara gelisler.. Içki.. Aynisi devekusuna.. Aynen cepten para..
Merak etmis barmen sonunda..
- Kuzum nedir bunlar..
Parayi saymadan tami tamina çikariyorsun cebinden..
- Ben sihirli bir lamba buldum demis adam..
- Ne alirsam.. Bir bardak su veya bir Rolls Royce cebimde kurusu kurusuna parasini buluyorum..!
- Peki.. Peki bu devekusu? diye sormus Barmen..
- Haa o mu?! demis adam.. Bir de benimle ayni zevkleri paylasan uzun bacakli bir piliç dilemistim..!

Zurna Gibi

Üç kovboy Teksas ta bir barda masaya oturmus, kafayi çekiyorlar... Bir sarhos girmis içeri.
Parmagi ile ortadakini isaret etmis, Senin anan demis,Teksas in en çilgin seks manyagidir...
Masanin etrafi bir anda bosalmis ama ortadaki adam duymazdan gelmis, içkisine devam etmis. Sarhos çikmis gitmis ancak on dakika sonra geri gelmis. Gene ayni masanin basinda dikilmis ve,Senin o fahise anani az önce becerdim, harikaydi demis. Etraf masalar gene bir anda bosalmis fakat bizim kovboy gene kilini kipirdatmadan içmeye devam etmis. Sarhos çikmis gitmis. On dakika sonra gene gelmis.Senin anan var ya,senin anan diye baslarken, kovboy nihayet lafini kesmis.. Eve git de yat,gene zurna gibi içmissin, baba!..

Mutlaka Sarhoştur

Yasli ve cirkin bir kadin soluk soluga karakola gelip sikayetci olur:
-adamin biri beni bir saattir izliyor,kendimi buraya zor attim,galiba sarhostu memur bey,der..
Polis cirkin kadini tepeden tirnaga suzup cevaplar:
-galiba degil,besbelli sarhosmus,der..

Zavallı Barmen

Birgün adamın biri bir bara gitmiş orda bir kaç tane bira içtikten sonra parasını bozuk paralar halinde barın üstüne koymuş ve barmen tam paraya uzanacakken paraları elinin tersiyle itmiş barmene gıcıklık olsun diye bunun üzerine intikam yemini eden barmen adamın gelmesini beklemiş ertesi gün gelen adam bir kaç bira daha içtikten sonra bozuk parasının kalmadığını farkedip bütün para vermiş barmene barmen sevinmiş bu sefer barmen bozuklukları kule gibi yapıp bara koymuş adam tam elini uzatınca parayı itmiş paralar yine yere saçılmış barmen intikam aldığını düşünerek seviniyorken adam üstü kalsın deyip barı terk etmiş.

Sayısını hatırlasam

Sarhoşun biri geç saat loş bir caddede park halindeki araçların camlarını teker teker kırarak ilerliyor.çevredeki evlerden inenler yakalıyorlar adamı bakmışlar ki komşuları.
Komşular :
-Be kardeşim neden kırıyorsun camları demişler.
Sarhoş:
-Plakayı çıkartamadım ,yeni aldığım arabadan aldıktan sonra öğrendim çok kazıklanmışım akşam içince ilk şişede iyice kazıklanmama içerledim ikinci şişede gidip parçalamaya karar verdim üçüncü şişede ne rengini ne markasını ne plakasını hatırlıyordum diğer şişeye başlamadan işimi bitireyim dedim yoksa sokağı karıştırıcam.
Komşular :
-Eh be kardeşim bizim arabalarıda parçalamışsın.

Sarhoş :
-Ne yapayım kaç araba aldığımı hatırlasam.

Sarhoş papagan

Adamın birinin papağanı varmış. Ama çok içkici imiş. Bir gün sahibi eve iki şişe viski getirmiş ve papağanına demiş ki;
-"Ulan bunu içersen tüylerini diri diri yolarım, akşama misafirim var"
demiş ve gitmiş misafirini davet etmeye. Akşam geldiğinde bakmış ki papağan sarhoş, kendi tüyünü kendi yoluyormuş.
-"Benim için fark etmez"
diye.

İstiklal marşını kim yazdı?

İki Kırşehir li Ankara ya düğüne gelmişler. Tabiki gece yarılarına kadar içmişler zil zurna sarhoşlar. Sabah a karşı geri dönmeye karar vermişler. Ankara çıkışında trafik polisi çevirme yapıyormuş. Bunlarıda çevirmişler. Polis ehliyet ruhsat sormuş bunlar hemen vermişler. Ama acayip içki kokuyorlar.
-"Size ceza keseceğim"
demiş. Ama polis biraz dalga geçeyim şunlarla belki ceza kesmekten vazgeçerim diyerek bunlara bir soru soracağını bildikleri takdirde göndereceğini söylemiş. Biri ilkokulu bitirmiş. Ötekine
-"Sen sus ben bilirim"
diyerek susturmuş. Polis demişki
-"İstiklal Marşını kim yazdı"
demiş. Hemen heyacanla cevap vermeye çalışmış.
-"Neşet ağam diyeceğim ama pek küççük yazsa yazsa Muharrem ağam yazmıştır"
demiş. Tabi polis şaşırarak
-"De gidin"
diyerek bunlara ceza yazmadan göndermiş.

Yılan

Ayyaş adamın biri karısını hergün içtikten sonra dövermiş. Karısı buna bayağı katlanmış "kaderim" diyerekten ama sonra tak demiş canına kocasını öldürmeye karar vermiş ama onu öldürünce hapislerde çürüyeceğini düşünerek vazgeçmiş. Olaya kaza süsü vermek aklına gelmiş.
Hemen ertesi gün bir tane kobra almış. Adam gene zil zurna sarhoş gelmiş.
Karıyı bi güzel pataklamış, sonra hiç bir şey olmamış gibi yatıp uyumuş. Sonra kadın hemen kobrayı çıkarmış adamın külodunun arasından içeri sallamış, sonra adamın yanına yatıp izlemeye koyulmuş. Aradan saatler geçmiş adam acılar içinde kıvranıyor tabi sonra kalkıp paytak paytak inileye inileye tuvalete gitmiş.
Sonra tuvalleten şöyle bir ses duymuş kadıncağız
-"NE BAKIYON LEYYNN İŞESENE"

Beyaz Palto

Şarhoşun biri tıka basa dolu bir
belediye otobüsüne biner. Bir süre sonra
-"Ben bu otobüsteki herkesin ağzına ederim ama şu beyaz paltolu adam hariç.."der.
Yolcular sadece tebessüm ederler.. Şarhoş bu
sözleri 4-5 kez üst üste söyler.
Beyaz paltolu adam da kendisinin hariç bırakılmasından cesaret alarak
-"Afedersiniz. Herkesin ağzına ediyorsunuz da beni niye hariç tutuyorsunuz?"
der. Şarhoşta
-"Seni tuvalet kağıdı olarak kullanacağımda ondan" der..

İçki ve Kral

Kralın biri halkın gerçek düşüncelerini öğrenmek için kılık kıyafetini, degiştirip çarşıda dolaşıyordu. Derken bir bara girdi içkiyi fazla kaçırınca, kıyafet değiştirdiğini unutup, anlatmaya başladı:
-"Siz ne sanıyorsunuz? Ben kralım, kral.. Koca sarayım var benim... Tacımı bir görseniz... İstersem hepinizi.."
derken, garson gelmiş ve kralın öünüdeki içki şişesini almış:
-"Yeter be arkadaşım, daha iki kadehte krallığını ilan ettin. Bir tane daha içersen, ya İsa olacaksın, ya da Tanrı".

Anahtar deliği

Sarhoşun biri sabaha karşı zil-zurna evine dönmüş kapının önünde gürültülü bir şekilde kapıyı açmaya çalışıyordu. Gürültüye uyanan karısı camdan başını çıkartıp bağırdı:
-"Al hınzır herif! Al anahtarı atıyorum, gürültü etme de gir içeri kahrolası!"
- "Karıcığım"
dedi sarhoş:
-"Bende anahtar var mümkünse sen bana anahtar deliğini gösder!"

Azıtıyorsun

Adamın biri bir gün bir bara gider ve barmene şöyle
der :- Sana ve burdaki herkese benden birer duble içki ver.
Herkes içkisini içer, ama adam parayı ödemez. Barmen
bunu çok kötü döver.
Adam ertesi gun yine aynı bara gider ve şöyle der :
- Bana ve buradaki herkese benden birer duble içki
ver. Barmen sorar :
- Ya bana.
- Sana yok.
- Neden?
- Sen içince azıtıyorsun...

İki Sarhoş Kadın

İki evli kadın bir akşam kocalarını evde bırakıp kadın kadına eglenmek için bir bara gitmişler ama içkinin dozunu fazla kaçırmışlar ve dışarı yalpalayarak çıkmışlar. İkisinin de fena halde çişi varmış ama ortada tuvalet hesabına hiçbirşey yokmuş. Yanlız biraz ileride mezarlık varmış ve iki arkadaş tek çare olarak oraya gitmişler. İkiside karanlıkta işlerini görmüşler ama temizlenmek için tabii orada tuvalet kagıdı vs yokmuş. Kadınlardan birisi sarhoş kafayla külodunu çıkarıp tuvalet kagıdı niyetine kullanmış sonra da orda biyere atmış. Diger kadın ise ben külodumu çıkartmam demiş. Mezarlıktaki çelenklerden birinin üzerindeki kagıdı almış o da onunla temizlenmiş, sonra iki kadın birlikte eve dönmüşler.
Ertesi sabah kadınlardan birinin kocası ötekinin kocasına telefon eder:
- Baksana sana ne diyecegim, seninkiyle benimki dün gece birileriyle fingirdeştiler galiba...
benimki eve sarhoş geldi üstelik külotsuzdu
- Oooo senin ki gene iyi, benimki kapıdan içeri girdiginde poposundan seni asla unutmayacagım yazılı bir kagıt sarkıyordu.

İşemek

Adamın teki bir bara gitmiş. Tam otururken barmen bana bir B..demeden barmen; Beklesene kardeşim sanamı bakacağım diğer muşterileremi diye terslemiş. Aradan 1-2 dakika geçmiş yine barmene barmen bana bir bira verirmisin demiş. Barmen de al lan biranı deyip masaya sertçe bardağı koymuş.
Barmen bir dakika bakarmısın demiş adam. Gene ne istiyorsun diye çıkışarak gelmiş.Adam sizinle bir iddaya girmek istiyorum demiş ne iddası demiş barmen. Bakın demiş adam; şu barın sonuna bir likör bardağı koyacağım ve oturduğum sandalyemin üstüne çıkıp bardağın içine hiç sağa sola bir damla damlatmadan işeyeceğim. Seninle 1000 dolarına iddaya girmek istiyorum demiş ve parayı çıkartıp masaya koymuş. Barmen şaşırıp kem küm ederken adam barmene; sen biraz düşün ben bir tuvalete gidip geleyim demiş. Barda oturanlar ısrarla iddaya gir iddaya gir damlatmaması sıçratmaması imkansız demişler. O sırada adam tuvaletten gelmiş ve sormuş evet iddaya giriyormusun? Barmen tamam demiş kabul ediyorum.
Adam bardağı barın sonuna koymuş, gitmiş sandalyesinin üstüne çıkmış açmış fermuarını bardakilerin üstüne, barmenin suratına, barın heryerine işemiş fermuarı kapatıp kendinden emin bir ifadeyle yerine oturmuş. Barmen kazandığı 1000 doların sevinciyle sırıtarak adamın yanına gelmiş; kaybettin kaybettin 1000 dolar kaybettin ama neden üzülmüyorsun? demiş.Adam bak demiş barmene; şu tuvaletin yanındaki gurubu görüyormusun demiş onlarla iddaya girdim dedim ki şimdi gidip şu barmenin ağzına yüzüne işeyeceğim ve barmen gülecek. Sayende 5000 dolar kazandım sağol.

Pisuvar

Adam zil zurna sarhoş umumi helaya girer ve işemek üzere pisuvara yanaşır. Aradan 2 dakika geçer ve sarhoş yanındaki pisuvarda işeyen gence der ki;
- Birader bak bakalım elimde bir şey var mı?
Yandaki genç sarhoşun önüne doğru eğilir, bakar ve;
- Hayır abicim elinde bir şey yok. Der.
Bunun üzerine sarhoş der ki;
- Ulan desene 2 dakikadır altımıza İŞİYORUZ

Rakı ve Almanlar

İki Alman Karl ve Hans, Türk lerin neden bu kadar rakıya düşkün olduklarını ve içerken ne hissettiklerini merak etmektedirler.
Konuyu araştırmak için İstanbul a gelirler. Bir meyhane seçerek içeri girerler. Acemice etrafa bakındıktan sonra bir masaya oturarak yan masadakilerin söylediklerinin aynısını sipariş edip başlarlar mezeler eşliğinde içmeye. İlk kadehler bittikten sonra Hans Karl a sorar;
-Ne hissediyorsun?...
-Daha bir şey anlamadım. Devam edelim.
İkinci kadehten sonra Karl Hans a;
-Nasıl gidiyor. Değişiklik var mı?
-Hiç bir şey yok. Devam edelim.
Mezeler eşliğinde bir iki kadeh daha içildikten sonra Hans tekrar sorar;
-Ne hissediyorsun?
Karl ağırlaşan göz kapaklarını ağır ağır açarak;
-Sittir et şimdi ne hissettiğimi Hans ne olacak bu Almanya nın hali..

Otomatik Lamba

Adam geç saatte zil zurna sarhoş eve geldi.Karısı uyuyordu.Tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra karısının yanına geldi vekadını uyandırdı.
-Karıcığım,
-Ne var?
-Sen ne mükemmel bir kadınsın be,birtanesin.
-Ne oldu gene?
-Ne olacak tuvaletimize o otomatik lambayı ne zaman taktırdın?Harika olmuş.
-Ne diyorsun sen ne lambası?
-Valla ne bileyim hayatım,tuvaletin kapısını açıncaışık yanıyor kapatınca sönüyor.
Bunu duyan kadın öfkeyle yerinden fırladı:
-Allah belanı versin pis sahroş yinemi buzdolabına işedin!

Kurabiye

Lunaparkta bir yarışma: Tüfekle turnayı gözünden vuran hediye kazanıyor.
Bir adam geliyor. Dili dönmez sarhoş bir durumda olduğu her halinden belli:
-Deneyebilir miyim?, diye sorar.
İşletmeci: Kardeşim git işine, gerçek kurşun, sarhoşsun, elinden kaza çıkacak. Fakat adamın ısrarlarına dayanamaz. Bir de ne görsün, atış tam isabet. Adama nesli tükenmekte olan bir tosbağa hediye verir. Biraz sonra adam bir daha gelir. Bu kez daha sarhoş ama yine isabet ettirmeyi başarır. Al sana bir tosbağa daha. Üçüncü kez gelir, ayakta duramaz ama yine isabet ettirir kurşunu. İşletmeci tosbağaları kalmadığından adamın eline büyük oyuncak ayı tutuşturur.
Sarhoş şaşkın şaşkın bakar ve sorar:
-Bademli kurabiyelerinden kalmadı mı?

Ressam

İlkokul 5. sınıfta resim dersinde öğretmen
-"çocuklar konu serbest, hayvan resimleri çizin bakayım" dedi.

10 dakika sonra küçük Ahmet el kaldırdı. Öğretmen yanına geldi. Resim kağıdının üzerinde bir sinek duruyordu. Çocuğun bu sinekten şikayetçi olduğunu zanneden Öğretmen eliyle sineği kovaladı ama hayvan hiç hareket etmedi. Biraz daha dikkatli bakınca da sineğin gerçek olmadığını fark etti. Bu bir sinek resmiydi. Öğretmen şaşkınlıkla sordu;
-Sen mi yaptın oğlum bu resmi?
-Evet öğretmenim.
-Peki bir de at resmi yap bakayım.

Küçük Ahmet öyle bir at resmi çizdi ki, at, sanki kağıttan fırlayıp çıkacak. O kadar canlı. Şaşıran öğretmen:
-Yavrum beni hemen babana götür. Sen müthiş bir yeteneksin. Burada harcanmaman gerekir. Derhal güzel sanatlara transfer olman lazım. Babanla konuşmalıyım, dedi.
Son dersten sonra Ahmet le beraber yola koyuldular. Dar bir patikadan bir gecekonduya geldiler. İçerde, yatakta, dizlerini karnına çekmiş, üzerinde yorganı bir adam yatıyordu. öğretmen konuşmaya başladı;
-Geçmiş olsun efendim.
-Teşekkürler.
-Ben oğlunuzun...
-Allah kahretsin oğlumu.
-Aman böyle söylemeyin, yaptığı resimler...
-Onun yaptığı resimler yerin dibine batsın.
-Ama beyefendi böyle yetenekli bir çocuğun...
-Yeteneğine başlatmayın şimdi.
-Peki ne oldu, niçin böyle kızgınsınız oğlunuza?
-Neden olacak, dün gece eve biraz çakırkeyif geldim. Bu eşşoğlu sobanın üzerine çıplak kadın resmi çizmiş..

Sarhoş Olunca

Barmen, meslektaşından rica eder:
-"Yarın evde işim var. Yerime sen bakar mısın?
-"Bakarım da ben senin müşterilerini tanımam ki kardeşim, ne isterler filan..."
-"Merak etme, hiç zor değil. Özelliği olan sadece iki müşterim vardır, ikisi de sağır ve dilsizdir. Baş parmaklarını aşağı doğru gösterirlerse viski verirsin, yukarı doğru gosterirlerse, bira, tamam mı? Başka bir zorluk çıkarsa bana telefon edersin."
Ertesi gün, arkadaşı barmeni telefonla arar:
-"Alo, abi sorma başım dertte. Seninkiler geldi.Başparmaklarını aşağı gösterdiler, viski verdim; yukarı gösterdiler, bira verdim. Fakat şimdi ikisinin de ağzı bir karış açık, bara dayalı, öylece duruyorlar. Ne iş?"
-"Haa, onlar sarhoş olunca şarkı söylemeye başlarlar..."

Sarhoş Koca

Kadın sarhoş kocasını meyhaneden çıkarmaya çalışıyordu.
- Hadi gidelim burdan, gidip yatalım.
Kocası ise:
- Yatalım bari, Şimdi eve böyle dönersem karım kıyameti koparır.

Ben İçince

Bir kasabada sevilen bir adam çok içiyormuş. Arkadaşları vaz geçirmek için:
- "Bak sen burada sevilen bir adamsın bukadar içmesen bu kasabaya belediye başkanı bile olabilirsin"
demişler. Adamda:
- "O da birşeymi ben içince başbakan oluyorum"
demiş.

Yeniceri ağası

Sarhoş bir yeniçeri ağası bir gün dolaşırken bir Yahudiyi görmüş hemen üstüne atlamış.
"Siz İsayı öldürdünüz!!" diye..
Yahudi panik içinde
"Ama efendim o 1.500 yıl önceydi" demiş..
-Yeniçeri ağası;
"Napiim ben yeni öğrendim" demiş.

Eşeğin Birine

Günlerden bürgün adamın birinin laf geçiremediği eşeğine "belki akıllanır" diye içki içirmek aklına gelmiş. Neyse 70 lik rakıyı sen tut eşeğe içir, bir de sula, eşek sarhoş olup çıkmış. Adam eşeği tutup ahıra atıvermiş. Ahırdaki hayvanlar buna bakıp gülüyorlarmış eşek tutupta:
- Ne gülüyonuz lan ben sizin gibi mahkum değilim, ben radara yakalandım sarhoş çıktım ondan attılar beni ahıra hayfanlarrrrrrrrrrrrrrr

Sarhoş Sürücü

Sarhoş sürücü arkadaşına döndü:
- Sanırım bir kasabaya yaklaşıyoruz
- Nerden çıkardın şimdi bunu?
- Daha çok adam ezmeye başladıkta..

Ay mıdır Güneş midir?

İki sarhoş yolda tartışıyorlarmış. Birisi ayı göstererek bu aydır öbürüde güneştir diyomuş. Bunları gören Temel bulaşmadan sıyrılmak istemiş ama nafile. Adamlar Temel i tartaklayarak sormuş:
-Söyle lan bu ay mıdır güneş midir?
Temel cevaplamış:
-Valla abi ben buranın yabancısıyım.

Tek ben miyim?

Manevra varmış. Mehmet elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş:
-Düşman önden gelirse ne yaparsın? Mehmet cevaplamış. Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse diye; tekrar tekrar sormuş komutan. Mehmet bunları da cevaplamış. Komutan en sonunda:
- Ya düşman tepeden gelirse? deyince;
- Bu memleketin tek askeri ben miyim komutanım?

Aşağı Attım

Bir general, komşu ülkeden gelen konuk generale hem hava atmak, hem de erlerinin kendisine ve vatanına bağlılıklarını göstermek için, üç erini ve karılarını yanına çağırır. Erlere birer kurusıkı tabanca verir. Onları yan odaya alır ve karılarını öldürmelerini ister. Konuk generale şimdi bakınız erlerimiz nasıl itaatkar ve vatansever, der. Erler teker teker içeri girerler. Birinci er karısından özür dileyip tüm şarjörü boşaltır. Tabii karısı ölmez, kurşunlar kurusıkıdır. İkincide de aynı şey olur. Genaralin gözleri yaşarmıştır. En son giren erin ardından, iki general kurşun seslerini dinlerken, dan dan dan dan dan dan... şangırrrr, diye bir ses duyarlar. İşini bitirip çıkan ere merakla sorarlar, neydi o şangırrr sesi? diye. Er yanıtlar:
- Komutanım bana kurusıkı kurşun vermişsiniz, karım ölmeyince bende tuttum camdan aşağı attım.

Başçavuş

Başçavuş Albayı tutuklayacakmış; Albay, binbaşıya:
-Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Ben de orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz. O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha **ürürsün. Binbaşı, yüzbaşıya: Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır. Yüzbaşı, teğmene:
-Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir. Teğmen, başçavuşa: -Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir. Basçavuş, askere: -Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun. Askerler kendi aralarında: -Yarın sabah bizim başçavus Albayı tutuklayacakmış.

Bana gelişi 8.30

II. Dünya Savaşı sırasında Rus orduları geri çekiliyormuş... Ve Rus generali durumu kurtarmak için askerleri teşvik etmeye karar vermiş. Getirilen her ölü Nazi için 10 ruble vaad etmiş. Çatışmalardan sonra kimi 1, kimi 3 ceset getirmiş ve paralarını nakit olarak almışlar. Bir ara bir Yahudi asker, bir vagonu sürükleyerek getirmiş. Vagonun kapısını açmış, içerisi ceset doluymuş. General bunu görünce şaşırmış ve askeri kenara çekerek şöyle demiş:
- Asker, anlarsın ya bütçemiz zayıf, haydi ben sana ceset başı 7.50 ruble vereyim. Asker:
- Olmaz, demiş, Zaten bana geliş fiyatı 8.30 ruble.

Pamuğu Değiştirseler

Bir bölükte ahçının yemekleri yüzünden millet hemoroid olmuş. Tam 107 kişi yatak yorgan yatıyormuş. Bir gün revire gezmeye gelen komutan her askerin önünde duruyor ve soruyormuş:
- Merhaba asker, hastalığın nedir?
- Merhaba komutanım , hemeroidim var.
- Tedavi olarak ne yapıyorlar?
- İlaçlı pamuk efendim.
- Bir arzun var mı asker?
- Bir an evvel iyileşip tekrar vazifeme dönmek istiyorum komutanım. Komutan herkesin önünde durup aynı soruları sormuş ve hep aynı cevapları alınca memnun olmuş. Sıra en son sıradaki adama gelmiş. Ona da aynı soruları sormaya başlamış:
- Merhaba asker, hastalığın nedir?
- Bademciklerimden rahatsızım efendim.
- Öyle mi? Peki ne ilaç kullanıyorlar?
- İlaçlı pamuk efendim.
- Güzel. Peki bir isteğin var mı evladım?
- Var, efendim. Mümkünse sıra bana gelince pamuğu değiştirseler diycektim..

Boynuzlarından Tutarım

Güney Amerikalı bir subayla bir er konuşuyorlar: - Savaşta bir düşmana rastlarsan ne yaparsın? - Vururum. - Doğru, peki bir düşman bölüğüne rastlarsan ne yaparsın? - Vururum - Olmadı. Koşup karargaha haber verirsin. Peki savaş meydanında bir inek görürsen ne yaparsın? - Vururum. - Olmadı. - Koşup karargaha haber veririm. - Yine olmadı.Boynuzlarından tutup karargaha sürüklersin. Şimdi beni görürsen ne yapacağını söyle.. - Vururum. - Olur mu canım. Ben senin komutanınım. - Döner karargaha haber veririm. - Yahu ben düşman bölüğü değilim ki. - Hah tamam. Boynuzlarından tutup karargaha sürüklerim...

Kurşunsuz

Askerin biri komutanını evine bırakırken yolda arabanın benzini biter asker arbayı durdurur. askerin de cık fena cişi gelmiştir fırsat bu forsat deyip başlar arbanın deposuna işemeye bunu gören komutan askere sorar oğlum şimdi senin yaptığın normal mi der asker de cevap verir hayır komutanım kurşunsuz.

Birini Daha Bul

Iki genç kiz parkta gezintiye çikmislardi. Bir bahriyeli de bir saattir kizlarin pesini birakmiyordu. Nihayet kizlarin sabri tasti ve bir tanesi arkasini dönerek bahriyeliye sert bir yüzle baktiktan sonra hiddetle, - Bak, ya bizi takip etmekten vazgeç, yahut bir arkadasini daha bulup öyle gel

Tokat

Bir Yüzbaşı ile emir eri bir trende yolculuk ediyorlar. Aynı kopartmanda çok alımlı bir kız ile annesi de var. Başka kimse yok. Bu iki grup birbirlerini tanımasa da yolculuk sırasında tanışırız diye çok yakın oturmuşlar. Derken tren bir tünele giriyor, ortalık kararıyor. Bir öpücük sesi ve ardından -şırraaak- çok şiddetli bir şamar sesi duyuluyor. Tren tünelden çıkıyor. Herkes şaşkın ne oldu diye birbirine bakıyor.
Genç kız düşünüyor; (Benim yerime annemi öperlerse, işte böyle şamarı yerler..) Kızın annesi düşünüyor; (Helal benim kıza, öpüldü ama, hemen şamarı yapıştırdı.)
Yüzbaşı düşünüyor; (Ulan asker kızı öptü, şamarı ben yedim...)
Asker gülümsüyor; (İntikamımı aldım daa. Havaya bir öpücük yüzbaşıya bir şamar!!)

Sahte Rus

Soguk savasin en cafcafli yillaridir.Birgün Amerikalilar Ruslarin yeni bir silahi Sibirya da test ettiklerini haber alir vederhal en iyi ajanlarini siki bir egitime alirlar.Bu ajan kisa sürede Rus yemesini Rus gibi içmesini kisacasi gerçek bir Rus gibi davranmasini ögrenir ve derhal görevine baslar.
Sibirya da bir köye yerlesir.Birgün bir dügüne katilir.Ortama hemen ayak uydurur. Kendi kendine farkedilmedigne sevinirken bir ihtiyar adam yanina yanasir:
Yoldas sen iyisin hossun ama Amerika lisin der.
Ajan sasirir ama bozuntuya vermek istemez ve:
-Saçmalama yoldas nerden çikardin der.
Yasli adam da
-ben okuma yazma bilmem, fazla gezmisligim de yoktur ama hiç zenci rus görmedim

Cesur asker

Kimin askeri daha cesur yarismasi varmis.
Karacinin komutani :
- Oglum su tankin altina atla!, demis. Asker atlamis olmus.
Havacinin komutani :
- Oglum su ucaktan betona parasutsuz atla!, demis. Asker olmus.
Denizcinin komutani :
- Oglum su geminin altina atla!, demis.
Asker :
- Naah atlarim, demis.
Denizci komutani diger komutanlara donup :
- Bakin, benim askerim daha cesur, komutanina nah cekiyor.

İki Er

İki general bir cafede oturup konuşuyorlarmış. generalin biri "benim bir erim var çok salak demiş. diğeriyse "hayır, benim bir erim var o daha da salaktır." demiş. tartışma çok büyümeden kimin askerinin daha salak olduğunu anlamak için yarışma gibi bir şey yapmaya karar vermişler. ilk general askerini yanına çağırıp "oğlum, git bana şu 5000 lirayla bir mercedes al gel" demiş. ikinci general de askerini çağırıp "git bak ben ordu evinde miyim?" demiş. iki asker yolda karşılaşmışlar. ilki "ya benim general çok salak. bu günün pazar olduğunu bildiği halde beni araba aldırmaya gönderdi." demiş. ikincisiyse "benim general daha salak. yanında telefon dururken, beni ordu evine gönderdi." demiş

Deve

Binbaşı çölün ortasındaki kaleye komutan olarak tayin olur. Gelir gelmez tüm askeri toplayarak onlarla tanışır ve kalede yaşamın nasıl olduğunu, günlerin nasıl geçeceğini anlamaya çalışır. Her şey iyidir de kadınsız ne yapacağını bir türlü kestirememektedir. Günler aylar geçer artık komutanın dayanacak hali kalmamıştır. Postasını yanına çağırır ve seks ihtiyaçlarını nasıl karşıladıklarını sorar. Postasıda mahçup bir ifadeyle kalenin surları üzerinden 200 metre ileride beklemekte olan deveyi gösterir. Komutan şaşırır ve kesinlikle böyle bir şey yapamayacağını içinden geçirir. Günler geçtikçe komutanın cinsel arzuları katlanarak artmaktadır. Sonunda bir gece yarısı kaledekilerin hepsi uyuduktan sonra devenin yanına gider bu işi bitirecektir. Arkasına geçer yetişemez, hoplar yapamaz, zıplar yapamaz,kayanın üzerine çıkar denk getiremez, sonunda kan ter içinde geri döner. Ertesi sabah postasını çağırarak durumu anlatır ne yaptıysa deveyi beceremediğini, bunun bir kolay yolu olup olmadığını sorar. Postası cevaplar:
-Ne yaptınız komutanım 3 mil ötede bir kasaba var burdada bir genel ev var biz ihtiyacımız olduğu zaman bu deveye biner oraya gideriz. Zaten bu deveyi de bunun için orada bekletiyoruz.

Asker Temel

Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir. Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben: Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğini söyler ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve her kes iki,üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı postası olan temelin yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında temeli araştırır. Yapılan aramalarda temelden iz yoktur. Temelsiz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de temelden başkası değildir. Sevinçle temeli karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek asker dediğin böyle olmalı der ve temeli odasına çağırır. Odaya giden temele ordu komutanı:
-Bak evladım devletimiz savaş halinde,ekonomimiz bozuk ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim demiş.
Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan temel parasını tam olarak ister. Bir türlü temeli ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle altı lirayı neden kabul etmediğini sorar.
Temelin cevabı müthiştir.

Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları der.

Bel soğukluğu

Mehmet askere gitmeden 1 gün önce geneleve gitmiş. Şans bu ya Mehmet e belsoğukluğu bulaşmış. Acemilere kolay kolay hastane sevki olmaz ya durumun vahameti üzerine bizimkini askeri hastanenin üroloji (bevliye) polikliniğine sevketmişler. Sırası gelen Mehmet tabip binbaşıya şikayetini arzetmiş: Komutanı aciiiy sızliyyy ve yaniyyyy. akinti de geliyy... Doktor Memedin aleti alıp evirip çevirerek muayene ederken telefon çalmış ve binbaşı 1-2 dakika telefonla görüşmüş. Unutmuş tabii ve Mehmet e dönüp tekrar şikayetini sormuş. Fakat Mehmet huşu içinde :
Mehmet deme komutanıııım, canım deee.....

Biz öldük

Dedesi torununa katıldıgı savaşı anlatır;
Dede:
- Savaşın tam orta yerındeyız. Komutanımız ya gıder savaşır ölürsünüz yada sizi burda teker teker beceririz dedi.
Torun:
- Eee sonra dede
Dede:
Sonra mı, işte sonra teker teker öldük.

Kahvaltı

Napolyon bir sabah erkenden kalkıp nöbetçilerini kontrol etmeye başlamış. Birde ne görsün? Nöbetçilerden bir tanesi yerinde yok. Hemen aramaya başlamış. Çok geçmeden biraz ilerideki çalılıkların arasında nöbetçisini bulmuş. Asker tüfeğini ağaca dayamış, oturmuş sıçıyor. Bunu gören Napolyon hemen ağaca dayalı tüfeği kapıp askere doğrultmuş ve yaptığı şeyi parmaklayıp yemesini emretmiş. Asker istemeye istemeye söyleneni yapmış.
- Asker bu ceza sana yeter, seni bu defalık affediyorum, tekrar ederse kurşuna dizilirsin.
Deyip tüfeği askere teslim etmiş ve arkasını dönüp uzaklaşmaya başlamış. Tam o sırada nöbetçi silahını Napolyon a doğrultup "Dur" diye bağırmış.
- Hadi bakalım komutanım boku yeme sırası sende, yoksa seni vururum.
Napolyon çaresiz söyleneni yapmış ve parmağını boka batırıp yalamış.
Aradan uzun süre geçmiş ve savaş sona ermiş. Napolyon savaştan sağ çıkan askerlerinin arasında dolaşırken bir askerin önünde durup,
- Asker, ben seni bir yerden tanıyorum ama çıkartamadım.
Demiş. Asker hemen cevap vermiş:
- Doğrudur komutanım bir sabah kahvaltıyı sizinle birlikte yapmıştık.

Ulusal

Bir gün İngiliz,Fransız ve Türk askerleri bir hazine bulurlar bunlar hazineyi paylaşmak için işe koyulurlar İngiliz başlar 1 sana,1 sana,3 bana der ve Fransız sen haksızlık yapıyorsun diyip altınları İngilizin elinden alır ve baslar dağıtmaya oda derki 1 sana,1 sana,5 bana der ardından Türk çok sinirlenir ve cebinden cıkardığı silahla ingiliz ve fransızlara derki ki 1 sana,1 sana HEPSİ BANA...

Madalya

Bir gün Bismark, harpte yararlilik gösteren bir askere madalya takarken:
-Asker, 100 altın mı istersin, yoksa bu madalyayı mı?
Asker:
-Madalyanın kıymeti nedir? der. Bismark:
-Maddi değeri aşağı-yukarı üç altın, diye cevap verir.
Asker :
-Öyleyse 97 altınla madalyayı isterim!

Şemsiye

Yıllar önce İngiltere de erler şemsiye kullanmazmış.Şemsiye taşıma hakkı sadece subaylara tanınıyormuş. O yıllarda bir gün genç teğmenlerden biri, koltuğunun altında bir şemsiye ile hızlı hızlı yürüyen eri görünce, beyninden vurulmuşa dönmüş.Eri çağırarak :
-Bu ne küstahlık, demiş.Ve şemsiyeyi aldığı gibi dizinde iki parça etmiş.
-Bu sana bir ders olsun, bir daha böyle küstahlıklar yapma!
Neye uğradığını anlamayan er :
-Başüstüne, diyerek selamı çakmış ve şöyle sormuş :
-Teğmenim, beni az önce evine yollayan general şemsiyesini istediğinde kim kırdı diyeyim?

Anneniz ne diyor?

Çok genç bir İngiliz subayı, general olan babasının yanında yaverdi, yaşlı bir albaya emri iletmekle görevlendirildi
-Babam birliğinizi şu karşıki tepenin yamaçlarına çekmenizi söylüyor, efendim, dedi.
Yüzü moraran albay da şöyle dedi :
-Demek öyle söylüyor!Peki anneniz ne diyor?!...